SORGUSUZ SUAL

SELİM EVCİ: 'SAKLI’ SUSMAYAN BİR FİLM

Esma Belgin Özdemir

@ebelginozdemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

Bazen susarak, bazen konuşarak insandan sızan her duyguyu perdeye yansıtan hesapsız bir yönetmen Selim Evci. Hayat çizgisini açık eden, tanıklığını söze ve görsele dönüştüren genç yönetmen, 3 yıl sonra 3. filmi ‘Saklı’yı 22 Nisan’da seyirci ile buluşturuyor. Saklamadan ve sakınmadan… 

  • İki Çizgi, Rüzgarlar ve şimdi de Saklı… Çıkış hikayesi nedir Saklı’nın? Seyirciyi nasıl bir film bekliyor?

İki Çizgi ilk filmim, bendeki yeri çok özel. Dünyanın en iyi filmini yapmak için değil, bir film yapmak için yola çıktım. Saklı’da içinde bulunduğumuz topluma dair çok iz var. Bu toplumda yaşamak, aile yapısı, ahlak kavramı, riyakarlık, sakladığımız küçük alanlar var Saklı’da. Antalya’da gösterildi film; seyirci bir dramın içinde komedi yakaladı. Kahkahalarla eşlik ettiler, bu kadarını beklemiyordum. Bu da filme bir ritim getiriyor. Oyuncuların performansı ile ilintili elbette bu durum. Seyirci bir ikilem yaşadı filmde. Önceki filmlerime göre çok diyaloglu oldu Saklı… Niye çok konuşan bir film oldu, hiçbir fikrim yok☺ Benim sinemam da böyle evriliyor demek ki. Ama hesaplı değildi, onu söylemeliyim.

FESTİVALLERİ FESTİVAL YAPAN, FİLMLERDİR!

  • Saklı’nın vizyon tarihi 2015’ti aslında. Neden seyirci ile buluşması 22 Nisan 2016’ya ertelendi?

Filmler tamamlanınca bir takvim belirleniyor. 2015’te İstanbul Film Festivali’nde prömiyer yapacaktık ardından da vizyon tarihi belirlemiştik. Bakanlığın da bize vermiş olduğu bir takvim var. Tabi geçen yıl yaşanan aksama ‘Saklı’ gibi birçok filmin tarihini etkiledi, maddi-manevi zarara uğrattı. Daha sonra İKSV’nin bir açıklaması oldu; Eylül’de telafi edileceğine dair. Olması gereken de bu, çünkü filmleri sahiplenmekle yükümlüdür festivaller. Ancak kurum yine vazgeçti. Festivalleri festival yapan filmlerdir. Filmler olmasa festivaller olmaz. ‘O film olmazsa, bu film başvurur, filmler bize muhtaçtır’ düşüncesi ile yaklaşılırsa, tıpkı ülkedeki sanat alanının sıkıştığı gibi; bu o sıkışmışlıktan faydalanmak olur. Elbette biz festivalleri önemsiyoruz, bizim için bir vitrin. Ama bu önemsemeyi bir mecburiyet algısıyla baskıya dönüştürmek yanlış. İşte bu gibi nedenlerle filmimizin vizyon tarihi 22 Nisan’a ertelenmiş oldu.

  • ‘Saklı’ ismi gibi saklananları mı açık ediyor yoksa saklı olanları mı arttırıyor?

Filmden çıktıktan sonra herkes saklısını düşünmeye başlıyor. Bir anne filmden çıktıktan sonra şöyle demişti: ‘- Benim kızım da okul gezisi diye gitti, emin değilim şimdi, nereye gitti?’ Depreştiren, tetikleyen bir yanı var filmin.

SAKLI’YI YAZARKEN DOĞRUYU ARAMADIM

  • Bu annenin kuşkuları, pek çok ebeveyn için geçerli aslında. Son dönem; kadın cinayetleri, kayıplar ya da genç kızların yaşça büyük erkeklerle birlikte olmaları sorunu, masamızda çözümsüz bekliyor. ‘Saklı’ bu noktada endişeleri arttırır mı?

Çok iyi bir soru… Ben bu filmi yazarken doğruyu aramadım, ayna tuttum. Bu filmdeki ruhsal çözümleme seyirciye ait. Bu olaylar her coğrafyada her çağda yaşanıyor. Didaktik bir şekilde ‘doğru budur’ diyen bir film yapmak istemem. Filmler akılda bıraktığı sorularla farkındalık yaratabilir.

FİLMLER DE FESTİVALLER GİBİ PARAYLA YAPILIYOR!

  • ‘Saklı’ pek çok öle de layık görüldü… Festivaller ve ödüller konusunda neler söylersiniz?

Ödüller elbette subjektif bir sonuç, çok da abartmamak lazım. Filmlerin değerini zaman içindeki konumu belirliyor. Festivallere gelince; bu etkinlikler bizde organizasyon mantığıyla yapılıyor. Halbuki sanatsal bir etkinlik. Partilerle, tekne turlarıyla olmuyor bu işler. Sinema sanatı için lokomotif olma durumu oluşmalı. Son dönemde Antalya’yı daha iyi gördüm festival konusunda. Daha derli topluydu.

  • Saklı’nın oyuncu kadrosuna da değinelim biraz…

Settar Tanrıöğen karakteri derinleştiren, çalışması çok rahat bir oyuncu… İlhan Şeşen’de tam istediğim fiziksel özellikler vardı. Heyecanlandıran bir karakter… İlhan abinin sinema yapmak istediğini de hissettim. Disiplinli ve sorgulayıcı biriydi set süresince. Şöyle dedi bir kere: ‘Oyunculuk çok kolaymış; utanmayacaksın, yönetmenin dediğini yapacaksın☺’ İlhan Şeşen’in ödül almasına çok sevindim. İlk sinema filmi… Türkü Turan, Pelin Akil, Şehnaz Bölen Taftalı, Bala Atabek, Ümit Çırak, hepsi çok başarılıydı, iyi bir set oldu. 

HAYAT KADAR HİKAYESİ OLAN FİLMLERİ SEVİYORUM

  • Kime ‘iyi oyuncu’, kime ‘iyi seyirci’, nasıl bir yapıma ‘iyi film’ der Selim Evci?

Hiçbir filme kolay kolay kötü demem. Bazen sevmediğim bir filmin tek bir sahnesini görüyorum ‘iyi ki bu filmi izledim’ diyorum. İyi film; abartmayan, gerçeklik çizgisini koruyan filmler benim için. Büyük olayları tercih etmeden hayat kadar hikayesi olan filmleri seviyorum. Karaktere boyut kazandıran ve katmanları yükselten oyuncu, yönetmene konfor kazandırır. Dolayısıyla iyi oyuncu; karakteri oynamıyor, yaşıyor. İyi seyirci… Herkes seyreder, iyi seyirci diye bir şey yok! Benim filmlerimi seven iyi seyircidir☺. İşin o kısmı çok değişken; kendine göre bir şey bulduysa, filmle eşleştirdiyse ruhunu, o film için iyi seyirci olur.

  • Film eleştirileri hususunda neler söylersiniz? Türkiye’de sinema yazını geliştirici düzeyde mi?

Açıkçası ilk yıllarda daha çok okuyordum, eskisi kadar takip etmiyorum. Çok önemsediğimi söyleyemem. O da kişisel bir görüş neticede. Ama filmi masaya yatıran, her yönüyle analiz eden eleştirileri önemsiyorum. Bizde daha çok bir şeye benzetme, kıyaslama var. Geliştirilmesi gereken bir alan olduğunu düşünüyorum.

  • Selim Evci’nin koleksiyonunun en değerli filmleri hangileri?

Yakın zamanda keyifle seyrettiğim Force Majeure (Turist) var. The Loneliest Planet’ten (Yalnız Gezegen) çok etkilendim. Knife in the Water (Sudaki Bıçak) yine çok sevdiğim filmlerden. Meksika sinemasını da takip ediyorum.

  • Kitaplığınızın gözde eserlerini de soralım…

En son ‘Zamanımızın bir Kahramanı’nı okudum Mihail Lermontov’dan. Klasikleri okumayı seviyorum. Özellikle Rus edebiyatı tam bir maden…

  • Son olarak neler söylemek istersiniz?

Bu devirde sinema dergisi çıkarmak, onu hayatta tutmak çok zor. Ama olmalı çünkü biz bunlara alıştık. Kağıttan okumak, ona dokunmak başka bir şey. Ama tıpkı filmler nasıl salon bulamıyor vizyon için, basılı dergiler de hak ettiği karşılığı görmüyor. Çok güzel bir dergi Sinema Terspektif, kapsamı geniş, bir yere sıkışmamış. Tebrik ediyorum sizleri…

***

Usta isim Settar Tanrıöğen, oyunculuğu ile heyecanlandıran İlhan Şeşen ve genç oyuncu Türkü Turan da Sinema Terspektif okuyucuları için Saklı’yı anlattı…

  • Saklı’nın Ali Bey’i nasıl biri?

S.T: Aşık olduğunu söylediği, bina yıkma ve yerine mimari şahaserler kondurma işi olan yap-satçılıkla uğraşan ve buradan kazandığı helal parayla, kendisine gelen telefon mesajlarını söz konusu yaptığında azarlayacak kadar çok sevdiği eşi, bekaret kontrolüne götürecek kadar üzerlerine titrediği iki kızı ve hiç bir maddi destekten kaçınmadığı Rus kapatması ile mutlu ve huzurlu geçinip giden, namuslu, başarılı, çalışkan, itikat sahibi, kel kafalı, tonton, sempatik, efendiden bir arkadaş.

  • Antalya’daki gösterimin ardından övgüyle söz edildi Saklı’dan. Filmografinizde nasıl bir yere sahip bu yapım?

S.T: İnsanlara lazım olduğunu düşündüğüm, içinde olmaktan mutlu olduğum 'öteki' filmlerin yanında yerini aldı diye düşünüyorum.

  • İlk sinema filminiz ile Cezayir'de gerçekleşen Annaba Film Festivali'nden En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'ne layık görüldünüz. Sizin için nasıl bir deneyim oldu? Oyunculuk ne ifade ediyor İlhan Şeşen için?

İ.Ş: Çok keyifle çalıştığım bir film oldu Saklı. Oyunculuk -kısa tarifiyle- yönetmenin dediğini yapabilmektir. Selim'le çalışmak da işimi oldukça kolaylaştırdı, filmi kafasında çok iyi kurgulamıştı. Ödüle ise çok sevindim. Umarım seyirci de filmimizi sevecektir.

  • Saklı'nın Mahir Bey'i nasıl biri peki?

İ.Ş: Mahir, muhafazakar kimliğe sahip, doğu ile batı arasında sıkışmış bir karakter. Yalnız ve içinde fırtınalar kopan bir müzisyen.

  • Saklı’daki Duru’yu da merak ediyoruz. Türkü Turan nasıl bir kadına hayat veriyor bu kez?

T.T: Duru, baba baskısıyla yaşayan ve bu baskının içinde kendi özgürlüğünü inatla yaşamaya çalışan bir genç kadın. Ailesine hiç benzemiyor, bu sebepten de kendini sürekli sıkışmış hissediyor. Bu toplumda kadın olmak başlı başına zorken bir de sürekli babasının sıkı kontrolü altında olmak onu sürekli hata yapmaya itiyor. Belki de bu yüzden, sıkışmışlığının inadından ya da sadece sevdiğinden, en yakın arkadaşının babasıyla yasak bir ilişki yaşamaya başlıyor. Ve bu ilişki onu tahmin edilemez bir hikayeye sürüklüyor.

  • Saklı’yı nasıl bir film olarak tanımlarsanız?

T.T: Her şeyden önce erkek bir yönetmenin kaleminden ve gözünden çıkmış bir film olan Saklı, bir kadının en derin duygularını anlayabiliyor olmasıyla çok özel bir film. Kadınlara yapılan baskının, tecavüzün, tacizin gittikçe arttığı ve cezasız kaldığı günümüz Türkiye'sinde 'kadın olmayı' anlıyor ve taraf tutmadan hikayesini anlatabiliyor. Kadın yönetmenlerin bile erkek filmleri çektiği bu zamanda Türk sinemasında çok kıymetli ve ince bir yerde duruyor.

 

 

 

DİĞER ROPÖRTAJLAR

İkiyüzlü Ahlak Anlayışımız Bıçak Altında (Kasap Havası)

Füsun Demirel: Hayat İle Mücadelem Hiç Bitmiyor

Celal Çimen: Söyleyecek Sözü Olan Herkesin Film Çekmeye Hakkı Var

Doğa Can Anafarta: Filmimizi İzlemek Cesaret İstiyor

Hilal Sönmez 'Son Bir Dans'ı Anlattı

Kanatsız Karıncalar Da Uçar Mı Dersiniz?

Mahur Özmen: ‘Hiçbirimiz, Kenan Evren’İn Olumsuz Şahsiyetinde Kendini Temize Çekmemeli’

Avni Kütükoğlu: Yalın, Gerçek Ve Sessiz Bir Hikaye ‘Beni De Götür’

Sinemanın Zarif Yüzü: Nebahat Çehre

Erkan Can: Derdi Olan Sinemayı Seviyorum

Esra Şengünalp: Her Şeyini Ortaya Koymaktır Sinema

Selen Uçer: Bugünün Samimi Anlatımını, Derdini, Hikayesini Seviyorum

Murat Deniz: Sinemacı Büyücü; Sinema, Büyücünün Önündeki Küre

Funda Eryiğit: 'Biz Yaptık, Seyirci Anlamıyor’ Olmaz!

Berkay Ateş: Her Şey ‘Abluka’ Altında

Ebru Kaymakçı: Kâşif Olmak Lazım. Hiç Durmadan Keşfe Devam Etmeli Oyuncu

Hülya Koçyiğit: Yaşayan Ve Yaşatan Filmleri Seçtim

Ertan Kılıç: Sanat Ve Oyuncu Muhalif Olmalı. Sadece Bu Eleştirel Bakış; Sanatı, Sanatçıyı Ve İnsanı Daha İyiye Taşıyabilir.

Yeşim Ceren Bozoğlu: Aktörler Yeni Çağın Gladyatörleri

Demet Cengiz İle "Patronca" Üzerine...

Saba Tümer: Milyon Dolarlardan Banane, Adam Gibi Film Yap!

Jehan Barbur: Bir Filmi Söz Ve Sesle Anlatmak Ayrıcalıklı Bir Duygu

Özge Kocatürk : “Yönetmen Bir Kaptır, Oyuncu Da Bir Sudur."

Cezmi Baskın: Sinemamız Manüfaktür Dönemini Yaşıyor

Selim Evci: 'Saklı’ Susmayan Bir Film

İpek Tuzcuoğlu: İnsanlar İçin Yaşamamayı Öğrendim...

Duygu Demirdağ: İspanyol Sineması Travmalarını Çok İyi Anlatıyor

Atalay Taşdiken: Arama Moturu Sahici Ve Eğlenceli Bir Durum Panoroması

Ragıp Gülen: Tiyatro Ve Sinema Oyunculuğu Esas, Dizi Oyunculuğu Fast Food

Gerçekten Güzel Mi İstanbul Ayla Abla?

Ece Yüksel: Farklı Projeler İle Sınırlarımı Zorlamak Beni Mutlu Ediyor

Pakistan Filminde Bir Türk Kızı: Emel Karaköse

Yine, Yeniden Ben-Hur : Jack Huston

Semra Güzel: 'Kervan 1915' Çok Şey Kattı Bana

Reha Beyoğlu: Reis’Teki Reha’Yı, Reha’Daki Reis’İ Seyrettireceğim

Ayta Sözeri: ‘Kosmos’ İle Kesilen Nefesimiz, ‘Koca Dünya’ İle İçimize Dönüyor

4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali

Harun Can 'Baktığın Aynaya, Seviştiğin İnsana Oynuyorsun Bazen'

Sesinde Bir Tatlı Huzur… Bennu Yıldırımlar

Festival Başlıyor: İlker Savaşkurt 'Damat Koğuşu'nu Anlattı