SORGUSUZ SUAL

İKİYÜZLÜ AHLAK ANLAYIŞIMIZ BIÇAK ALTINDA (KASAP HAVASI)

Esma Belgin Özdemir

@ebelginozdemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

Kasap Havası; hüzünlü, gerçekçi, raconu bol, çırılçıplak bir hikaye… Umudu zorla elinizden alan, gerilimli, karanlık çağın kesif baskısını iliklerinize kadar işleten bir ilk film. Adana Film Festivali'nde "En İyi Film Müziği", Antakya Film Festivali'nde "En İyi Yönetmen" ve "En İyi Erkek Oyuncu", Malatya Film Festivali'nde ise "En İyi Erkek Oyuncu" ödüllerini kazanan filmin yönetmeni Çiğdem Sezgin ve oyunculuğuyla kendine hayran bırakan İnanç Konukçu, Sinema Terspektif’in sorularına içtenlikle yanıt verdi. Şenay Gürler, İnanç Konukçu, Hakan Karahan ile Özay Fecht’in oynadığı Kasap Havası, 09 Aralık’tan itibaren vizyonda…

ÇİĞDEM SEZGİN: ‘BU FİLMDEKİ HERKES KÖTÜ ÖRNEK’

  • 'Kasap Havası' ilk filminiz. Nasıl bir süreçten geçtiniz? Yönetmen gözü nasıl bir şey?

Uzun süren bir senaryo çalışmasının ardından, yoğun bir prova dönemi; nihayetinde çekime girdik. Keyifli bir setimiz oldu. Ben, oyuncularım, ne istediğimizi ne yapmamız gerektiğini biliyorduk artık, geriye sadece bu öyküyü hayata geçirmek ve karakterleri ete kemiğe büründürmek kalmıştı. Anlattığımız hikayeyi çok sevdik galiba. İzleyiciye bunun bir film olduğunu unutturmayı başarmaktı bu filmin yönetmeni olarak asıl derdim. Filmdeki insanlarla seyircileri tanıştırmanın ötesine geçip birbirleriyle dost olmalarını, hatta kan bağı olan akraba çıkmalarını istedim. Kardeşimizle kavga edebiliriz, küsebiliriz ama çok severiz değil mi? Yani ondan vazgeçmeyiz. İnanmadığım hiçbir diyalog, plan ya da sahneyi kullanmadım filmde.

  • İnteraktif bir ortamdayız. Yönetmenler kendilerini nasıl geliştiriyor? Neler okuyorlar mesela?

Herhangi bir insanın kendini geliştirmesi nasıl oluyorsa, benim için de öyle. Hayat içinde payıma düşenleri yaşarken yönetmen kimliğimi taşımamayı tercih ediyorum. Dışında değil arasında olmak istiyorum olayların ve insanların. Yönetmen olma halini sevmek hatta fazla benimsemek iyi bir şey değil. Gerçekle aranıza hep seyircinizi koymayı getirir ve tehlikeli bir durum bu. Samimiyetinizi kaybedersiniz, kendinize bile. O zaman da ürettiğiniz filmler samimiyetsiz olur, sipariş edilmiş bir film gibi… Film izlemeyi seviyorum. Olabildiğince fazla yapmaya çalışıyorum bunu. İsimleri çok ses getirmemiş olan yazarların, sessiz sakin ve iddiasız öykülerini okumayı seviyorum. Büyük laflar etmeyen, sıra dışı olaylara konukluk etmeyen insanların hikayeleri bunlar. Hepsi de kahramandır, insan kendi hayatının kahramanıdır çünkü.

  • 'Kasap Havası' keskin, geren ve derdi olan bir film. Kadın karakterlerinizi neden güçsüz taraftan ele aldınız?

Filmimde herkes güçsüz… Hiçbiri tercihlerini yaşamıyor, evlere odalara sıkışmış, kendilerine dayatılan ve kabul gören hayatları sürdürüyorlar. Hepsi bir başkası olmak istiyor, istemedikleri bir başkası olduklarını fark edemeden… Ve birbirlerine tepki gibi yaşıyorlar hayatı, hep bir kavgada sert vuran ya da son vuran olmak ister gibi, küfür savurur gibi… Bu durup düşünmeye yahut sorgulamaya vakitleri yok savaşmaktan. Gerçekten de aslında ne istediklerini bilmiyor ya da biliyor iseler de kaybetmiş olabilirler, bildiklerini sanmakta iken. Belki de sadece ne istemediklerini biliyorlar. Kendileri bir gelecek kurmamış, kurulmuş olanlara isyan etmekle geçmiş ve de geçiyor hayat… Belki de hepsine oh oldu iyi oldu! 

  • Filmleri faydalı ve faydasız olarak ayırabilir miyiz? Bu filmde hayranlık duyup, örnek alabileceğimiz bir karakter neden yok?

Bu filmden faydalanmak için herhangi bir karaktere hayran olmak ve onu örnek almak değil, aksine filmdeki herkesten uzak durmak gerekiyor, her konuda kötü örnek onlar. Dediklerini yap yaptıklarını yapma sakın onların! İnsanların başkalarının hayatları hakkında karar verici olma hali bu ülkede çok fazla sayıda insanın canını yakıyor. Sahiplenme, yönetme, engel olma, ket vurma, aşağılama, saygı duymama, yok sayma… Daha saymaya devam edebilirim. Dünyaya bir defa geliyorsun ve ne kadar kısa hayat… Onu da görev gibi yaşıyorsun. Din ve ahlak dersi öğrencisiyiz yaşadığımız yıl sayısı kadar. Bilmiyoruz sınava girip girmeyeceğimizi. Ben yoruldum öğrencilikten. Zaten hala rüyalarımda lise ikinci sınıftayım ve matematik yazılısına giriyorum bir kaç haftada bir.

  • Peki, film analizi hususunda sıkıntılı olan kitle bu çıplak gerçeği nasıl okuyacak? Neden ve nasıl seyretmeli ve okumalıyız 'Kasap Havası'nı?

Seyirci film analizi konusunda asla yanılmıyor. Yanılanlar başkaları…  Burada yahut yurt dışı festivallerinde buluştuğum izleyici, filmi doğru okuyor. ‘Nasıl seyretmeliyiz ’in cevabını veremem. Nasıl isterseniz öyle çünkü... Neden seyretmeliyiz? Yaşadığımız ülkenin gerçekleri var filmde. İkiyüzlü ahlak anlayışımızı sorgulamak gerekiyor. Özel hayatlara saygı duymak ve insanların özgürlüklerine alan açmak gerekiyor. Evleri hapishaneye çevirmeden yemeli, içmeli, yatmalı. Ülkeyi hapishaneye çevirmiş iken belki şu dönem için lüks kalacak, havada kalacak bu cümlelerim… Ama önce aileden ve haneden başlamak gerekiyor galiba özgürleşmeye ve birbirimizin yaşama biçimine, fikirlerine ilk olarak aile içinde saygı ve tahammül göstermek gerekiyor. Sonra toplumda ve sonra her yerde…         

İNANÇ KONUKÇU: ‘KATILIYORUM AHMET’E… ANLAMIYORUZ!’

  • Aşıkken sevdiğimiz, racon keserken sövdüğümüz, halay çekerken bakışındaki hüzne merhamet ettiğimiz bir karakter 'Ahmet'... Sizin gözünüzden 'Kasap Havası'nın 'Ahmet'ini merak ediyoruz...

Arabesk, delikanlı, çocuk, anne kuzusu, asi, tutkulu, aşık, mahalle çocuğu, atarlı... Ve elbette bu kelimeler tanımlamaya yetmez Ahmet'i benim için! Biraz tutarsız ve ele avuca sığmaz bir bıçkın taksici o. Otuzuna yeni yeni yaklaşmakta. Ailesinin, toplumun ona biçtiği rolün farkında. Biçilen eril rolün içinde hiç rahat değil 'asi Ahmet'. Asiliği, sağlam zemini olan bir dışa vurma da değil. Çıkmazda olan, bir yandan ailesini memnun etmeye çalışırken bir yandan ailesi tarafından onaylanmayan, kendinden yaşça büyük bir kadını sevecek, ailesini bir kenara atıp her şeyini gözden çıkarıp, gemileri yakacak kadar gözü kara Ahmet'in. Genç bir adamın üstünde fazlaca sorumluluk görüyoruz filmde. Kendini gerçekleştirmeye çalışırken, ondan beklenenden kaçan ya da kaçmaya çalışan, aşkının ispatının peşinde, bir olmazların adamı Ahmet. Hüznü olamadıklarından... Raconu delikanlılığından... Aşkı, isyanından Ahmet'in. Severim Ahmet'i gelsin kardeşim olsun. Başımla gözümle.

  • Türk aile yapısında her erkek anne kabusu yaşar mı? Görünür-görünmez bir müeyyide var mıdır?

Geleneksel yapıda bir ailede yaşayıp, büyüyüp birey olmayı kanıtlama yolunda her adımda  çalkantılar yaşayan  bir Ahmet göreceğiz filmde. Bu arada müeyyide sözcüğünün anlamını unutalı çok olmuş... Uzun zamandır ilk defa duydum. Müeyyidenin (affola) günümüz lugatında karşılığını tartışmaya kadar gider bu soru. Komik de olur aslında. Ama okuyucuya geçer mi bilemedim. O da anlatamadığımdan olur!  Neyse efendim... Bence tam da dediğin gibi görünür görünmez var. Ahmet belki de Türk aile yapısındaki bu beklentinin, yaptırımın, gölgenin ya da adı her neyse, yükünü farkında olmadan kırmaya çalışan fakat boynunu büküp bu yaptırımın kucağına düşen karakter. Biz toplum olarak erkek çocuklarımıza ekstra düşkünüzdür. Çabucak kopmasını istemeyiz aileden. Farkında olmadan ya da senin dediğin gibi görünür görünmez baskılar yaratırız erkek çocuklarında. Kabus mudur bunun adı bilmem ama hem dünyaya hükmetmesini hem de anasının dizinin dibinden ayrılmamasını, sadakatini kaybetmemesini isteriz.

  • 'Ahmet' kızgın bir erkek. Annesinden çıkaramadığı hıncı Leyla ve Hülya'ya yansıtıyor. Türk erkeğinin raconu bu mu?

Racon ve Türk erkeği, hem çok yakışıyor hem de..! Kemikleşmiş lanet bir davranış bozukluğu bu, racondan çok. Küçük yaştan itibaren "ağamsın paşamsın" diye büyütülen adam, kadınlarla sağlıklı ilişkiler kuramaz hale gelir tabi. Olmayan zemine boş bir özgüven yüklediğimiz, topluma tam anlamıyla hazırlayamadığımız çocuklarımızın, kadınlar üstünde kurmaya çalıştıkları gereksiz hakimiyet bir süre sonra davranış bozukluğuna dönüşüyor. Kızgınlık, şiddet, dayak,.. Ahmet'te de görüyoruz bu davranışları.

  • Filmde, evlenecek kadın-eğlenecek kadın- başlığı var. Sizce kadınlar kaça ayrılır?

Filmimizde dayı ile Ahmet arasında geçen diyaloglarda, eğlenelicek ve evlenelicek kadın ayrımına vurgumuz var. Ahmet'in ailesi ile olan çatışması bu noktada başlıyor. Genel kanıyı dayısının ağzından duyuyoruz hatta; 'Üç gün biriyle düşüp kalkarsın, aşk biter' diyor. Ahmet'in karşılığı belki de filmin en sevdiğim repliği olabilir; 'anlamıyorsunuz dayı'. Katılıyorum Ahmet'e. Anlamıyoruz! Ayrımlar yapabilecek bu özgüveni nerden buluyoruz? Anlamıyorum ben de…

  • Var olan gerçekliğin gerdiği karanlık bir film seyredeceğiz perdede. Kadın hakları sorununun meze olduğu topluma bu filmi izlettirmek tehlikeli mi peki?

Cevabım, sorunun içinde saklı…

 

DİĞER ROPÖRTAJLAR

Festival Başlıyor: İlker Savaşkurt 'Damat Koğuşu'nu Anlattı

Sesinde Bir Tatlı Huzur… Bennu Yıldırımlar

Harun Can 'Baktığın Aynaya, Seviştiğin İnsana Oynuyorsun Bazen'

İkiyüzlü Ahlak Anlayışımız Bıçak Altında (Kasap Havası)

4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali

Ayta Sözeri: ‘Kosmos’ İle Kesilen Nefesimiz, ‘Koca Dünya’ İle İçimize Dönüyor

Reha Beyoğlu: Reis’Teki Reha’Yı, Reha’Daki Reis’İ Seyrettireceğim

Semra Güzel: 'Kervan 1915' Çok Şey Kattı Bana

Yine, Yeniden Ben-Hur : Jack Huston

Ece Yüksel: Farklı Projeler İle Sınırlarımı Zorlamak Beni Mutlu Ediyor

Pakistan Filminde Bir Türk Kızı: Emel Karaköse

Gerçekten Güzel Mi İstanbul Ayla Abla?

Atalay Taşdiken: Arama Moturu Sahici Ve Eğlenceli Bir Durum Panoroması

Ragıp Gülen: Tiyatro Ve Sinema Oyunculuğu Esas, Dizi Oyunculuğu Fast Food

Duygu Demirdağ: İspanyol Sineması Travmalarını Çok İyi Anlatıyor

İpek Tuzcuoğlu: İnsanlar İçin Yaşamamayı Öğrendim...

Cezmi Baskın: Sinemamız Manüfaktür Dönemini Yaşıyor

Selim Evci: 'Saklı’ Susmayan Bir Film

Jehan Barbur: Bir Filmi Söz Ve Sesle Anlatmak Ayrıcalıklı Bir Duygu

Özge Kocatürk : “Yönetmen Bir Kaptır, Oyuncu Da Bir Sudur."

Demet Cengiz İle "Patronca" Üzerine...

Saba Tümer: Milyon Dolarlardan Banane, Adam Gibi Film Yap!

Yeşim Ceren Bozoğlu: Aktörler Yeni Çağın Gladyatörleri

Ertan Kılıç: Sanat Ve Oyuncu Muhalif Olmalı. Sadece Bu Eleştirel Bakış; Sanatı, Sanatçıyı Ve İnsanı Daha İyiye Taşıyabilir.

Hülya Koçyiğit: Yaşayan Ve Yaşatan Filmleri Seçtim

Ebru Kaymakçı: Kâşif Olmak Lazım. Hiç Durmadan Keşfe Devam Etmeli Oyuncu

Berkay Ateş: Her Şey ‘Abluka’ Altında

Funda Eryiğit: 'Biz Yaptık, Seyirci Anlamıyor’ Olmaz!

Murat Deniz: Sinemacı Büyücü; Sinema, Büyücünün Önündeki Küre

Selen Uçer: Bugünün Samimi Anlatımını, Derdini, Hikayesini Seviyorum

Esra Şengünalp: Her Şeyini Ortaya Koymaktır Sinema

Erkan Can: Derdi Olan Sinemayı Seviyorum

Sinemanın Zarif Yüzü: Nebahat Çehre

Avni Kütükoğlu: Yalın, Gerçek Ve Sessiz Bir Hikaye ‘Beni De Götür’

Mahur Özmen: ‘Hiçbirimiz, Kenan Evren’İn Olumsuz Şahsiyetinde Kendini Temize Çekmemeli’

Hilal Sönmez 'Son Bir Dans'ı Anlattı

Kanatsız Karıncalar Da Uçar Mı Dersiniz?

Doğa Can Anafarta: Filmimizi İzlemek Cesaret İstiyor

Celal Çimen: Söyleyecek Sözü Olan Herkesin Film Çekmeye Hakkı Var

Füsun Demirel: Hayat İle Mücadelem Hiç Bitmiyor