SORGUSUZ SUAL

MAHUR ÖZMEN: ‘HİÇBİRİMİZ, KENAN EVREN’İN OLUMSUZ ŞAHSİYETİNDE KENDİNİ TEMİZE ÇEKMEMELİ’

Esma Belgin Özdemir

@ebelginozdemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

Türkiye, hemen her dönem bir darbe ile karşılaştı ve yıllarca travmalarını biriktirdi. Yaşananlar hala belleklerde… Ki o derin acılar, küskünlükler ve şiddet beyazperde de boy gösterdi yıllarca. 2014’te festivallerde yer alan ve 2015’te sinemalara konuk olan ‘Beni Sen Anlat’, 1980 darbesinin mimarı Kenan Evren’in ölümü ile yeniden belleklere düştü. Filmin yönetmeni Mahur Özmen’e ‘Neden 12 Eylül dramı’ diye sorduk.

  • İlk kez 2011 yılında ‘Sinemardin’de sessiz bir yoğunluk katmıştınız ruhumuza ‘Adalet Oyunu’ ile. Yıllar sonra bir dönem filmiyle döndünüz. Neden 12 Eylül?

Net bir yanıt verebilmek sanırım zor. Bazı olaylar, kavramlar vardır ve bunlarla yaşam boyu bir hesaplaşma içindesinizdir. Onların da zaten sizle hesabı hiç kapanmaz; adalet gibi, devlet erki, sınıf, militarizm, toplumsal zihniyet gibi. Sinemayı farklı anlamlarda seversiniz, sizin de hesaplaşma içinde olduğunuz kavramların dışavurumunu  analitik olarak ele alan ve içeriğine uygun  estetik yoğrulmayla gerçekleştiren filmleri daha çok seversiniz ve film çekme düşüncesi  ayyuka çıktığı andan itibaren kaleminiz de yönünü bu doğrultuda bulur. 12 Eylül 80 darbesini konu alan bir film çekme düşüncesi, darbe anlayışının toplumsal ve bireysel yaşantımızda yarattığı acılar kadar, günümüze değin süregelen zahiri iktidarın bende yarattığı rahatsızlığın bir sonucuydu, ”yazmasaydım çıldıracaktım” durumu diyebilirim. Toplumsal çoğunluğun, her ne kadar arada konu açıldığında farklı konuşsalar da, bu ahlaksız darbe geleneğine çıkarına uygun olduğu müddetçe destek vermesi de sanırım bu filmi çekmemde etkin oldu. Son yıllarda bir arpa boyu biçimsel yol alınmışken şimdi  tekrar kolektif bilinçte  “hukuk üstü asker seviciliği” yüzeye çıkmaya başladı. Kitlelerin bazı anma günleri hariç eski kırkbeşliklerden ibaret nostaljik tarihsel belleğini, şimdiki zaman sanatı olan sinema aracılığıyla geçmiş acıların diyalektiğinde tekrar kurmak...

  •  Pek çok film var 12 Eylül’e ilişkin. Sizin asıl söylemek istediğiniz neydi? İçinizi yeterince dökebildiniz mi?

Dediğiniz gibi neredeyse ülkemizde politik sinemanın bir alt türü olacak kadar zengin bir niceliğe sahip 12 Eylül Sineması. Faşizmin  anlamı karşısında sanatın işlevi, sanatçının vicdanı sorgulandığında sanırım bu sayı çok doğal olmalı. Diğer 12 Eylül konulu filmlere baktığımızda her yönetmen kendi anlayışı doğrultusunda meselesini ortaya koydu. Tabi o filmleri tek tek değerlendirirken çekildiği dönemlerdeki sansür olayının, film metninin söylemi konusunda yarattığı sınırlamaları göz ardı etmemek lazım. Biz bu konuda gerçekten o dönemle mukayese edilemeyecek kadar şanslıydık… Şimdilik. Filmde asıl söylemek istediğime gelmeden, toplumsal gerçeklik anlamında bir tema seçtiğimde, farkında olmamın gerekli olduğu, düşünürler ve uygulayıcılar tarafından çok önceden açıklıkla ortaya konmuş  bir takım değişmez evrensel ilkelerimin olması gerektiğini düşünüyorum. Kısaca ve öncelikle insanın tarihin öznesi olmadığını, tarihin içinde gezinen özneler olduğunu, tarihin öznesinin üretim ilişkileri ve sınıf çatışmaları olduğu gerçeğinden yola çıkmalıydım ve hemen ardından öznenin kurulduğu anda yani yeryüzüne geldiği anda vatanını, milliyetini, etnik kimliğini, cinsiyetini, sınıfını, ailesini seçmiş olduğunun idraki içinde olmalıydım. Bu seçme-aslında seçilme- S.Zizek’in deyimiyle metazori dayatma olup, öznenin kendini kuruşundan önce bir varlığı olmadığını açıklıyor. Ve son olarak artık bu oyunda kaybedenler sınıfındaki seçilmiş öznenin ya da kazananlar sınıfında olup da soylu vicdana sahip küçük bir azınlık grubunun değiştirmek istediği şeylerde karşısına, düzenini o şekilde sürmesini isteyen devletin ideolojik ve baskı aygıtları çıktığı gerçekliği. “Beni Sen Anlat” filmimde Bahar karakteri ve ailesi, yapıştırılan aidiyetlerle özne olarak yeryüzünde gezerken ait olmadığı kazanmış bir sınıfsal çevre içine tesadüfen dahil oluyor. Babasının ilerici mücadelesi ve sarsılmaz inancı bu sakat sömürü düzenin değişebileceği yönünde. Sorularım var: Bahar acaba bu yeni çevrede doğsaydı neler farklı olurdu? Militarist zihniyet nelere engel? Farklı statüdeki özneler birbirleri hakkında neler düşünüyor? Bahar ve ailesi şimdi neredeler? Yüksek orta sınıfa dahil komşu kadın kayıp olan evladının acısını, özellikle o olağanüstü günlerden bu günlere kadar her yerde binlerce annenin ve yine bugün cumartesi annelerinin, aynı şiddette yaşadığını algılaması, empati kurması için nasıl bir dünya yaratmak lazım? Napolyon’un deyimi ile süngüye dayanan ancak uzun süre süngünün üstüne oturamayan rejim, üst yapı kurumları ile geniş yığınlarda hangi algıyı oluşturarak insanlık dışı uygulamalarında bu derece başarılı olabiliyor? Buna benzer meseleler etrafında dönen bir film çekmek istedim. Filmimde Kenan Evren’in, konsey üyelerinin  -görüntü hatta sesi de yok, çünkü “ne oldu?” ya da “Kim yaptı?” değil derdim. Hiç birimiz, misal Alman halkının o dönem Hitler’de olduğu gibi, K. Evren’in olumsuz şahsiyetinde kendini temize çekmemeli. Benzer sebeple herhangi bir örgütü tanımlamadım, mücadelesini de olay örgüsüne koymadım. Her yönetmenin film çekme aşamasında yaşadığı sıkıntılar olduğu için pek şikayete hakkım yok; ancak bir dönem filmini 3 hafta yerine 5 hafta çekmeyi, finans açısından daha güçlü olup sette yaşadığım onlarca olumsuzluğu yaşamamayı ve mekanları daha farklı seçmeyi  isterdim. O takdirde filmim senaryoma, düşlerime daha yakın olacaktı. Kim bilir belki 3.filmimde…

  • Siz aynı zamanda bir hukukçusunuz ve ‘Adalet Oyunu’ oldukça özgün bir yapımdı. Yine ‘adalet’, ‘yargı’, ‘suç’ kavramlarını barındıran bir film var mı projeleriniz arasında?

Şu aşamada o içerikte bir “mahkeme filmi” çalışmam yok; aslında öykü anlatıyorsak çatışmalarla ana fikrimizi ilerlettiğimizi ve ilettiğimizi biliriz. Eğer ortada bir çatışma varsa konusu ne olursa olsun orada zaten adalet duygumuzu ilgilendiren bir konu vardır. Farkında olalım ya da olmayalım biz zaten filmleri yönetmenin, final gerçekleştikten sonra öykünün başına sarıp düşündüğümüzde, eserin tamamında yer alan en geniş anlamıyla adalet anlayışını benimsediğimiz için severiz. O filmlerden geriye kalan ışığın nereden geldiğini görmemizin getirdiği bir arınma. Adalet, yargı, suç konularını, özellikle mahkemelerin Mc guffin olarak temsil edildiği yerli filmlerimizde izlemenin zamanı artık geldi geçiyor. ”Adalet Oyunu”  bu konuda ilklerdendi, umarım daha çok benzer konu çekilir. Şu anda adaleti, yargıyı ve suçu gündelik yaşam içinde 2 kadının çatışmasında ortaya koymaya çalıştığım “Tanışma Vakti” isimli  bir senaryom var, umarım hayata geçirebilecek imkanlarım olur.

  •  Teşekkürler…

Ben teşekkür ederim, bu imkanı verdiğiniz için. Derginizin yayın hayatında başarılar dilerim.

 

DİĞER ROPÖRTAJLAR

İkiyüzlü Ahlak Anlayışımız Bıçak Altında (Kasap Havası)

Füsun Demirel: Hayat İle Mücadelem Hiç Bitmiyor

Celal Çimen: Söyleyecek Sözü Olan Herkesin Film Çekmeye Hakkı Var

Doğa Can Anafarta: Filmimizi İzlemek Cesaret İstiyor

Hilal Sönmez 'Son Bir Dans'ı Anlattı

Kanatsız Karıncalar Da Uçar Mı Dersiniz?

Mahur Özmen: ‘Hiçbirimiz, Kenan Evren’İn Olumsuz Şahsiyetinde Kendini Temize Çekmemeli’

Avni Kütükoğlu: Yalın, Gerçek Ve Sessiz Bir Hikaye ‘Beni De Götür’

Sinemanın Zarif Yüzü: Nebahat Çehre

Erkan Can: Derdi Olan Sinemayı Seviyorum

Esra Şengünalp: Her Şeyini Ortaya Koymaktır Sinema

Selen Uçer: Bugünün Samimi Anlatımını, Derdini, Hikayesini Seviyorum

Murat Deniz: Sinemacı Büyücü; Sinema, Büyücünün Önündeki Küre

Funda Eryiğit: 'Biz Yaptık, Seyirci Anlamıyor’ Olmaz!

Berkay Ateş: Her Şey ‘Abluka’ Altında

Ebru Kaymakçı: Kâşif Olmak Lazım. Hiç Durmadan Keşfe Devam Etmeli Oyuncu

Hülya Koçyiğit: Yaşayan Ve Yaşatan Filmleri Seçtim

Ertan Kılıç: Sanat Ve Oyuncu Muhalif Olmalı. Sadece Bu Eleştirel Bakış; Sanatı, Sanatçıyı Ve İnsanı Daha İyiye Taşıyabilir.

Yeşim Ceren Bozoğlu: Aktörler Yeni Çağın Gladyatörleri

Demet Cengiz İle "Patronca" Üzerine...

Saba Tümer: Milyon Dolarlardan Banane, Adam Gibi Film Yap!

Jehan Barbur: Bir Filmi Söz Ve Sesle Anlatmak Ayrıcalıklı Bir Duygu

Özge Kocatürk : “Yönetmen Bir Kaptır, Oyuncu Da Bir Sudur."

Cezmi Baskın: Sinemamız Manüfaktür Dönemini Yaşıyor

Selim Evci: 'Saklı’ Susmayan Bir Film

İpek Tuzcuoğlu: İnsanlar İçin Yaşamamayı Öğrendim...

Duygu Demirdağ: İspanyol Sineması Travmalarını Çok İyi Anlatıyor

Atalay Taşdiken: Arama Moturu Sahici Ve Eğlenceli Bir Durum Panoroması

Ragıp Gülen: Tiyatro Ve Sinema Oyunculuğu Esas, Dizi Oyunculuğu Fast Food

Gerçekten Güzel Mi İstanbul Ayla Abla?

Ece Yüksel: Farklı Projeler İle Sınırlarımı Zorlamak Beni Mutlu Ediyor

Pakistan Filminde Bir Türk Kızı: Emel Karaköse

Yine, Yeniden Ben-Hur : Jack Huston

Semra Güzel: 'Kervan 1915' Çok Şey Kattı Bana

Reha Beyoğlu: Reis’Teki Reha’Yı, Reha’Daki Reis’İ Seyrettireceğim

Ayta Sözeri: ‘Kosmos’ İle Kesilen Nefesimiz, ‘Koca Dünya’ İle İçimize Dönüyor

4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali

Harun Can 'Baktığın Aynaya, Seviştiğin İnsana Oynuyorsun Bazen'

Sesinde Bir Tatlı Huzur… Bennu Yıldırımlar

Festival Başlıyor: İlker Savaşkurt 'Damat Koğuşu'nu Anlattı