SORGUSUZ SUAL

HARUN CAN 'BAKTIĞIN AYNAYA, SEVİŞTİĞİN İNSANA OYNUYORSUN BAZEN'

Konuk Yazar

sineterspektif

BU YAZIYI PAYLAŞ

             Sesinden tanınır bazı insanlar. Duruşunu, bakışını bilmezsin. Geçer gider yanından usulca, görmezsin. Oysaki ne çok şey değiştirmiştir hayatında. Belki en çok sevdiğin filmi çok sevmeni sağlayan karakterdi o. Belki de derin bir karanlıktayken sana saldıran kuşları kovan “KORKULUK”… Türk sinemasının dışında yabancı sinemayı bu kadar rahat kabullenmemizi ve sindirmemizi sağlayan şey, yıllardan beri süregelen dublaj sanatındaki başarımız. TV de izlediğimiz belgesellerden filmlere, sinemadaki kahkahalarımızdan gözyaşlarımıza kadar her yerde onların izi var. Bu sayıdaki konuğumuz; dublaj sanatçısı, oyuncu ve müzisyen Harun CAN. Gelin hep beraber Harun’a doğru bir yolculuğa çıkalım…

  • Müzik hayatındaki Harun ile gerçek hayattaki Harun arasında bir fark var mı?

Aslında fark; pek yok ve pek çok…  Herkesin içinde herhangi birinin gördüğünden kalabalık olduğunu düşünüyorum. Bazı anlarda olmayı seçtiğimiz insanlar var. Şarkı yazarken olduğum kişi ile bir müzede 500 yıllık bir tabloya bakarken tanıştığım ben arasında fark var. Ama kişinin kendindeki her insanda da, bir diğerinin izi var…  İnsan her gün kendini keşfediyor. Ve bence herkes, her gün, her sabah (veya öğlen) başka bir kendi olarak uyanıyor. Çünkü zaman bizi değiştiriyor. Vücut kimyamızdaki en ufak farklılık bile kararlarımıza etki ederken… Neyse, anladınız siz. 

  • Taktığın maskeler var mı? Bunlar seni daha üretken mi yapıyor yoksa verimliliğini mi düşürüyor?

Bence kişinin toplumda üstlendiği sorumluluklar, zorunluluklar ve roller dâhilinde taktığı maskeler var. Zaman zaman bundan şikâyet etsek de (¨Bu karanlık maskenin altında, yüzüm çürüyor benim aslında.¨ Korkuluk/Soytarı) itiraf edelim ki işimize yarıyor. Bazen bir şeyi yapman gerektiği anda, o ana uygun hissedemeyebiliyorsun, oynuyorsun. Baktığı aynaya, seviştiği insana oynuyor insan bazen. Yargılamıyorum asla, öyle tınlamak istemem… Verimliliği ne yükseltir, ne düşürür inanın bilmiyorum. Sadece yapıyorum ya da yapamıyorum.

  • İnsanlar seni sevmeli mi? Ve eğer cevabın evetse ya da hayırsa neden?

Yine ¨Ne haddime?¨ diyeceğim izninizle. Birinin bana ne yapacağımı dikte etmesini sevmediğim gibi, insanlara da ne yapacaklarını söylemeyi seçmek istemem. İnsanlar beni sevsin ya da sevmesin veya hakkımda hiçbir şey hissetmesin, sakıncası yok. Size hangisi ¨iyi¨ geliyorsa… Bir şeyi birinin sizi sevmesi için yapmayı pek bilmiyorum sanırım. Birileri sevsin diye yapılan şeylerin gerçekliği ile ilgili sıkıntılar var bence. Genel beğeninin denetiminde olan bir şeyin, fark yaratma ihtimalinin, hiçbir kaygı gütmeden sadece yapıverilmiş olandan daha düşük olduğunu düşünüyor bir yanım. Yaptığım bir şeyi yapmaya devam edeceğim hissini vermekten bile çekiniyorum bazen. Yaptığınızı yapmaya devam etmeniz beklendiğinde ¨yeni¨ bir şey yapma şansınızı yitirebiliyorsunuz.

  • Arabesk kültürünün yeni dönem yansımaları ya da form değişimleri ile devam ettiğini düşünüyor musun?

Düşünüyorum. Arabeskin daha ¨ılımlı¨ ambalajlandığını düşünüyorum… Daha ¨her yere¨ ulaşabilir hale geldiğini düşünüyorum. Düne kadar bir rock şarkısının içinde keman duymaya sabredemeyenlerin, bugün ¨Arabesk rock¨ şarkılarını alkışlıyor olması, sokağın günden güne değişimi, toplumun tercihlerinin yönelimi de bunu gösteriyor zaten. Sokak arabesk… O kültür, sıkıştığımız semtleri, hatta evimizin kapısını zorluyor şimdi. Dün ¨Beni beğenmiyor musun?¨ diyen o arabesk kültür, bugün ¨Nasıl beğenmezsin beni!¨ diye tekme tokat dövmeye çalışıyor seni… Form değişimi mi demiştik?

  • Ne tür filmler izlemekten hoşlanırsın? Bir gün kamera önüne geçmek ister misin?

Daha önce kamera önünde pek çok iş yaptım. Son olarak Kuantum Fiziği ile ilgili bir drama-belgesel çalıştık. ¨Tür¨ konusunda bir şey diyemeyeceğim… Filmleri severim. Bir şeyi, başka birinin gözünden görme imkânı vermesi bile büyüleyici.

  • Şimdiye kadar seslendirdiğin filmlerde çalışmaktan en çok zevk aldığın film hangisi ve neden?

Ooo… Çok. Son dönemde Deadpool ve Jared Leto’nun oynadığı Joker… Bunun dışında kötü adamları, psikolojik bozukluğu olanları, duygusal iniş çıkışları olan rolleri çok seviyorum. Jesse Eisenberg muhteşem bir oyuncu, son dönemde onun filmlerini seslendirirken de büyük keyif alıyorum. İçinde şarkı söylediğim projeleri de çok seviyorum.

  • Dünyanın adil bir yer olduğunu düşünüyor musun? Neden?

Düşünmüyorum. An an yok ettiğimiz bir dünyada yaşarken adaleti sorgulayabileceğimizi bile düşünmüyorum. Kendimden başlayarak, herkesin bunda sorumlu olduğuna inanıyorum. Hepimiz, ihtiyacımız olandan fazlasının peşindeyiz ve bu birilerinin yıkımı ile sonuçlanıyor. Herkes, çoğulun iyiliğini diliyor ama kimse bunun için bir şeyden vazgeçmeye hazır değil. Biz kendimize karşı adil miyiz? Dünya nasıl adil bir yer olsun?

  • Müziğe, dublaj sanatına ve oyunculuğa felsefik olarak bakışın nedir?

Bu, sanırım boyumdan büyük laflar etmem gereken kısım… Daha önce bu tip sorular karşısında ¨Topluma ışık götüreceğim!¨ gibi cevap veren insanlarla karşılaştım. Ben pek öyle biri değilim… Basitçe anlatmak gerekirse; ne yapıyorsam, en iyi şekilde yapmaya çabalıyorum. Ekiplerin içinde yer alıyorum. O ekipteki en alt kademeden, en üst kademedeki insana kadar hepsinin emeğinin bir değeri var. Birlikte çalıştığım insanları seviyorum, kendimi onlara karşı sorumlu hissediyorum. Yaptığım işin ulaştığı insanlar, o işe hayatlarından anlar veriyor. O anı, daha kıymetli yapabiliyorsak ne mutlu. Eğer bir şeyin içinde, o şeyi sensizlikten bir fazla yapabilecek bir zerre olabiliyorsan, ne mutlu.

  • En çok acı çektiğin an nedir? Ve bu acı ya da acılar seni nasıl geliştirdi?

Acıyı yarıştırmayayım şimdi… Acının reklamı, porno geliyor bana. Acı, kişisel bir şey. Gösterişi hep eğreti. Geçen hafta eski bir dostumu, daha ömrünün yarısında kaybettim. Gömdük, gitti. Bir parçam, dünüm de onunla gitti. Acıtmakla övünen insanlar oldu hayatımda misal, onları da hiç anlayamadım. Sanırım onlara anlatamadım da… Anlaşamadık yani… Minnettarım ben. Geçen her güne, düştüğüm her çukura, canımı yakan her insana, her ana minnettarım. Beni şu anda olduğum yere getirdi. Bazen şunu düşünüyorum; acı veren bir şeyin, gerçekte neye sebep olduğunu anlayabilecek kadar zaman geçirmeden karar veriyoruz. Biraz daha beklemek gerekiyor sanki. ¨Beklemek¨ de kıymetli bir şey. Ve bunu öğrenmek için çok bekledim. Hala öğreniyorum. İyi bir ¨bekleyici¨ olmayı bekliyorum.

  • Müzik hayatın nereye gidiyor? Bir hedefin var mı?

Hayır yok. Müzik hayatım bir ¨gereklilik¨ üzerine kurulmadı ki… Müzik üretimim ile ilgili ¨içimden geldiği gibi¨ kuralını hep korudum. Biraz da bu yüzden müzik yaparken ¨Korkuluk¨ ismini kullanıyorum. Yaptığım müziğin, ismimden ve gelecekte olduğum kişiden bile etkilenmesini istemedim. Zaten, bence biz, bu tip konularda ¨hedef konulabilecek¨ bir ülkede yaşamıyoruz. İnsanların otobüs durağında beklerken bombalarla parçalandığı bir yerde, bu konuda hedefler koymam küstahlık olur sanırım. Hayatta kalmaya çalışıyoruz. Ayrıca ben yılın son çeyreğinde net kâr açıklayan bir şirket miyim ki müzik hayatıma ilişkin bir hedef koyayım? Yazıyorum bir şeyler işte… ¨Bunu birlikte de dinleyelim¨ dediğim bir şey olduğunda yayınlıyorum. Birileri beğeniyor, birileri beğenmiyor… Mutlaka bir hedeften bahsetmek gerekirse ¨herkese ulaşmasını hedeflediğim¨ hiçbir şey yok içimde. Samimiyetimin adil(!) kullanım kotası mı sıkıntılı nedir? 

  • Sanat sert olmalı mı? Hayat zaten yeterince sert, sanat (her dalı olabilir) insanlara daha ütopik, daha eğlenceli bir dünya mı sunmalı, yoksa olduğu gibi tüm çıplaklığı ile gerçeği mi anlatmalı?

Bilmem? Birine nasıl üreteceğini ve derdini nasıl anlatacağını söylemek ne haddime? Bu tip konularda ¨şöyle olmalı, böyle olmalı¨ diye konuşanlara bakıyorum da, genelde elle tutulur hiçbir şey yok arkalarında… Gerçekten bilmiyorum. Ben ¨üretmeye¨ inanıyorum. Samimiyete inanıyorum. Bir anlam ifade etmeye, bir fikri ortaya koymaya inanıyorum. Bunların sonucunda ortaya çıkanın doğruluğu, yanlışlığı, sertliği, yumuşaklığı, ne kadar eğlendirdiği ya da eğlendiremediği, onun karşısındaki insana kalsın. Ona da karışmayalım. Herkesin, herkesi kısıtlamaya böylesine hevesli olduğu bir yerde takatim yok bu konuda bir yargı cümlesi söylemeye…

EYÜP MURAT KARAGÜL

DİĞER ROPÖRTAJLAR

İkiyüzlü Ahlak Anlayışımız Bıçak Altında (Kasap Havası)

Füsun Demirel: Hayat İle Mücadelem Hiç Bitmiyor

Celal Çimen: Söyleyecek Sözü Olan Herkesin Film Çekmeye Hakkı Var

Doğa Can Anafarta: Filmimizi İzlemek Cesaret İstiyor

Hilal Sönmez 'Son Bir Dans'ı Anlattı

Kanatsız Karıncalar Da Uçar Mı Dersiniz?

Mahur Özmen: ‘Hiçbirimiz, Kenan Evren’İn Olumsuz Şahsiyetinde Kendini Temize Çekmemeli’

Avni Kütükoğlu: Yalın, Gerçek Ve Sessiz Bir Hikaye ‘Beni De Götür’

Sinemanın Zarif Yüzü: Nebahat Çehre

Erkan Can: Derdi Olan Sinemayı Seviyorum

Esra Şengünalp: Her Şeyini Ortaya Koymaktır Sinema

Selen Uçer: Bugünün Samimi Anlatımını, Derdini, Hikayesini Seviyorum

Murat Deniz: Sinemacı Büyücü; Sinema, Büyücünün Önündeki Küre

Funda Eryiğit: 'Biz Yaptık, Seyirci Anlamıyor’ Olmaz!

Berkay Ateş: Her Şey ‘Abluka’ Altında

Ebru Kaymakçı: Kâşif Olmak Lazım. Hiç Durmadan Keşfe Devam Etmeli Oyuncu

Hülya Koçyiğit: Yaşayan Ve Yaşatan Filmleri Seçtim

Ertan Kılıç: Sanat Ve Oyuncu Muhalif Olmalı. Sadece Bu Eleştirel Bakış; Sanatı, Sanatçıyı Ve İnsanı Daha İyiye Taşıyabilir.

Yeşim Ceren Bozoğlu: Aktörler Yeni Çağın Gladyatörleri

Demet Cengiz İle "Patronca" Üzerine...

Saba Tümer: Milyon Dolarlardan Banane, Adam Gibi Film Yap!

Jehan Barbur: Bir Filmi Söz Ve Sesle Anlatmak Ayrıcalıklı Bir Duygu

Özge Kocatürk : “Yönetmen Bir Kaptır, Oyuncu Da Bir Sudur."

Cezmi Baskın: Sinemamız Manüfaktür Dönemini Yaşıyor

Selim Evci: 'Saklı’ Susmayan Bir Film

İpek Tuzcuoğlu: İnsanlar İçin Yaşamamayı Öğrendim...

Duygu Demirdağ: İspanyol Sineması Travmalarını Çok İyi Anlatıyor

Atalay Taşdiken: Arama Moturu Sahici Ve Eğlenceli Bir Durum Panoroması

Ragıp Gülen: Tiyatro Ve Sinema Oyunculuğu Esas, Dizi Oyunculuğu Fast Food

Gerçekten Güzel Mi İstanbul Ayla Abla?

Ece Yüksel: Farklı Projeler İle Sınırlarımı Zorlamak Beni Mutlu Ediyor

Pakistan Filminde Bir Türk Kızı: Emel Karaköse

Yine, Yeniden Ben-Hur : Jack Huston

Semra Güzel: 'Kervan 1915' Çok Şey Kattı Bana

Reha Beyoğlu: Reis’Teki Reha’Yı, Reha’Daki Reis’İ Seyrettireceğim

Ayta Sözeri: ‘Kosmos’ İle Kesilen Nefesimiz, ‘Koca Dünya’ İle İçimize Dönüyor

4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali

Harun Can 'Baktığın Aynaya, Seviştiğin İnsana Oynuyorsun Bazen'

Sesinde Bir Tatlı Huzur… Bennu Yıldırımlar

Festival Başlıyor: İlker Savaşkurt 'Damat Koğuşu'nu Anlattı