SORGUSUZ SUAL

HÜLYA KOÇYİĞİT: YAŞAYAN VE YAŞATAN FİLMLERİ SEÇTİM

Esma Belgin Özdemir

@ebelginozdemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

Şair değildi ama içindeki şiiri dışarı taşımanın yolunu bulmuştu uzun yıllar önce. O şiire, o ışığa sırtımızı dönmek şöyle dursun, içivermiştik bir çırpıda. Pek çok eleştirmene söz bırakmayacak kadar gerçekti onun perdesi çünkü. Yaşayan ve yaşatan filmlerin kadınıydı…

  • 12 Aralık doğumlusunuz. Gerçek bir yay kadını diyebilir miyiz sizin için?

Hem de fazlasıyla. Fazlası var eksiği yok. Ruhu çok yukarılarda dolaşıyor. Tabi ki estetiğe, güzelliğe, iyiliğe, doğaya ve doğanın tüm varlıklarına saygılı ve hayran… Macerayı seviyor, anında program yapıp anında harekete geçiyor. Hep hazır. Bunun yanında adil. Haksızlığı telafi etme derdinde hep. İnsan onuruna çok saygılı… Sonsuz sevgi, öyle bir sevgi ki dağıt dağıt bitmiyor. ‘Hep seni gülerken görüyoruz, hiç mi sıkıntın yok’ diyorlar. İçim kan ağlasa da hep gülümsüyorum çünkü karşımdakine üzüntü aktarmak istemiyorum. Hep yutkundum; ‘sabret Hülya, sükunet olsun’ dedim. Keşke vurdumduymaz olsaydım deyip gözyaşı döktüğüm zamanlar olmuştur ama değişmez gerçeğim bu benim. Fazla iyi niyetliyim.

BİRAZ ŞANS, BİRAZ BİLİNÇLİ SEÇİM

  • Siz, birçok ödülün sahibisiniz. Ve bugüne değin oynadığınız filmlerin nerdeyse hepsi ses getirdi: Susuz Yaz ile başladı görkemli yolculuk… Tüm bu filmlerde kitle psikolojisinin biçimlenmesi konusunda oyuncu olarak sizin nasıl bir misyonunuz oldu?

Tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum. Her röportaj yaptığım insan bana bunları sormuyor. Oysa bu çok önemli. Ben, yaradılışım gereği; davranışlarım elbette ki karşımdaki insanlar üzerinde benimle ilgili bir fikir, bir imaj oluşturuyor. Bana teklif edilen çoğu toplumda var olan, yanlış değerlendirilen yada acı çeken, olması gerektiği gibi yaşamayan, haksızlığa uğramış kişilerin temsili. Bu tarz hikayeler bana daha çok geldi. Türkiye’nin en otorite yönetmenleri tarafından geldi bu teklifler. Benim o yönetmenlerden öğreneceğim o kadar çok şey vardı ki. Ben yumuşacık, şeffaf bir malzeme gibiydim. Bir tiyatro eğitimim vardı ama sinema başlayınca yarıda bırakmak durumunda kaldım. Benim şansım çok doğru yönetmenlerle çok doğru filmler yapmış olmak ve filmlerin seyirciye dokunması. Biraz şans, biraz bilinçli seçim. İlk seneler fiziksel özelliklerimden dolayı masum genç kız rolleri veriliyordu. Ama biraz aklım başıma geldikten sonra ‘ben kimim, neyim, nerede yaşıyorum, nasıl bir topluma hitap ediyorum, yaptığım iş ile toplum nerede buluşuyor, ne yaparsan onları düşündürebilirim’ diye çok fazla düşündüm. İşte o dönem ‘Lütfi Akad ile çalışmalıyım’ diye tutturdum. Çünkü onun; tertemiz, dupduru, sapsade, doğru, az ama öz diyaloglarla hikayesini anlattığını biliyordum. Artık daha ayağı yere basan, gerçek  kadınları oynamak istediğimi fark ettim ve o buluşma bana kariyerimde büyük bir sıçrama getirdi. Gökçeçiçek ile başladık o yolculuğa. Hani ‘sanat filmleri seyirci ile buluşmuyor’ diyorlar ya, hayır, filmine bakar o!

Ben yaptığım işi toplum için yapıyorum. Toplumu eğlendirmek, hoşça vakit geçirtmek için değil sadece. Eğitim bitmeyen bir serüven. Okumuyorsa izleyerek öğrensin. Bizim memleketimizde bu kadınlar da var. Düşündünüz mü? Düşünün! Harekete geçin! Sinemanın sadece eğlence aracı olmadığını, eğitime de katkı sağlaması gerektiğinin farkındaydım. Zihinlerde bir ışık yakmak, bir şeyi tartışmaya açabilmek derdimdi. Ben istiyorum ki; benim memleketimde insanlar daha mutlu olsun, refah içinde yaşasın, daha bilinçli olsun, bir şeyi seçmeyi bilsin.

GERÇEK GÜZEL OLMAYABİLİR

  • Sanatçı dediğimiz biraz da ombudsman olmalı belki de…

Bir nevi… Ya da bana yakıştırıldı. Benim yaptıklarım insanların dikkatini çektiği için başka bir yol daha açılmış oldu. Basında ‘ne giydi, nereye tatile gitti, kocasıyla boşanacak mı’ gibi manşetlerle değil, toplumsal meselelerle seslenmek istedim topluma. Karakterim bu benim. Onun için siyaset çok yakıştırıldı, sanki sorumluluk sadece siyasetçilerin görevi! Geldik gidiyoruz ya bu dünyadan, sorarlar ‘ne yaptın?’

  • İnsanlar kendi yaşamlarını, bir film çerçevesinde yeniden tanır, tanımlar. Bir filmin iyi ve doğru yönde çözücü olması sizce nelere bağlı?

Hiç bir şey olmasa bile ‘tespit’ yönü var sinemanın, o bile yeter. Dürüstçe ve açıkça, gerçeğe en yakınını yakalamaya bağlı. Tamam maddi-manevi kaygılarımız var ama iyi niyetle gerçeği gösterebilmek, yüzleştirmek, şaşırtmak, harekete geçirmek önemli. Gerçek çoğu zaman güzel bir şey olmayabilir. İnsana, insanı anlatıyorsun…

  • Nasıl buluyorsunuz Türkiye sinemasını? Dünden, bugüne… Kıyaslama yapmak doğru mu sizce?

Bir ülke sinemasını irdeleyecek olursak, geçmişi ile değerlendirmek elzem. 50 sene önce nasıl filmler yapılıyordu, bugün nasıl? Yaşam biçimi sürekli değişiyor. Bana soruyorlar ‘o kadar iyi insanlar var mıydı, o denli büyük aşklar yaşanıyor muydu Hülya hanım?’ E öyleydi! Biz onları yaşıyorduk, bugün daha farklı yaşanıyor her şey. O dönem bir masal gibi geliyor… Diğer yandan, o zamanlar edebiyat ile de daha yakındık.

OYUNCU YÖNETMENİN MALZEMESİDİR

  • Bir filmde oyuncu ne kadar vardır?

Belki yüz kişilik ekibin birisidir. Esas filmi yapan yönetmen. Oyuncu yönetmenin malzemesidir. Yönetmenin isteğine göre şekil alır. Bilgi, birikim ve tecrübesi kadar vardır oyuncu. Bunu da aşabilen oyuncular daha fazlasını katar o esere. Ve öyle bir ışık yayarlar ki beyazperdenin ekranından, insana heyecan verirler.

  • Son yıllarda perdede izlediğimiz oyuncuları nasıl değerlendirirsiniz?

Onlar çok şey biliyorlar. Çabuk biliyorlar ve de sabırsızlar. Hem şöhretli olayım, hem para kazanayım vs…  Yok mu sağlam ilerleyen, var. Zaten onlar kalacak.

FİLM SEÇERKEN ANLAMLI BİR DÜRTÜ OLMALI

  • Ömer Lütfi Akad ile Düğün (1973), Gelin (1973) ve Diyet (1975) üçlemesini çektiniz. Canlandırdığınız rollerde, izleyiciden sosyo-psikolojik bağlamda davranışlar talep ettiğinizi düşünüyor musunuz? Türkiye’de izleyici bu talebi, kitle psikolojisinin olumlu biçimlenmesi yönünde bir farkındalık geliştirerek alacak durumda mıdır?

Hiçbir zaman hazır değildi seyirci. Bugün de hazır olduğunu söyleyemeyiz. Bir kere sanat eseri seçtiğinin bilincinde olup gitmesi gerekiyor sinemaya. Bir filme niye gidilir? Mutlaka anlamlı bir dürtü olmalı. Niye Cem Yılmaz’ın filmleri bu kadar ilgi uyandırıyor? Çünkü zeka ışığı ile karşılaşıyorsun orada.

Yaşayan ve yaşatan filmleri seçmeye özen gösterdim. Fakat bu arada geçinebilmek adına başka projelere de evet dedim elbette.

AŞK YİTTİ,  OLAMAYANI DA SİNEMADA GÖREMEZSİNİZ

  • Kadın olmak ve kadınca sevmek çerçevesinde çok özel filmlerde seyrettik sizi. Pek çok kadın için aydınlatıcı karakterlere imza attınız. ‘Bir Kadın’, ‘Karılar Koğuşu’, ‘Herhangi bir Kadın’, ‘Derman’, ‘Hiçbir Gece’, ‘Bez Bebek’, ‘Ponente Feneri’ ilk aklıma gelenler. Sizce nedir aşk? Ve ne değildir? Son yıllarda yapılan filmlerde bu duyguyu sahici olarak izleyebiliyor muyuz?

Kim tarif edebilmiş kiJ Bence aşk büyük bir yangın, enerji patlaması, arzu fışkırtması. Bir çarpışma çünkü. Bu kadar şiddetli bir şey her an kaybolabilir. Kaybolsun da, hayat öyle geçmez. O yerini sevgiye bırakmalı. Koruyarak ve çoğaltarak…

Sahici izleme konusuna gelince… Olmayan bir şeyi sinemaya aktardığın zaman da olmaz. Sinema topluma ayna tutuyor bir nevi. E toplum bu duyguyu artık sahi yaşamıyor! Bu nedenle perdeye aktarmaya çalıştığında suni oluyor.

Bir dönem seyirci ile sinema ciddi bir kopuş yaşadı. Seyirciyi sinemaya döndürmek için erotik filmler bile yapıldı. Sinemaya döndürebilmenin tek yolu olarak komedi filmleri görüldü en sonunda. Çünkü yaşadıkları insanlara fazla gelmeye başladı. Bugün de komediye devam… Ve evet özellikle kadınlar konusunda hassasım. Çünkü çok yıpranıyorlar. Yükleri hep ağır.

Senaryo tekniği konusunda fazla bilgi yoktu. Amerikan filmlerinden adaptasyon yapılırdı. Bu bana yapay geliyordu. Arkası yok, derinliği yok. Sadece genç ve güzel insanları seyretmeye gidiyor toplum. Oysa okunmuş, sevilmiş, iz bırakmış birçok edebi eserimiz var. Neden bunları sinemaya adapte etmeyelim ki? Sağlam ve bizden olsun…

  • İyi bir okuyucu musunuz peki? En son belleğinizde yer eden kitapları öğrenmek isteriz.

Nedim Gürsel-Tehlikeli Sevişmeler, Cheryl Strayed-Wild, Rıza Oylum/Kemal Sivaslıoğlu-Ortadoğu Sineması, İlber Ortaylı-Türklerin Tarihi, Kurtuluş Kayalı-Metin Erksan Sinemasını Okumayı Denemek…

BENİM DÜNYA GÖRÜŞÜMDE ‘İNSAN HAKLARI’ VAR

  • Sizce sanatçı üzerinde bir mahalle baskısı var mı? Sanatçı toplumsal konularda steril mi olmalı, en önde mi yer almalı?

Genelleme yapamam, kendi özelimde konuşmak isterim. Benim dünya görüşümde insan hakları var. Ezilen, yok sayılan ne varsa onun öne çıkartılması gerektiğini düşünüyorum. Bir problem varsa o çözülmeli ve her şeyi devletten bekleyemeyiz. Belki elini taşın altına koyan; anlaşılmayacak o anda, hakaret görecek ama doğru bir adım atmış olacak. Bunun için var mısınız? Kendinizi kaybetmeye var mısınız? Ben varım diyorum. Çünkü doğrusu bu.

BARIŞ İSTEMEYENLER BUGÜN BAYRAM EDİYOR

Sanatçı kanaat önderi olmalı. Her dakika konuşup, eleştirip hiçbir şey yapmıyorsak o zaman o da samimi gelmez. İnandığın davada arkasında duracaksın, bedeli ne olursa olsun. Ben de bedel ödedim ve hala da ödüyorum. ‘Nasıl olur da hükümetin bir projesine hizmet edersin’. Bu bir devlet projesi. Bu Türkiye’nin gerçeği. Bunu görmemezlikten gelemeyiz, böyle bir hakkımız yok. Bu halkla devlet arasında aracı olma göreviydi.  Bunu siyasetçilerden daha iyi sanatçılar yapar. Dinledik, anlamaya çalıştık, raporlar tuttuk. Bu neden bu kadar hakaret gördü, onu zaman çözecek.

Bu anlaşılır bir şey değil, ben tam tersine barış gelecek umudu taşıdım. Her kesimin buna muhalif değil, destek olması gerekir. Atatürk ne güzel demiş: Yurtta sulh, cihanda sulh… Bunu yapamayacak kadar zavallı bir ülke miyiz? Ve 2 yıl boyunca da inandık barışabileceğimize. Doğu halkı çok mutlu oldu, anneler PKK’ya kafa tuttu. O cesaret geldi. Ama sonra; Dünya’da bir şeyler oldu. Kötü günler geri geldi. Barış istemeyenler bugün bayram ediyordur!

İyilikleri yaşatmaktan çok, kötülükleri yaşatıyoruz. Dizilerde herkes kötü, kötülük yapıyor. Normalleştirerek yaşatıyoruz kötülüğü… Benim tek takip ettiğim dizi ‘Diriliş’. Damadım oynuyor diye değil, gerçekten çok başarılı. Özenilmiş bir iş.

  • Hülya Koçyiğit’i özlemeye devam mı? Masanızda bir proje var mı?

Daha çok özlersiniz beniJ Yaparsam gişe filmi yapmam ama hazırlıklarım var. Yönetmen olarak kendimi denemek istiyorum. Ancak çok fazla nedenlerden dolayı da cesaretim kırılıyor. Sinema seyircisi, ülkenin gidişatı… Bir köşede bekliyor o proje. Belki zamanını bekliyordur.

  • Son olarak, arşivlik filmlerinizi sorsak…

Bizim Büyük Çaresizliğimiz, Birdman, Kış Uykusu, Her Şeyin Teorisi, Blue Jasmine…

 

 

DİĞER ROPÖRTAJLAR

İkiyüzlü Ahlak Anlayışımız Bıçak Altında (Kasap Havası)

Füsun Demirel: Hayat İle Mücadelem Hiç Bitmiyor

Celal Çimen: Söyleyecek Sözü Olan Herkesin Film Çekmeye Hakkı Var

Doğa Can Anafarta: Filmimizi İzlemek Cesaret İstiyor

Hilal Sönmez 'Son Bir Dans'ı Anlattı

Kanatsız Karıncalar Da Uçar Mı Dersiniz?

Mahur Özmen: ‘Hiçbirimiz, Kenan Evren’İn Olumsuz Şahsiyetinde Kendini Temize Çekmemeli’

Avni Kütükoğlu: Yalın, Gerçek Ve Sessiz Bir Hikaye ‘Beni De Götür’

Sinemanın Zarif Yüzü: Nebahat Çehre

Erkan Can: Derdi Olan Sinemayı Seviyorum

Esra Şengünalp: Her Şeyini Ortaya Koymaktır Sinema

Selen Uçer: Bugünün Samimi Anlatımını, Derdini, Hikayesini Seviyorum

Murat Deniz: Sinemacı Büyücü; Sinema, Büyücünün Önündeki Küre

Funda Eryiğit: 'Biz Yaptık, Seyirci Anlamıyor’ Olmaz!

Berkay Ateş: Her Şey ‘Abluka’ Altında

Ebru Kaymakçı: Kâşif Olmak Lazım. Hiç Durmadan Keşfe Devam Etmeli Oyuncu

Hülya Koçyiğit: Yaşayan Ve Yaşatan Filmleri Seçtim

Ertan Kılıç: Sanat Ve Oyuncu Muhalif Olmalı. Sadece Bu Eleştirel Bakış; Sanatı, Sanatçıyı Ve İnsanı Daha İyiye Taşıyabilir.

Yeşim Ceren Bozoğlu: Aktörler Yeni Çağın Gladyatörleri

Demet Cengiz İle "Patronca" Üzerine...

Saba Tümer: Milyon Dolarlardan Banane, Adam Gibi Film Yap!

Jehan Barbur: Bir Filmi Söz Ve Sesle Anlatmak Ayrıcalıklı Bir Duygu

Özge Kocatürk : “Yönetmen Bir Kaptır, Oyuncu Da Bir Sudur."

Cezmi Baskın: Sinemamız Manüfaktür Dönemini Yaşıyor

Selim Evci: 'Saklı’ Susmayan Bir Film

İpek Tuzcuoğlu: İnsanlar İçin Yaşamamayı Öğrendim...

Duygu Demirdağ: İspanyol Sineması Travmalarını Çok İyi Anlatıyor

Atalay Taşdiken: Arama Moturu Sahici Ve Eğlenceli Bir Durum Panoroması

Ragıp Gülen: Tiyatro Ve Sinema Oyunculuğu Esas, Dizi Oyunculuğu Fast Food

Gerçekten Güzel Mi İstanbul Ayla Abla?

Ece Yüksel: Farklı Projeler İle Sınırlarımı Zorlamak Beni Mutlu Ediyor

Pakistan Filminde Bir Türk Kızı: Emel Karaköse

Yine, Yeniden Ben-Hur : Jack Huston

Semra Güzel: 'Kervan 1915' Çok Şey Kattı Bana

Reha Beyoğlu: Reis’Teki Reha’Yı, Reha’Daki Reis’İ Seyrettireceğim

Ayta Sözeri: ‘Kosmos’ İle Kesilen Nefesimiz, ‘Koca Dünya’ İle İçimize Dönüyor

4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali

Harun Can 'Baktığın Aynaya, Seviştiğin İnsana Oynuyorsun Bazen'

Sesinde Bir Tatlı Huzur… Bennu Yıldırımlar

Festival Başlıyor: İlker Savaşkurt 'Damat Koğuşu'nu Anlattı