SORGUSUZ SUAL

YEŞİM CEREN BOZOĞLU: AKTÖRLER YENİ ÇAĞIN GLADYATÖRLERİ

Esma Belgin Özdemir

@ebelginozdemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

Hem seyircisi hem de öğrencileri tarafından kıymeti bilinmiş isimlerden biri Yeşim Ceren Bozoğlu. Oyunculuktan, sinemaya; gündemden, kitaplara kadar keyifli, dobra bir söyleşi yaptık Terspektif okuyucuları için.

OYUNCULUK KİMYA DEĞİŞTİRME SANATIDIR

  • O kadar farklı rollerde izledik ki sizi; seyirciyi sürekli şaşırttınız. Dizilerde dahi tiyatral bir tat bıraktınız belleklere. Nedir sizin için oyunculuk?

Ben aktörlerin yeni çağın gladyatörleri olduğuna inanıyorum. Çünkü günlük hayat çok şiddetlendi. Bizim de başka bir şiddeti bağırsağından çıkarıp hayata getirmemiz gerekiyor, öbür türlü seyirci bizi izlemiyor, sıkılıyor. İşte o yüzden oyunculuk kimya değiştirme sanatıdır. Seyircinin gözü o kadar keskinleşti ki; sahte ile gerçeği, aktörle ‘oyuncuyu’(!) çok iyi ayırt ediyor. Ben biraz idealist, Cumhuriyetçi bir ailede büyüdüm. Annem de babam da, asker çocuğu olarak tüm ekonomik varoluşlarını kendileri yapmışlar. Babam yerden cıvata toplardı, ben fabrika temizliği yapardım. Dolayısıyla son yaptığım işte (O Hayat Benim) o mahalleler, o hayat bana yabancı değildi. Nişantaşı’na da Gaziosmanpaşa’ya da gayet hakimim. Bunun oyunculuk açısından çok büyük bir avantaj olduğunu düşünüyorum.

  • ‘O Hayat Benim’ dizisindeki ‘Nuran’ karakteri hafızalardan silinecek gibi değil…

Aktörlük satıyorum ben, güzellik satmıyorum. Gözlemsiz de biliriz; asgari ücret giren bir evin hanımı sabaha; Dior ruj, Lancome rimelle uyanmaz. Rolü satıyorsanız, hikayenin bir parçasıysanız ona göre bir form buluyorsunuz kendinize. Sen mi senaryoya hizmet edeceksin, senaryo mu sana hizmet edecek? Benim yaptığım çok da alkışlanacak bir şey değil, alt tarafı makyaj yapmadım. Öyle bir kadının tek süsü kınaydı. Ve bir de 30 kilo kadar aldım. Bunlar da çok büyük fedakarlıklar değil!

Çok sevdiğim oyun yazarı ve senarist Christopher Hampton bir repliğinde ‘tenör gırtlağını temizledi diye alkış tutulmaz ya’ der… Bir rol oynuyorsan, o oluyorsun. Buna aktör diyoruz biz. Çok da kolay bir meslek değil. Mutfakta plütonyum parçalamak daha kolaydır belki, o yüzden evinizde denemeyiniz:)

Oscar o kadar büyük bir mesele  değil. İyi PR… Bizim vermemiz gerekir o ödülleri. Topkapı ödülleri mesela. Dramanın doğduğu topraklarda yaşıyoruz. Amerika’da adam anlatıyor iştahla: ‘- Los Angeles’ın tarihi binası, 220 yıllık…’ Açtım cep telefonundan: - Bu da benim okulum, bak 1314…’ Neyi konuşuyoruz ki? Eşit değiliz, biz üstteyiz. Kaale alabileceğim bir tek Yunanistan var, benzer kültürel mirasa sahibiz. Sadece biz; kaynayan bir kazanın içinde, çok vakit kaybetmiş bir medeniyetiz.

  • Öğrencilerinize nasıl bir oyunculuk eğitimi veriyorsunuz?  Yeşim Ceren Bozoğlu nasıl bir eğitmen?         

9 Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Ana Sanat Dalı oyunculuk bölümünü bitirdim. Tabi ki akademik anlamda bir çok bilgiye bezenmiş olarak çıkıyorsunuz. Ancak bu her sorunu çözmüyor. 20 senedir setlerde, kafa göz yara yara öğrendim. Dolayısıyla öğrettiğim her şey bu sürecin tezahürü. Ama sonuçta kendi oluşturduğum bir formül var oyunculuk alanında. Günde 18 saat çalışıp, haftanın 7 günü set yapıp, bir günde 20-30 sayfa çekip ve en üst düzey performansı öğretebilmek için -samimiyetle söylüyorum- bunu Atölye 1314’ten başka öğreten bir yer yok. Benim öğrencilere hep söylediğim bir şey var: altyazı geçemiyoruz. Senaryo geç geldi, mekan ayarlanmamış, ezberi tam yapamadık… Seyirciden özür dileyemiyoruz. O yüzden de bizim burada kurduğumuz sistem, saf aktörlük ve bunun teknikleri üzerine. Çünkü bu öğrenilebilir bir teknik. Hep soruyorlar bana ‘yeteneği olmayan oyuncu olabilir mi’ diye. Ben yeteneğe kesinlikle inanmıyorum! Oyunculuğun % 99’u çalışmadır, disiplindir, kendini adamaktır. Hayatını buna adayıp da aktör olamamış kimseyi görmedim.

  • Bir oyuncunun iyi olmasının ölçütü nedir?

Çok basit; komedi oynuyorsa ve seyirciyi güldürüyorsa, tamam. Yönetmen, seyircinin aktörle birlikte ağlamasını istiyorsa ve siz o aktörü seyrederken oturup hüngür hüngür ağlıyorsanız, tamam. Ağlamıyorsa, olmamış. Kalbine değmiyorsa onlara ‘eskiz oyunculuk’ diyorum ben.

POLİTİKA ‘PR’ MALZEMESİ HALİNE DÖNÜŞTÜ

  • Oyuncuların toplumsal konularda nasıl konumlandırılması gerektiğini düşünüyorsunuz? Steril mi olmalı oyuncu?

Sen zaten işinde politik görüşünü barındırmıyorsan sanatçı değilsindir. Onun dışında politika yapmak istiyorsan da lütfen git politikacı ol! Bana çok PR geliyor o işler. Günümüzde maalesef; bu sosyal medya, timeline, takipçi manyaklığı, teşhircilik ve ‘beni sevin’ delirmesi, politikayı da toplumsal hassasiyetleri de bir PR malzemesine dönüştürdü bence. Ve ben çok samimiyetsiz buluyorum onu. Söyleyecek bir şeyiniz varsa ve siz bir sanatçıysanız zaten bir platforma sahipsiniz. Bir tarafın bayrağını tuttuğun yerde taraf olmuş oluyorsun. Ben sanatçının, siyasetin çok üstünde bir yerde konumlandığına inanıyorum. O dönemin siyasetçilerinin adını hatırlamıyoruz ama Aristoteles’i, Shakespeare’i unutmuyoruz.  Aynı sofraya -kim olursa olsun, ne olursa olsun- oturmamı engelleyen ne varsa ben onun karşısındayım.

  • Tiyatro, dizi ve sinema... Üç alanda da oyuncuların yaşadığı köklü, halledilememiş sorunlar var. Bu problemler çalışma enerjinizi nasıl etkiliyor?

Biz insanlık dışı koşullarda çalışıyoruz. Gladyatörlük lafının çıkma sebebi o. Ama o aşırı zorlanma ve yüklenme de başka bir başarı getiriyor. Vasat bir enerji ile çıkardığınız muhteşem bir sonuç olmuyor. Ancak muhteşem bir enerji ve muhteşem bir emekle çıkan sonuç muhteşem… 180 dakikayı 6 günde çekmek büyük bir sorun elbette. Bunu daha insani koşullara kavuşturduğunuzda çok daha kıymetli şeyler ortaya çıkacaktır. Önümüzdeki 20 sene içinde sinema ve dizi anlamında çok başka bir yere gidecek Türkiye. Oyuncu adaylarına en önemli önerim; sular seller gibi İngilizce konuşmak zorundalar. Çünkü sektör oraya doğru gidiyor.

  • Türkiye’de bir ilk olan doğaçlama sinema filmi ‘Bahtıkara’, ‘Ateş’in Düştüğü Yer’,  ‘Misafir’ gibi filmlerde seyrettik sizi. Türkiye sinemasına ilişkin neler söylersiniz? Dönemsel bir dönüşüm ve ilerleme var mı sizce? Sizin hayaliniz olan bir dönemde miyiz ya da?

Evet, çünkü üretim var. Yönetmen sineması anlamında çok başarılı yapımlara imza atıyoruz. Nuri Bilge Ceylan, Semih Kaplanoğlu, Reha Erdem, Zeki Demirkubuz, Onur Ünlü… Ödüle doyamama halimiz var. Onun dışında kaliteli popüler sinema anlamında da çok iyi örnekler çıkmaya başladı. Benim bir hayalim var: 10 ay çarpı 4, 40 bölüm bir iş başladığında kaset teslimi yapıyoruz diyelim. Şöyle bir şey yapılsa, o 40 bölümün bir tanesinin parası bir havuzda toplansa ve bunun bir kısmı -sektör bağlamında- kısa metraj için, bu işin okullarında okuyan genç sinemacılara paylaştırılsa, kalan kısmı da sinema filmi çekmek için, senaryo yazdırıp, yarışma yapıp yeni sinema filmlerine aktarılsa, başka şeylerden bahsediyor olabiliriz. Tabi bu bir vizyon meselesi, çaba gerektiriyor.

KİM ÖLDÜRDÜYSE GİT ONA BAĞIR

  • Genel olarak TV ya da sinemanın kitle psikolojisi bağlamında olumlu nasıl bir katkısı olmalı?

Ben, yelpazenin her noktasında iş üretmek gerektiğine inanıyorum. Senaryo ne anlatıyor, hikayenin derdi ne ve sen filmi niye yapmak istiyorsun? Anlatmak istiyorsan, anlatırsın. Televizyon dizileri elbette ticarethanede satılan bir maldır. Orada bir sanat yapmıyoruz, maalesef. Amma ve lakin sanatın gerektirdiklerini de bunların içine enjekte edemeyeceğimiz anlamına gelmez bu. Yani TV işlerinde kamu yararı gözetilmeli. Çocukları korumamız gerektiği hususunda son derece muhafazakar düşünüyorum. Kitle ise canının sıkılmasını istemiyor artık, eğlenmek istiyor. Çok haklı! O zaman eğlencenin içine fikir gömeceksiniz. Hapın üstünü şekerle kaplayacaksınız yani. Akbilimi doldurmuş gelmişim tiyatroya, 50 lira bilet, 10 lira çay… Bütün gün işten, güçten anam ağlamış. Oyuncu çıkıyor suratına suratına haykırıyor: ‘- Yahudileri neden öldürdün!’ ‘– Ben öldürmedim. Kim öldürdüyse git ona bağır kardeşim! Bana niye bağırıyorsun?’ Bu nasıl yapılır? Ertem Eğilmez’in son dönem filmlerine baksınlar. Siz Tarkovski üzerinden politik sinema yaparsanız, olmaz. Coğrafyayı, kaynağı iyi bilmek gerekiyor.

  • Sürekli kendini yenileyen, dönüştüren bir oyuncu olarak kitaplarla da aranız iyi olmalı. Edebiyatın hayatınızdaki yerini merak ediyoruz…

Edebiyat, cennet bahçesi… Okuyana kadar kimse dokunamaz kitaplarıma, sonra hediye ederim. Çok çeşitli okuyorum demeyi isterdim ama elim hep; psikoloji, yeni çıkan oyun, sinema, incelemeler, gösterge bilim türüne gidiyor. Yeni çıkan ve çok satanları okumaya çalışıyorum çünkü çağı iyi tanımak gerek. Bu her oyuncu için ödev. Bence en acıklı şey ruhu eskiyen oyuncu…

  • Sinema ve tiyatronun basın tarafını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeterince anlamlı bir alan açabiliyor mu kendine?

Atölye 1314 magazini seviyor, magazinin hastasıyızJ Asla bir kinaye yok, samimi söylüyorum. Ama nasıl bir magazin fanıyız; işinizi doğru tarif ettiğiniz, kendinizi doğru anlattığınız, ‘temiz magazin’den tarafız. Basın artık cep telefonu! Herkes muhabir, editör! Bilgi kirliliği oluyor ama diğer yandan müthiş bir zenginlik. Donanımlı insan için bir ayıklanma da sağlayabilir bu çoğalma.

 

DİĞER ROPÖRTAJLAR

İkiyüzlü Ahlak Anlayışımız Bıçak Altında (Kasap Havası)

Füsun Demirel: Hayat İle Mücadelem Hiç Bitmiyor

Celal Çimen: Söyleyecek Sözü Olan Herkesin Film Çekmeye Hakkı Var

Doğa Can Anafarta: Filmimizi İzlemek Cesaret İstiyor

Hilal Sönmez 'Son Bir Dans'ı Anlattı

Kanatsız Karıncalar Da Uçar Mı Dersiniz?

Mahur Özmen: ‘Hiçbirimiz, Kenan Evren’İn Olumsuz Şahsiyetinde Kendini Temize Çekmemeli’

Avni Kütükoğlu: Yalın, Gerçek Ve Sessiz Bir Hikaye ‘Beni De Götür’

Sinemanın Zarif Yüzü: Nebahat Çehre

Erkan Can: Derdi Olan Sinemayı Seviyorum

Esra Şengünalp: Her Şeyini Ortaya Koymaktır Sinema

Selen Uçer: Bugünün Samimi Anlatımını, Derdini, Hikayesini Seviyorum

Murat Deniz: Sinemacı Büyücü; Sinema, Büyücünün Önündeki Küre

Funda Eryiğit: 'Biz Yaptık, Seyirci Anlamıyor’ Olmaz!

Berkay Ateş: Her Şey ‘Abluka’ Altında

Ebru Kaymakçı: Kâşif Olmak Lazım. Hiç Durmadan Keşfe Devam Etmeli Oyuncu

Hülya Koçyiğit: Yaşayan Ve Yaşatan Filmleri Seçtim

Ertan Kılıç: Sanat Ve Oyuncu Muhalif Olmalı. Sadece Bu Eleştirel Bakış; Sanatı, Sanatçıyı Ve İnsanı Daha İyiye Taşıyabilir.

Yeşim Ceren Bozoğlu: Aktörler Yeni Çağın Gladyatörleri

Demet Cengiz İle "Patronca" Üzerine...

Saba Tümer: Milyon Dolarlardan Banane, Adam Gibi Film Yap!

Jehan Barbur: Bir Filmi Söz Ve Sesle Anlatmak Ayrıcalıklı Bir Duygu

Özge Kocatürk : “Yönetmen Bir Kaptır, Oyuncu Da Bir Sudur."

Cezmi Baskın: Sinemamız Manüfaktür Dönemini Yaşıyor

Selim Evci: 'Saklı’ Susmayan Bir Film

İpek Tuzcuoğlu: İnsanlar İçin Yaşamamayı Öğrendim...

Duygu Demirdağ: İspanyol Sineması Travmalarını Çok İyi Anlatıyor

Atalay Taşdiken: Arama Moturu Sahici Ve Eğlenceli Bir Durum Panoroması

Ragıp Gülen: Tiyatro Ve Sinema Oyunculuğu Esas, Dizi Oyunculuğu Fast Food

Gerçekten Güzel Mi İstanbul Ayla Abla?

Ece Yüksel: Farklı Projeler İle Sınırlarımı Zorlamak Beni Mutlu Ediyor

Pakistan Filminde Bir Türk Kızı: Emel Karaköse

Yine, Yeniden Ben-Hur : Jack Huston

Semra Güzel: 'Kervan 1915' Çok Şey Kattı Bana

Reha Beyoğlu: Reis’Teki Reha’Yı, Reha’Daki Reis’İ Seyrettireceğim

Ayta Sözeri: ‘Kosmos’ İle Kesilen Nefesimiz, ‘Koca Dünya’ İle İçimize Dönüyor

4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali

Harun Can 'Baktığın Aynaya, Seviştiğin İnsana Oynuyorsun Bazen'

Sesinde Bir Tatlı Huzur… Bennu Yıldırımlar

Festival Başlıyor: İlker Savaşkurt 'Damat Koğuşu'nu Anlattı