SORGUSUZ SUAL

ÖZGE KOCATÜRK : “YÖNETMEN BİR KAPTIR, OYUNCU DA BİR SUDUR."

Konuk Yazar

sineterspektif

BU YAZIYI PAYLAŞ

            Nedensiz bir bekleyişle özgür kalabilir mi sanat ya da bir kadın ne kadar özgürlüğü zorlayabilir. Kadının ötekileştirildiği, şiddetin giderek arttığı üstelik artık sadece kırsalda değil eğitimli olarak addedilen kitlede de arttığı düşünüldüğünde güçlü bir kadın olmak ne kadar mümkün… İşte tüm bu soruların cevabı, Özge Kocatürk… Üstelik tam düşeyazarken, düşe yazılan bir hikâye onunki. Hayata mühendislikle başlayıp bir gecede mutluluğa ve özgürlüğe evirilen belki de çoğumuzun göze alamadığı bir hikâye… Ayrıca sadece oyuncu profili ile çıkmıyor karşımıza; yazar, iş kadını ve insan kimliklerini de koyuyor önümüze bir çırpıda. Bize diyor ki “Ben senin bildiğin kızlardan deliyim”. Oyuncunun özgür olması gerektiğini düşünüyor. Peki, bu özgürlüğü nasıl yakalamış, şiirlerinde ve oyunculuğunda ne anlatmak istiyor bize? Naif bir gecenin sabahında diğer ışıklarla birlikte sönmeyi beklemekten ne vazgeçirmiş onu? Bu soruların cevabını ona sorduk ve açıp bakmaya çalıştık içine acaba neler saklı diye. İçindeki şiiri, kafiyeyi ve ayakta işeyen kadını görmeye çalıştık. Bakın bize neleri göstermiş Özge Kocatürk...

  • Hayatın kendisi zaten çok sert, sanat ta sert olmalı mı?

Hayat nasılsa sanat da farklı olamaz. Sanat hayata ve yaşanılanlara doğru orantılı olarak ilerler. Günümüzde giderek her ikisi de sertleşiyor.

  • Oyunculuk serüveninin başındasın henüz, bu yola çıkmaya nasıl karar verdiniz?

Her sanatçının sanat için dönüm noktaları vardır. Benim şansım öğretmen bir annenin tek kızı olmaktı sanırım. Yaşıtlarımın odalarında günün starlarının posterleri asılıyken, benim odamda Hasan Hüseyin Korkmazgil’in “haziranda ölmek zor” şiiri ve Nazım Hikmet’in “mavi gözlü dev”  şiirinin tabloları vardı. Okumayı söktüğüm yıllarda, Aziz Nesin ve Duygu Asena kitapları önüme kondu diyebilirim. Bir gün İzmir Devlet Tiyatrosu’nun bir oyununa gittim. Oyundan çıktım eve gittim, yıllardır duymadığım bir kalp çarpmasıyla istifa mektubumu yazdım ve ertesi gün güle oynaya istifa ettim şaşkın bakışlar arasında. Hemen tiyatro eğitimime başladım bu arada yer aldığım kısa ve uzun metrajlı filmler de kamera önüne deneyim sağladı bana. Şimdi de bu zor sektörde inançlı ve hırslı bir şekilde, kaliteli işlerle ilerliyorum.

  • Sanat ve sanatçı marjinal olmalı mı? Yoksa bu marjinallik sanatçının toplumla olan uçurumunu derinleştirip onu ötekileştirir mi?

Sanatçının nasıl olması ve ya olmaması gerektiğinin elbette kesin cümlelerle bir tanımı olamaz. İçimden geçen şudur ki sanat ve sanatçı kesinlikle “özgür” olmalıdır. Bu, gerek sosyal gerek bireysel hayatında, giysilerinde, okuduklarında, konuşmalarında kısacası her yerde ve her şeyde kesinlikle özgür olmalıdır ki, yaratıcılığı beslensin. Doğru orantılı olarak sadece üretsin. Sanatçının sanata, topluma, ve kendine küstürülmediği, umutlarının dar kalıplara sokulmadığı, yandaşlaştırılmak istenmediği günleri de görürüz umarım…

  • Sektöre sinema filmiyle giriş yaptınız sonrasında ise dizi filmlerle devam ettiniz. İkisi arasında bir karşılaştırma yapabilir misiniz? Hangisi sizi daha çok tatmin ediyor?

Hemen hemen her oyuncunun dediği gibi sinema başka bir şey. Kendini ve sergilediğin karakteri sinema salonunda, o beyaz perdede görüyorsun ya işte o anın mutluluğunun tasviri yok lugatımda. Elbet dizilerin de hakkını yememek gerek. Dizilerin inanılmaz bir geribildirimi oluyor. Her eve konuk oluyorsun ve sinemadan daha fazla bir kitleye hitap ediyorsun. Yine de sinemadan yana gönlüm.

  • Oyunculuğun yanı sıra yazarlık ta yapıyorsunuz. “Ben Senin Bildiğin Kızlardan Deliyim” isimli bir şiir kitabınız var. Yazmak mı yoksa oynamak mı daha zor?

Profesyonel olarak dergilerde 5-6 yıldır şiir, eleştiri ve deneme\öykülerim yayınlanıyor ve geniş bir okuyucu kitlesiyle inanılmaz bir bağ kuruldu aramda. Çocukluk hayallerimden biriydi bu kitap ve yurdun dört bir yanından gelen beğeni haberleri şiirde yeniliğin, edebiyatta ebediliğe giden yol olduğunu gösterdi bana. Yaşadığın duyguları şiir gibi muazzam bir şeye dönüştürmek, eline gelen hazır bir kaftan olan senaryoyu sırtına giymek olan oyunculuktan çok daha zor benim için. Role girmek, kendini edebi bir şekilde anlatmaktan daha basit...

  • Neden yazıyorsunuz? Ne söylemek istiyorsunuz bize? Kavgasını yaptığınız şey nedir?

İsmet Özel’in bir dizesinde dediği gibi: “dünyaya alışan şiir yazamaz.” Kendiyle, yaşadığı devirle, haksızlıklarla, çağın sertliğiyle kavgası olan ben ise Sait Faik Abasıyanık gibi cevaplıyorum bu soruyu: “yazmasaydım çıldıracaktım”

  • Bir gün boş bir intihar mektubu bulsanız ne yazarsınız o mektuba?

Bu soruya bir şiirimle yanıt vermeliyim:

“Gerçekçi olup imkânsızı ötelediğim günden bu yana

Hiçbir zaman hata değil her zaman derstir bilincim

Kaybetmeye alıştıkça daha çok özgürleşir ya insan,

Boş bir intihar mektubuyum artık

Riskin kendisiyim”

  • Sizin kafanızdaki oyuncu profili nasıl olmalı ve siz bu profile ne kadar uyuyorsunuz?

Oyuncu, sanatın hemen hemen her dalından anlayan, kitap kurdu, hocalarımızın bize söylediği gibi “sosyal gözlem yeteneği gelişmiş” kesinlikle egosuz ve halktan biri olmalı. Her cumartesi sabahı Beşiktaş pazarında bulabilirsiniz beni, ikinci el giysi tezgâhlarında ve esnafla muhabbet ederken görebilirsiniz mesela. Aslına bakarsanız gerçek insanlar tam da orada. Nişantaşı’nda oturuyorum ama bir köy öğretmeni ve tüm köyün kızı olma misyonunu şükür ki yitirmedim hala…

  • Yönetmen olsanız kendinize rol verir miydiniz? Nasıl bir filmde, nasıl bir rol oynatırdınız kendinize?

Ben her kalıba, her role, sorgulamadan giren bir oyuncuyum. Yönetmen bir kaptır, oyuncu da bir sudur. Sorgusuz sualsiz, yönetmenin kafasındaki resmi vermelidir oyuncu, karaktere birşeyler katarak zenginleştirerek. O yüzden yönetmen olsam tabii ki kendime rol verirdim. Çoklu kişilik bozukluğu olan bir seri katili oynarsam eğer şu yalan dünyada, gözüm açık gitmeyecek diyebilirim…

  • Şiir yazıyor, oyunculuk yapıyorsunuz, bir gün bu ikisini bir araya getirmek ister miydiniz? Yazdığınız şiirleri film haline getirip oynamak nasıl olurdu?

Edebiyat dünyasında “ayakta işeyen kadın şiiri” diye ün salmış şiirlerimin eminim filmi de dikkat çekerdi. Bu harika bir fikir!

  • Hangi yönetmenleri izliyorsunuz ve bir önceki soruda sorduğum filmi hangi yönetmenin çekmesini isterdiniz?

Kesinlikle Zack Snyder’in yönetmesini isterim, Sucker Punch filmindeki performansına hayran olmuştum. Ayrıca; Ferzan Özpetek, Çağan Irmak ve Richard Eyre’yi de takip ediyorum.

  • Çok sert ve dik kafalı olduğunuza dair eleştiriler var sosyal medyada, bunları dikkate alıyor musunuz? Siz de kendinizi fazla sert ve radikal mi buluyorsunuz?

Kadın denen varlığın ruhsal olarak kırılgan, narin, duygularıyla hareket eden, naif olmasına alıştırılmış bir toplumda yaşıyoruz. Her ne kadar eşitlik naraları atılsa da erk egemen bir anlayış hâkim bilinçaltlarımızda, hiç inkâr etmeyelim…  Kadının edebiyatta, sahnede, resimde ve müzikte yani sanatın her alanında naifliğini koruması gerektiğine inanan ama bunu sesli olarak dile getirmeyen bir sanat çevresi mevcut. Dile getirilmeyen bu naiflik misyonuna uymayı reddeden her hemcinsim; dışlanmaya, küçümsenmeye, ötekileştirilmeye maruz kalıyor. Eğer kadın inatçı ve hırslıysa, bu naiflik misyonunu reddetmeye devam edip, kendi yolunda dimdik ilerliyorsa, işte o zaman saygı duyulmaya başlanıyorsunuz. Zatım için diyebilirim ki; zamanında ötekileştirilip, küçümsenip, dışlandım fakat o kadar kendime, yeteneğime ve kalemime güvendim ve dik durdum ki, şimdilerde saygı duyulma kısmının zevkini yaşıyorum.

  • Acıdan geçmeyen sanat biraz eksik midir? Yaşadığınız acılar olmasaydı gerçekten yazabileceğinize ya da en azından iyi yazabileceğinize inanıyor musunuz?

Acı ve yazmanın bir denklemi mevcut. Ne oranda ve ne denli olduğu, yazanın yetisine göre değişkenlik gösterse de ortak payda acı. Yaşadığım acılar olmasa, bırakın yazı yazmayı zaten bu denli güçlü bir kişiliğim olmazdı. O yüzden iyi ki beni ben yapmışlar.

  • Geleceğe dair planlarınız neler? Sinema ve TV sektöründe yeni projelerinizi anlatır mısınız biraz?

Oyunculuk ve edebiyat kariyerimde ilerlemek istiyorum. 34 YAYINLARI adlı bir yayınevi kurduk. Edebiyat dünyasında farklı bir yer edinmeyi düşünüyoruz. Kalıcı ve kaliteli bir isim için çalışıyoruz. Oyunculuk kariyerimde ise görüşmelerim sürüyor. İyi bir menajer bulmak bu devirde iyi oyuncu olmak kadar önemli. Sektörde şöyle bir handikap bulunmakta; ünlü bir oyuncu değilseniz yani diğer bir deyişle “no name” seniz, sağlam bir menajerle çalışamıyorsunuz, yani onlar sizinle çalışmıyor. Ama iyi projelerde yer almanız için de bu menajerlerle çalışmalısınız gibi bir kısır döngüye giriyor her gurbetten gelen oyuncu. Umarım bu durum, İstanbul’a umudu cebinde gelen her oyuncunun hayallerine kıymadan bir an önce son bulur.

  • Şimdiye kadar kimlerin tedrisatından geçtiniz?

Orçun Masatçı, Özay Fecht, Kayhan Yıldızoğlu, Fehmi Gerçeker.

 

DİĞER ROPÖRTAJLAR

İkiyüzlü Ahlak Anlayışımız Bıçak Altında (Kasap Havası)

Füsun Demirel: Hayat İle Mücadelem Hiç Bitmiyor

Celal Çimen: Söyleyecek Sözü Olan Herkesin Film Çekmeye Hakkı Var

Doğa Can Anafarta: Filmimizi İzlemek Cesaret İstiyor

Hilal Sönmez 'Son Bir Dans'ı Anlattı

Kanatsız Karıncalar Da Uçar Mı Dersiniz?

Mahur Özmen: ‘Hiçbirimiz, Kenan Evren’İn Olumsuz Şahsiyetinde Kendini Temize Çekmemeli’

Avni Kütükoğlu: Yalın, Gerçek Ve Sessiz Bir Hikaye ‘Beni De Götür’

Sinemanın Zarif Yüzü: Nebahat Çehre

Erkan Can: Derdi Olan Sinemayı Seviyorum

Esra Şengünalp: Her Şeyini Ortaya Koymaktır Sinema

Selen Uçer: Bugünün Samimi Anlatımını, Derdini, Hikayesini Seviyorum

Murat Deniz: Sinemacı Büyücü; Sinema, Büyücünün Önündeki Küre

Funda Eryiğit: 'Biz Yaptık, Seyirci Anlamıyor’ Olmaz!

Berkay Ateş: Her Şey ‘Abluka’ Altında

Ebru Kaymakçı: Kâşif Olmak Lazım. Hiç Durmadan Keşfe Devam Etmeli Oyuncu

Hülya Koçyiğit: Yaşayan Ve Yaşatan Filmleri Seçtim

Ertan Kılıç: Sanat Ve Oyuncu Muhalif Olmalı. Sadece Bu Eleştirel Bakış; Sanatı, Sanatçıyı Ve İnsanı Daha İyiye Taşıyabilir.

Yeşim Ceren Bozoğlu: Aktörler Yeni Çağın Gladyatörleri

Demet Cengiz İle "Patronca" Üzerine...

Saba Tümer: Milyon Dolarlardan Banane, Adam Gibi Film Yap!

Jehan Barbur: Bir Filmi Söz Ve Sesle Anlatmak Ayrıcalıklı Bir Duygu

Özge Kocatürk : “Yönetmen Bir Kaptır, Oyuncu Da Bir Sudur."

Cezmi Baskın: Sinemamız Manüfaktür Dönemini Yaşıyor

Selim Evci: 'Saklı’ Susmayan Bir Film

İpek Tuzcuoğlu: İnsanlar İçin Yaşamamayı Öğrendim...

Duygu Demirdağ: İspanyol Sineması Travmalarını Çok İyi Anlatıyor

Atalay Taşdiken: Arama Moturu Sahici Ve Eğlenceli Bir Durum Panoroması

Ragıp Gülen: Tiyatro Ve Sinema Oyunculuğu Esas, Dizi Oyunculuğu Fast Food

Gerçekten Güzel Mi İstanbul Ayla Abla?

Ece Yüksel: Farklı Projeler İle Sınırlarımı Zorlamak Beni Mutlu Ediyor

Pakistan Filminde Bir Türk Kızı: Emel Karaköse

Yine, Yeniden Ben-Hur : Jack Huston

Semra Güzel: 'Kervan 1915' Çok Şey Kattı Bana

Reha Beyoğlu: Reis’Teki Reha’Yı, Reha’Daki Reis’İ Seyrettireceğim

Ayta Sözeri: ‘Kosmos’ İle Kesilen Nefesimiz, ‘Koca Dünya’ İle İçimize Dönüyor

4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali

Harun Can 'Baktığın Aynaya, Seviştiğin İnsana Oynuyorsun Bazen'

Sesinde Bir Tatlı Huzur… Bennu Yıldırımlar

Festival Başlıyor: İlker Savaşkurt 'Damat Koğuşu'nu Anlattı