SORGUSUZ SUAL

SESİNDE BİR TATLI HUZUR… BENNU YILDIRIMLAR

Gökşen Aydemir

goksen_aydemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

Bennu Yıldırımlar, 20 yıllık kariyerine tiyatro, sinema ve diziler sığdırmış bir oyuncu. Televizyon ile kitlelerin tanıdığı, sevdiği ve ona en çok hüznü yakıştırdığı bir yüz. Azımsanmayacak bir sinema kariyerine de sahip. Hacı Yusuf Efendi filmiyle başlayan sinema kariyeri son filmi Ağustos Böcekleri ve Karıncalar ile devam ediyor. 

 

ÖDÜLLENDİRİLMEK ÇOK GÜZEL AMA ARKASI YOK

Kariyerinize baktığımda konservatuar eğitiminden sonra tiyatro, sinema ve televizyonun neredeyse eş zamanlı olarak hayatınıza girdiğini görüyorum. Nasıl başladı sanat serüveni?

1990 yılında konservatuarı bitirdim. 1.5 yıllık bir İngiltere deneyimim oldu. Dil öğrendim ve mesleki kurslara gittim. Zaten okurken 1988 yılından itibaren İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda çalışmaya başlamıştım. İlk filmim 1987 yılında Türker İnanoğlu’nun çektiği Hacı Yusuf Efendi filmiydi. İkinci filmim 1994 yılında Ağrı’ya Dönüş oldu.

 

Ağrı’ya Dönüş filminde rolünüzle Ankara Film Festivali’nde Umut Veren Kadın Oyuncu ödülünü almıştınız…

Tabi insan ödül almak için bir filmde oynamıyor. Ödüle layık görülünce de farklı duygulara sahip oluyor. Ama burası Hollywood değil, bunun unutulmaması lazım. Ödülle ilgili çok büyük şeyler ummamak lazım, evet ödüllendirilmek çok güzel ama öyle çokta arkası gelmiyor. Sene 1960 değil, ‘Ses Dergisi’nden çıkmış değiliz. Ardı ardına film çekme imkanınız yok.

 

Sonrasında Atıf Yılmaz’ın Gece Melek ve Bizim Çocukları’nda oynuyorsunuz. Televizyon dizilerine kadar irili ufaklı pek çok rolde sizi görüyoruz.

Evet, o dönemde çekemediğim filmlerin bile ayrı bir hikayesi olur. Gece Melek ve Bizim Çocuklar benim için çok önemli bir filmdi. Ama bazen almak istediğiniz rolleri alamıyorsunuz. Uygun görülmüyorsunuz.

 

Sinemada tiyatrocu olmakta başlı başına bir sorun oluyor muydu? Ön yargıyla yaklaşıyorlar mıydı?

Eski dönemlerde evet, bir ön yargı vardı ama yardımcı rollerde tiyatrocular kurtarıcı gibi kullanılıyordu. Yeni nesil yönetmenlerde böyle bir durum yok.

 

İlk büyük ve önemli rolünüzü Reha Erdem’in Kaç Para Kaç filminde alıyorsunuz.

Evet, benim için de çok güzel bir süreçti. O yıl Türkiye’nin Yabancı Oscar aday adayı olmuştur. Reha Erdem, kendini öne çıkarmayı sevmeyen bir yönetmen, mütevazı ve özel bir dünyası var. Çok saygı duyduğum biri. Biz bugün Oscar aday adayı olan filmlerin yaşadığı hiçbir şeyi yaşamadık.

 

BASININ TAVRI İÇİMİ ACITMIŞTI

Kariyerinize baktığım zaman Atıf Yılmaz, Reha Erdem, Çağan Irmak, Raşit Çelikezer gibi birbirinde farklı değerli yönetmenlerle çalıştığınızı görüyorum. Bu yönetmenler oyunculuğunuza neler kattı?

Hepsiyle çalışmak ayrı ayrı zevkti ama bunlar benim hayatımda sürekli olan şeyler değil. 1994 yılında iki film yapmıştım. Biri daha mütevazı koşullarda çekilen Eski Fotoğraflar, diğeri ise ülkemiz sinema sektörü standartlarının çok üstünde prodüksiyon koşullarına sahip olan Kaç Para Kaç. Hatta insanlar ‘sen sinemada çok yer almaya başladın’ demişlerdi. Ama öyle olmadı. 2008 yılına kadar beklemek zorunda kaldım. Gökten Üç Elma Düştü filminin senaryosunu çok sevmiştim. İnsanlar televizyon dizilerinde oynadığımız için bizi o karakter ile özdeştiriyor. Onun dışında bir şey yapınca, daha ilginç karakterlere hayat verince basının garip davranışlarına mazur kalıyorsunuz. Basın sizi filmdeki bazı bölümlerle ve ‘o da soyunmuş’ diye lanse edebiliyor. 10 yıl sonra bir film yapıyorsunuz ve yepyeni bir karaktere hayat vermeye çalışıyorsunuz, sinema yapıyorsunuz.  O dönem basının bu tavrı içimi çok acıtmıştı.

 

Rol seçiminizi neye göre yapıyorsunuz?

Filme göre değişiyor. Her çalışmanın ayrı bir kriteri olabiliyor. Benim isteğimin dışında koşullar oluyor. İnsan 4.5 yıl bir televizyon dizisinde rol alacağını tahmin edemiyor. Bu süreç içerisinde tiyatroya devam ettim. Hayatınızda iyi bir filme yer kalmıyor. Bu dönemde kaçırdığım filmler üzerine de ayrı bir kitap yazılabilirJ Televizyonda var olduğunuz zaman insanlar sizi sadece televizyon ile sınırlıyor. Ama ben her sezon tiyatro yaptım. Bazı sezonlar iki ya da üç oyunda oynadığım bile oldu. Çünkü oyunculuk benim hep yapmak istediğim işti.

 

‘AĞUSTOS BÖCEKLERİ VE KARINCALAR’ BİR HESAPLAŞMA HİKAYESİ

Bu sene Erhan Tuncer’in Ağustos Böcekleri ve Karıncalar filminde rol aldınız. Yollarınız nasıl kesişti?

Erhan Tuncer bize ulaşmıştı. Senaryoyu görmek istedim. Bu genç yönetmenin filminde olmak istedim. Daha önce gençlerin çektiği kısa filmlerde de oynamıştım. Onların dünyaları, bakış açıları hoşuma gidiyor. Katkıda bulunmak istedim. Sonra hep birlikte aileyi oluşturduk ve okuma provası yaptık. Ve Erhan, küçük bir mekanın, bir evin içine soktu bizi. Erhan bizi oyuncu olarak çok sevdi ve çok yakınımıza girdi. Filmin başarısı bence bundan kaynaklanıyor. Filmin ekibi gençlerden oluşuyordu. Onların coşkularına, hayallerine ortaklık etmek beni de mutlu etti. Televizyonda yer alan bir oyuncu olarak, televizyondaki imajınızı yıkmak için çaba sarf etmeniz gerekiyor. Filmde, oyunculuğumla ilgili yönetmen Erhan Tuncer ve ekip ile ortak kararlar verdik. Erhan’ın hikayesinin en güzel yanı ‘evrensel’ olması. Bir aile ve hesaplaşma hikayesi Ağustos Böcekleri ve Karıncalar… İnsanların maskeleri ve onları ortaya çıkarma şekilleri birbirine çok benziyor. Gücünü de buradan alıyor film bence.

 

Sizi bir rolde en çok ne çeker?

En çok hikayesinin haklılığı çeker beni. Oynayacağım karakterleri, koşullar açısından değerlendiririm. Empati kurmaya çalışırım. Samimi oynamak için bu gerekli diye düşünüyorum.

 

Sizi sinemada bağımsız filmlerde ve festival filmlerinde gördük. Türkiye’de gişe filmleri ve festival filmleri diye keskin bir ayrım var. Bu ayrımı nasıl buluyorsunuz? Size hiç gişe filmi teklifi geldi mi?

Bana kalırsa; bağımsız sinema ile gişe sineması birbirine destek olmak zorunda. Başka türlü endüstri haline gelemez. Fonların oluşması ve bağımsız sinemanın desteklenmesi için bu gerekli. Evet, gişe filmlerinden de teklifler gelmişti ama takvim uyuşmazlıkları olmuştu. İnsan ‘bir de gişe filminde oynayayım’ motivasyonuyla yaklaşmaz olaya, en azından ben yaklaşmıyorum.

 

Türkiye’de çalışmak istediğiniz bir yönetmen var mı?

Çok sevdiğim kadın bir yönetmen olan Yeşim Ustaoğlu ile çalışmayı çok isterdim.

 

Dizi oyunculuğuyla sinema oyunculuğu arasında bir fark var mı?

Orada, yönetmen faktörü devreye giriyor. Dizilerde çekim süreci daha kısa ve sürekli sizi yönetmenin gözlemlemesi gerekiyor. Bunu sevmeyen oyuncular için dizi oyunculuğu çok zor olabilir.

 

 

TÜRKİYE’DE SİNEMA SEKTÖRÜ YOK

İngiltere’de yaşadığınız dönemde yurt dışında oyunculuk yapmak istediniz mi? Yada daha sonra böyle bir girişiminiz oldu mu?

Gerçekten böyle bir isteğim olmadı çünkü özellikle İngiltere’de oyunculuğun her türlü ayrımcılığa açık olduğunu biliyordum ve gözlemliyordum. Bizim en iyi oyuncularımıza bile İngilizi oynatmıyorlardı. Türk’ü ve Ortadoğulu’yu oynatıyorlardı. Fiziksel özelliklerin elverişli olsa da sana İngiliz’i oynatmıyorlar. Kafalarında kalıplarla yaşıyorlar. Oralarda bu işi yapmak için uzun yıllar ve sabır gerekiyor galiba, bu durum insanda ikilem yaratır.

 

Türk sinemasında sizce neden orta yaş kadın hikayeleri yazılmıyor?

Çünkü Türkiye’de sinema sektörü yok. Siz burayı Hollywood ile karşılaştırmayın. Orada kendini kanıtlamış Meryl Streep gibi oyunculara özel senaryolar yazılıyor, burada imkansız.

 

Bu sezon tiyatro, sinema ve televizyonda neler yapıyorsunuz?

Şehir tiyatrosunda 12. Gece oyunu devam ediyor. Bir sinema filmi çektik. O çıkacak. Bu sezon Altınsoylar dizisi vardı oda yayından kaldırıldı.

DİĞER ROPÖRTAJLAR

İkiyüzlü Ahlak Anlayışımız Bıçak Altında (Kasap Havası)

Füsun Demirel: Hayat İle Mücadelem Hiç Bitmiyor

Celal Çimen: Söyleyecek Sözü Olan Herkesin Film Çekmeye Hakkı Var

Doğa Can Anafarta: Filmimizi İzlemek Cesaret İstiyor

Hilal Sönmez 'Son Bir Dans'ı Anlattı

Kanatsız Karıncalar Da Uçar Mı Dersiniz?

Mahur Özmen: ‘Hiçbirimiz, Kenan Evren’İn Olumsuz Şahsiyetinde Kendini Temize Çekmemeli’

Avni Kütükoğlu: Yalın, Gerçek Ve Sessiz Bir Hikaye ‘Beni De Götür’

Sinemanın Zarif Yüzü: Nebahat Çehre

Erkan Can: Derdi Olan Sinemayı Seviyorum

Esra Şengünalp: Her Şeyini Ortaya Koymaktır Sinema

Selen Uçer: Bugünün Samimi Anlatımını, Derdini, Hikayesini Seviyorum

Murat Deniz: Sinemacı Büyücü; Sinema, Büyücünün Önündeki Küre

Funda Eryiğit: 'Biz Yaptık, Seyirci Anlamıyor’ Olmaz!

Berkay Ateş: Her Şey ‘Abluka’ Altında

Ebru Kaymakçı: Kâşif Olmak Lazım. Hiç Durmadan Keşfe Devam Etmeli Oyuncu

Hülya Koçyiğit: Yaşayan Ve Yaşatan Filmleri Seçtim

Ertan Kılıç: Sanat Ve Oyuncu Muhalif Olmalı. Sadece Bu Eleştirel Bakış; Sanatı, Sanatçıyı Ve İnsanı Daha İyiye Taşıyabilir.

Yeşim Ceren Bozoğlu: Aktörler Yeni Çağın Gladyatörleri

Demet Cengiz İle "Patronca" Üzerine...

Saba Tümer: Milyon Dolarlardan Banane, Adam Gibi Film Yap!

Jehan Barbur: Bir Filmi Söz Ve Sesle Anlatmak Ayrıcalıklı Bir Duygu

Özge Kocatürk : “Yönetmen Bir Kaptır, Oyuncu Da Bir Sudur."

Cezmi Baskın: Sinemamız Manüfaktür Dönemini Yaşıyor

Selim Evci: 'Saklı’ Susmayan Bir Film

İpek Tuzcuoğlu: İnsanlar İçin Yaşamamayı Öğrendim...

Duygu Demirdağ: İspanyol Sineması Travmalarını Çok İyi Anlatıyor

Atalay Taşdiken: Arama Moturu Sahici Ve Eğlenceli Bir Durum Panoroması

Ragıp Gülen: Tiyatro Ve Sinema Oyunculuğu Esas, Dizi Oyunculuğu Fast Food

Gerçekten Güzel Mi İstanbul Ayla Abla?

Ece Yüksel: Farklı Projeler İle Sınırlarımı Zorlamak Beni Mutlu Ediyor

Pakistan Filminde Bir Türk Kızı: Emel Karaköse

Yine, Yeniden Ben-Hur : Jack Huston

Semra Güzel: 'Kervan 1915' Çok Şey Kattı Bana

Reha Beyoğlu: Reis’Teki Reha’Yı, Reha’Daki Reis’İ Seyrettireceğim

Ayta Sözeri: ‘Kosmos’ İle Kesilen Nefesimiz, ‘Koca Dünya’ İle İçimize Dönüyor

4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali

Harun Can 'Baktığın Aynaya, Seviştiğin İnsana Oynuyorsun Bazen'

Sesinde Bir Tatlı Huzur… Bennu Yıldırımlar

Festival Başlıyor: İlker Savaşkurt 'Damat Koğuşu'nu Anlattı