SORGUSUZ SUAL

FESTİVAL BAŞLIYOR: İLKER SAVAŞKURT 'DAMAT KOĞUŞU'NU ANLATTI

Ayhan Hülagü

BU YAZIYI PAYLAŞ

Damat Koğuşu, cezaevinde cinsel istismarcıların konulduğu koğuşlara deniyor. Yönetmen İlker Savaşkurt aynı adı taşıyan filminde dört duvar arasında yaşanan istismarları konu ediniyor ve soruyor: “Yaşananlar gerçek. Deneyimlemeye hazır mısınız?” Savaşkurt ile filmin öyküsünü konuştuk.

  • İlker Savaşkurt’u tanıyalım. Kimdir? Nerede, nasıl eğitimler almıştır?

1986 yılında İstanbul’da doğdum. Yeditepe Üniversitesi’nde sinema eğitimi aldım. Daha sonra Amerika’ya yerleştim ve orada eğitimime devam ettim. ABD’de 3 yıl yaşadıktan sonra Türkiye’ye döndüm ve oyunculuğa devam ettim.

  • Sektör ile nasıl tanıştınız?

ABD’den döndükten sonra network kurma açısından oyunculuk yapmaya başladım. TV programlarının pilot çekimleri, reji asistanlığı derken Aşk ve Hayal dizisi ardından da Ezel dizisinde rol aldım. Bir belgesel çektik, sonra kısa bir film yaptım. Ödüller aldı o film. Sonra ise Sürgün Türküleri Yılmaz Güney projemiz için çalışmalara başladık. Zaten bu esnada diğer filmlerim de yavaş yavaş belli olmaya başlamıştı.

  • Sürgün Türküleri Yılmaz Güney’den sonra Damat Koğuşu’nda yine sırtınızı gerçek hikâyelere yaslıyorsunuz. Bildiklerimiz ekrana yansıyanlar. Bilmediklerimiz neler?

Ben dedemi hiç görmedim tanımadım. Ben doğmadan hayata veda etmiş. Bir kabadayıydı 50-60’lı yıllarda. Sonra 17 yaşındayken bir akrabamı ziyarete gittiğimde dedem ve kitabından bahsettiler ve fotoğraflarını ortaya çıkardılar. Orada bir külliyatın içine düştüm. Dedem 1978’de ölene kadar Aksaray’dan Laleli’ye ve Florya’ya kadar olan bölgede son dönem kabadayılarındanmış. O dönem Yılmaz Güney ile de Gazi Baba diye bir gazino varmış ve ikisi de orada takılıyorlarmış. Derken tanışmışlar. Dedem çocuk esirgeme kurumundayken edebiyat, boks ve kürek gibi eğitimler almış. Yılmaz Güney de dedeme kitap, senaryo yazması için baskı yapıyor. Zavallılar filminde Arap karakterini de dedeme ithaf ediyor. Dedem sonunda kitabı yazıyor. Hayatının bir dönemini anlatan kitapta çokça isim yer aldığı için kitap toplatılıyor, basımı engelleniyor. O kitap elime geçti. Bu tarihten sonra madem elimde böyle bir hikâye var, ben bu kitabı filmleştirmek istiyorum dedim. Filmlerimin temeli bu kitap.

  • Öykü derin, anlamlı. Damat Koğuşu’nun referans noktası nedir?

Önce Yılmaz Güney için bir şey yapmak istedim. Deneyim kazanmak için Paris’e gitmesi, orada bir hapis hayatı yaşaması, hapishane filmi olan Duvar filmini çekmesi bana ilginç gelmiştir. Alternatif bir şey yapmak istedim ve Sürgün Türküleri Yılmaz Güney ortaya çıktı. Bu dönemden önce 2009-2010 gibi bana bir hikâye anlatılmıştı Damat Koğuşları ile ilgili. O dönem bu hikâyeyi olgun bulmadık ama kafamın bir köşesinde Damat Koğuşu konsepti kaldı hep. Sürgün Türküler bitince yine hapishane ile ilgili olduğu için devam niteliğinde Damat Koğuşu’nu çekmeye karar verdik.

  • Senaryo, çekim ve oyuncu seçimi gibi aşamaları nasıldı?

Yazar Mehmet Kala yakın arkadaşımdır. Mehmet Kala’ya yıllar önce Kazım Can Alparslan ile yazdığımız tretmanları verdim ve “konu bu ama ben sana bırakıyorum, etkilemek istemiyorum” diyerek kafamdaki hikâyeyi ve hassas olduğum kısımları anlattım. Bir iki ay çalıştıktan sonra beni aradı ve Paris’e gittim. İki ay orada beraber çalıştıktan sonra Haziran 2016’da sete girdik ve 14 gün gibi bir sürede çekim tamamlandı. Son işlemler ise geçen hafta bitti ve baskıya girdik.

  • Eskimemiş yüzlerin bol olduğu bir oyuncu kadrosu var. Popüler simalar uzak mı durdu, yoksa siz mi tercih etmediniz?

Oyuncu seçiminde ise yine etrafımızda oyuncu olan arkadaşımız çok fazla. Bu anlamda şansımız fazlaydı. Çok fazla isim vardı ama her biri senede birkaç filmde oynayan oyunculardı. Bizler yeni bir şeyler yapmak istiyorduk ve bu anlamda da yeni isimler ile çalışmayı tercih ettik. Herkesi etrafımızdan bulduk. Çalıştığımız tanıdığımız arkadaşlarımıza, asistanlarımıza yön vermek istedik. Bizim ilk filmimiz onlarında ilk filmi olsun istedik.

  • Filmin ilk olmasının artı-eksileri neler?

Benim daha önce yer aldığım projelerde de karşılaştığım enteresan şeyler var sektörde. Oyuncuya senaryo gönderiliyor ve sete geldiğinde hemen oynaması bekleniyor. Oyuncu hazır mı setle, diğer ekiple kaynaştı mı vesaire düşünmeden. Haliyle birkaç gün çok verimsiz geçiyor. Ben bunu aşmak için çekimlerden 4 gün önce makyaj kostüm provası yaparken herkesi tiyatroda bir araya topladım. Orada setin kaynaşmasını sağladım. Oyuncularla okuma provası aldıktan sonra koğuş içindeki mizansenleri çalıştık. Hapishaneyi yere çizdik, kamera açılarını ayarladık. Dört gün sonra herkes hazırdı. Ekip setten önce birbirini tanıyor ve oyunculardan set ekibine herkes birbirinin rolünü ve pozisyonunu biliyordu. Ve 14 gün gibi kısa sürede çekim bitmişti.

  • İşlenmesi ve hazmı zor bir konu. Eleştiriler nasıl?

Sofya Film Festivali’nin direktörü filmimiz için “yeni bir Midnight Express gibi” dedi mesela. Bu benzetme  beni korkutmuyor mu konusuna gelince; elbette hayır. Korkutmuyor. Bugün yüzlerce ülke sinemasında hapishane filmleri çekiliyor. Her birinde tecavüz, kanunsuzluk konuları işleniyor. En önemli filmlerden biri olan “Esaretin Bedeli” mesela. Orada da kanunsuzluklar var, keza Yeşil Yol da öyle. Burada amaç bir ülkeyi ya da bir kurumu kötülemek değil. Durumu anlatmak. Bizde de hiçbir ülkede benzeri olmayan Damat Koğuşu denen bir olgu var. Bunu anlatmaya çalışıyoruz. Kimseyi kötü gösterme gibi bir niyetimiz yok. 

  • Film ‘rahatsız bir mesele’yi rahatsız ederek anlatıyor.

Filmin mesajı çok net. Damat Koğuşu’nda tecavüz suçu, sebepleri ve ataerkil toplumun kadınlara yönelimi, adaletin varlığı, insanların linç eğilimi, kanunsuzluk ve kanunsuzluğun yarattığı orman kanunu var. Biz seyirciyi oraya götürüyoruz. Bu bir gerçek ve deneyimlemeye hazır mısınız diyoruz.

  • Türkiye’de son dönemde cinsel istismar, tecavüz vakalarında bir artış var. Bu filmi yaparken yaşanmışlıklardan kadar etkilendiniz?

Türkiye’de çok fazla gibi görünebilir ancak aslında İngiltere, ABD gibi ülkelerde de çok daha fazla bu oran. Onların tek farklı bu olayları göstermemeleri. Orada 3. Sayfalarda asla tecavüz haberine rastlayamazsınız. Bizde yeni yeni konuşulan yayın yasağı oralarda yıllardır uygulanıyor. Bu bize has bir şey değil. İnsanın olduğu her yerde var.

  • Damat Koğuşları ile ilgili yaptığınız araştırmalarda karşınıza nasıl veriler çıktı?

Önemli bir araştırma süreci geçirdik. En başta tecavüzün sebepleri okumaya başladık. Sonra Türkiye’deki ne kadar doğruya oturtabiliriz diye gardiyanlarla, gardiyan emeklileri ile suçlularla görüştük. Filmde olanlar gerçek damat koğuşlarında yaşananların çok azı aslında. Kaldı ki illere göre de değişiyor bu. Bayrampaşa ile Diyarbakır Damat Koğuşu arasında uçurumlar var. Biz verebildiğimiz kadarını yansıttık perdeye. Ancak gösterdiklerimiz oralarda yaşananların bir kısmı sadece.

  • Bağımsız filmler ciddi dağıtım problemine sahip. Filminiz gişede kendine nasıl bir alan açar sizce?

Biz filmciyiz ama endüstrinin ticari boyutuna uzağız. Evet sanatsal anlamda festivallere davet ediliyoruz, katılıyoruz ama Türkiye’de şu ana kadar dağıtım yapmadık. Sofya Film Festivali, Paris Bağımsız Film Festivali ve İstanbul Film Festivali’ne kadar festivallerden davet aldık ve katılıyoruz. Vizyon konusu için ise tekliflere açığız, görüşmelere yakın zamanda başlama niyetindeyiz. Görüşmelerimiz sürüyor, insanlar böyle filmleri de görebilmeli...

  • Komedinin merkezde olduğu ana akım sinema, salon bulamayan ödüllü bağımsız yapımlar. Makas gittikçe açılıyor. Bu tablo neler hissettiriyor?

Türkiye’de bir sinema endüstrisi yok. Endüstriyi ve gerekli ana pozisyonlarını oluşturacak eğitim yok. Türkiye’de film yapılmıyor. İşi bilmeyen insanlar manavken çok para var diye yapımcı oluyor. Sanat ve filmden uzaktan yakından ilgisi olmayan insanlar bu pastadan iyi bir pay almak için bu işe soyunuyorlar sonra diziler 180 dakika oluyor. Bir film 1.100 sinemada birden gösterime sokuluyor. Bu yüzden Martin Scorsese’nin filmi salon bulamıyor mesela. 4. Dünya ülkesinde yaşanan şeyler gerçekleşiyor burada.

  • Bunun değişmesinin yolu ne peki?

Bütün bunlar eğitim ile aşılabilir. Sinema eğitiminin olması lazım. Bana göre TV ve sinemanın eğitimde ayrılması lazım. Sinema eğitiminin tamamen sanat akademisine verilmesi gerekiyor ve bunun içinde de kademelendirilme gerekiyor. Sinema okuyan bir insan yazar olmak istiyor. Ancak bu yanlış. Sinema ile edebiyat farklı. Kademelendirme de bu noktada fayda sağlayabilir sektöre.

  • Beğendiğiniz, çizgisinden yürüdüğünüz isim(ler) kimlerdir?

Ben yapı olarak Werner Herzog’u çok beğeniyorum. Etkileniyorum. İdol olarak aldığım söylenemez ama duruş olarak bence çok iyi. Edebiyata önem veren ve kendi çizgisini yaratan bir isim. Çok etkilenmek istemiyorum ve filmlerimle de dünyaları yerinden oynatmak gibi bir amacım yok. Tek amacım kendi tarzımı oluşturmak. İlk filmimi ve son filmimi izleyen insanlar “evet bu İlker Savaşkurt’un filmi” diyebilsinler istiyorum.

  • Türkiye’de yaşamıyorsunuz. Dışarıdan bir öykü anlatma düşünceniz olmadı mı hiç?

Burada yaşamasam da bu toprakların insanıyım. Türkiye’de uyanmasam da her uyandığımda aklımda Türkiye var. Nerede yaşıyorsam tüm gündemimi Türkiye oluşturuyor. Bundan sonraki projelerim de yine bu topraklar ile ilgili olacak.

  • Son dönemde internet içerikleri artmaya başladı. Bunun sektöre etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İş TV’den internete kayıyor. Klasik TV’nin son 10 yılı. Bu akım doğru. İşi TV’den yani genel yayından çektiğinizde kişiselleşiyor ve insanların seçimine bıraktığınızda bence daha özgür bir içerik oluşur. Endüstri özgürleşir mi bilmiyorum ama henüz  Türkiye için zor. Her şey çok geriden geliyor. Böyle bir atılım henüz yok. Ama belli başlı firmalar bu konuda uğraş veriyorlar.

36. İstanbul Film Festivali’nde izleyiciyle buluşacak filmin Barış Atay, Musa Can Pekcan, Diyar Karadaş, Feyzan Soykan rol alıyor. Film, cezaevi müdürü ve gardiyanların gerilimi kendi çıkarları doğrultusunda yönettiği koşullar altındaki mahkûmların kuralsız ilişkisini ve birbirleriyle olan varoluş savaşını işliyor.

 

DİĞER ROPÖRTAJLAR

Festival Başlıyor: İlker Savaşkurt 'Damat Koğuşu'nu Anlattı

Sesinde Bir Tatlı Huzur… Bennu Yıldırımlar

Harun Can 'Baktığın Aynaya, Seviştiğin İnsana Oynuyorsun Bazen'

İkiyüzlü Ahlak Anlayışımız Bıçak Altında (Kasap Havası)

4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali

Ayta Sözeri: ‘Kosmos’ İle Kesilen Nefesimiz, ‘Koca Dünya’ İle İçimize Dönüyor

Reha Beyoğlu: Reis’Teki Reha’Yı, Reha’Daki Reis’İ Seyrettireceğim

Semra Güzel: 'Kervan 1915' Çok Şey Kattı Bana

Yine, Yeniden Ben-Hur : Jack Huston

Ece Yüksel: Farklı Projeler İle Sınırlarımı Zorlamak Beni Mutlu Ediyor

Pakistan Filminde Bir Türk Kızı: Emel Karaköse

Gerçekten Güzel Mi İstanbul Ayla Abla?

Atalay Taşdiken: Arama Moturu Sahici Ve Eğlenceli Bir Durum Panoroması

Ragıp Gülen: Tiyatro Ve Sinema Oyunculuğu Esas, Dizi Oyunculuğu Fast Food

Duygu Demirdağ: İspanyol Sineması Travmalarını Çok İyi Anlatıyor

İpek Tuzcuoğlu: İnsanlar İçin Yaşamamayı Öğrendim...

Cezmi Baskın: Sinemamız Manüfaktür Dönemini Yaşıyor

Selim Evci: 'Saklı’ Susmayan Bir Film

Jehan Barbur: Bir Filmi Söz Ve Sesle Anlatmak Ayrıcalıklı Bir Duygu

Özge Kocatürk : “Yönetmen Bir Kaptır, Oyuncu Da Bir Sudur."

Demet Cengiz İle "Patronca" Üzerine...

Saba Tümer: Milyon Dolarlardan Banane, Adam Gibi Film Yap!

Yeşim Ceren Bozoğlu: Aktörler Yeni Çağın Gladyatörleri

Ertan Kılıç: Sanat Ve Oyuncu Muhalif Olmalı. Sadece Bu Eleştirel Bakış; Sanatı, Sanatçıyı Ve İnsanı Daha İyiye Taşıyabilir.

Hülya Koçyiğit: Yaşayan Ve Yaşatan Filmleri Seçtim

Ebru Kaymakçı: Kâşif Olmak Lazım. Hiç Durmadan Keşfe Devam Etmeli Oyuncu

Berkay Ateş: Her Şey ‘Abluka’ Altında

Funda Eryiğit: 'Biz Yaptık, Seyirci Anlamıyor’ Olmaz!

Murat Deniz: Sinemacı Büyücü; Sinema, Büyücünün Önündeki Küre

Selen Uçer: Bugünün Samimi Anlatımını, Derdini, Hikayesini Seviyorum

Esra Şengünalp: Her Şeyini Ortaya Koymaktır Sinema

Erkan Can: Derdi Olan Sinemayı Seviyorum

Sinemanın Zarif Yüzü: Nebahat Çehre

Avni Kütükoğlu: Yalın, Gerçek Ve Sessiz Bir Hikaye ‘Beni De Götür’

Mahur Özmen: ‘Hiçbirimiz, Kenan Evren’İn Olumsuz Şahsiyetinde Kendini Temize Çekmemeli’

Hilal Sönmez 'Son Bir Dans'ı Anlattı

Kanatsız Karıncalar Da Uçar Mı Dersiniz?

Doğa Can Anafarta: Filmimizi İzlemek Cesaret İstiyor

Celal Çimen: Söyleyecek Sözü Olan Herkesin Film Çekmeye Hakkı Var

Füsun Demirel: Hayat İle Mücadelem Hiç Bitmiyor