SORGUSUZ SUAL

ERTAN KILIÇ: SANAT VE OYUNCU MUHALİF OLMALI. SADECE BU ELEŞTİREL BAKIŞ; SANATI, SANATÇIYI VE İNSANI DAHA İYİYE TAŞIYABİLİR.

Konuk Yazar

sineterspektif

BU YAZIYI PAYLAŞ

Sinema tarihimizin ilk yerli James Bond’u olacak kişiyle tanışmaya hazır olun. Barış olmayan bir ülkede barış filmi çekecek kadar yürekli, bitmeyen setlerde bitmeyen rolleri oynamak için saatlerce bekleyecek kadar sabırlı ve en önemlisi her an her yerde öğrenmeye devam edebilecek kadar işini seven bir oyuncu Ertan KILIÇ. İşin mutfağına girmekten gocunmayan ve pişirdiği birbirinden güzel işleri seyircisiyle paylaşan bizim de elinin lezzetine inandığımız gelecek vadeden bir genç oyuncu. Onu sahnede izlemek ayrı bir zevk, ekranda izlemekse çok daha başka. İleride James Bond olur mu bilinmez ama yabancı sinemaya şimdiden adım attığı “Sand of Kings” onu epey ilerilere taşıyacak gibi.

  • Oyuncunun ana arterlerinde ne dolaşmalı? Damarlarında akan sadece kan mı olmalı yoksa başka bir şeye de ihtiyacı var mı?

Oyuncunun her şeye ihtiyacı var. Her şeyi okumuş ve her şey hakkında az da olsa fikir sahibi olması gerekiyor. Hiç birimiz makine değiliz kendimizi bu kadar dolduramayız, her şeyi biliyor olamayız ama hiç değilse en azından bazı şeyler hakkında fikir sahibi olmak donanımlarımızı ve genel kültürümüzü üst düzeyde tutmak zorundayız.

  • Oyuncu seyircisi ile etkileşimde olmalı mı? Daha doğrusu enformasyonu mu yoksa iletişimi mi seçmeli oyuncu? Hangisi daha etkili olur oyunculuk bazında?

Burada oyunculuğu ikiye ayırabiliriz, tiyatro oyunculuğu ile sinema ve TV oyunculuğu diye ikiye ayırabiliriz. Tiyatroda iletişim olmadığı zaman oyuncu çok ta tatmin olmuyor yaptığı işten, muhakkak iletişimin içinde olması gerekiyor. O nefesi hissetmesi gerekiyor. En kötüsü göz kontağı kurmak gerekiyor. Ben daha çok iletişimi tercih ediyorum, beni mutlu eden kısmı o. Bunu dizide oynadığım dönemde sıkça tecrübe ettim. Tiyatro da alkışı alırken yaşadığım haz çok daha başka…

  • Oyuncunun bir duruşu olmalı mı? Yoksa içinde bulunduğu kabın şeklini mi almalı? Her rolü oynayabilmeli mi yoksa bir sınırı olmalı mı?

Oyuncu her rolü oynayabilmeli ban biraz basmakalıp bir söz gibi geliyor. Her oyuncu bunu der ama hayır her oyuncu her rolü oynayamaz, oynamak zorunda da değil. Bu onun tercihine kalmış bir şey. Bunu sadece siyasi düşünce, ahlak kuralları ya da toplumun bize dayattığı kurallar olarak düşünmemek lazım. Oyuncu o rolü oynayamayacağını da hissedebilmeli. Oyuncuyu böyle bir kalıbın içine sokmak gerekmiyor bence. Bu da bir duruş şeklidir, ben tercihimi kendim yaparım da bir duruştur.

  • Sinema, TV, Tiyatro bu üç sektörde de oyuncu olarak bulundun. Hangi sektör seni daha mutlu etti? Birbirinden net çizgilerle ayırabilir misin yoksa hepsinin yeri ayrı mı?

Sorduğunuz sorunun özü mutluluksa kesinlikle tiyatro. Kendi adıma işin maddi boyutunu hiçbir zaman ön plana çıkarmadım. Tiyatro yaptığımda çok mutlu oluyorum bunu kesin çizgilerle ayırabilirim.

  • Oyuncu muhalif midir? Olmak zorunda mıdır?

Sanat muhaliftir ve muhalif olmak zorundadır. Dolayısı ile oyuncu da muhalif olmak zorunda. Örneğin Ferhan Şensoy’a bakın, yıllardır muhalif. Kimin başa geldiğinin önemi yok o her dönem muhalif. Hep ona söyleyecek bir şey buluyor. Bunu illa kötü bir şey söylemeli ya da illa kötü eleştirmeli anlamında söylemiyorum çünkü ben eleştirilmeyi çok seven bir insanım. İsterim ki ben sahneye çıktığımda insanlar beni eleştirsinler ki ben bir adım daha ileriye gidebileyim. Her gelen seni pışpışlarsa ve sen de bunun samimi olduğuna inanmazsan yürüyemezsin. Muhalefetin en güçlü sesi sanat ve tiyatrodur, siyasiler oturup oyunları izlemeli bence, oradaki eleştirileri dinlemeliler ve oradan yola çıkarak kendi durumlarını gözden geçirmeliler ancak böyle daha iyiye gidebiliriz.

  • Yurt dışında bir sinema filmi çektin. Orada işler buradakine benzer şekilde mi yürüyor yoksa işleyiş ve çalışma şekilleri tamamen farklı mı?

Filmi Suriye de çektik, aslında bizden çok uzakta değil ama çalışma biçimleri gerçekten çok farklı. Suudi bir yönetmenle çalıştım Nejdet Anzavur la. “King of Sand” isimli filmde. Çok ironik bir tesadüftür ki barışı anlatan film savaş yüzünden seyirciyle buluşamadı.

  • Bize biraz bu filmden bahsedebilir misin? Kısa hikâyesi ya da filmin mottosunu anlatabilir misin?

1900’lü yılların başında İngilizlerin Suriye ye geldikleri dönemi anlatan bir film. Krallık döneminde İngilizlerin bölgede hâkimiyet kurmak ve toprakları ele geçirebilmek için çevirdikleri entrikalar işleniyordu ama temel mottosu barış tı filmin o yüzden ısrarla onu vurgulamak istiyorum. Suriye de mevcut, şiiler le sünniler arasındaki çatışmaların olmaması gerektiği. Kapı komşusu olan insanların birbirine nasıl ve ne tür oyunlarla düşürüldüğünü anlatan bir sinema filmiydi. Maalesef savaş başladığı için seyirciyle buluşamadı, savaşın bitmesinden sonra daha çok buluşacaktır diye umut ediyorum.

  • Yabancı bir yönetmenle çalışmak nasıl? Yerli yönetmenlerle de çalıştın aralarındaki fark nedir?

Bizim yönetmenlerimiz genelde derslerine çok çalışmadan setlere geliyorlar. Orda öyle bir şey vardı ki herkes dersine çalışmıştı. Hangi sahnenin hangi açıdan çekileceği bile önceden belliydi. Strory board’lar hazırdı bizim sadece yapmamız gereken şey sahneye girmeden önce ezberimizi yapmak ve oyuncu koçlarımızla sahne hakkında çalışıp çekime başlamaktı. Burda sete gidip saatlerce bekledikten sonra orada evet diyorsunuz bu iş böyle yapılmalı. Yönetmenin çok etkisi var, orda yönetmen bir şey dediği zaman herkes dikkatle dinliyor ve dediği şey anında yapılıyor. Çalışma prensipleri var bu çok hoşuma gitmişti.

  • Oyunculuk ta bir şeyleri değiştirmek istesen neyi değiştirirsin?

İmkânım olsa oyuncu olacak herkesin bu işin mutfağından geçmesini isterdim. Uzmanlaşması gerekmiyor, o mutfaktan geçip orada ne tür zorluklar yaşandığını görüp ona göre kendini geliştirmesini isterdim. Gözlemlerime göre bu işin mutfağından geçmiş, bir şekilde bir yerde alaylı olmuş insanlar daha özveriyle bu işe sarılıyor. Bir şekilde tepeden inmiş arkadaşlarsa farkında değiller işlerinin ve oldukları yerin kıymetini bilmiyorlar.

  • TV dizilerinde oynarken en sevmediğin ve en sevdiğin şeyler neler?

Beklemekten nefret ettim ama herkes der ki bu işin kuralı bu biz bekleyerek para kazanıyoruz. Ancak bence sistemli bir çalışmayla bu sorun aşılabilir. Güzel tarafı ise çalışma temposu. Tempolu çalışma beni dinç tutuyor. Bir de sette güzel bir ekip varsa her şey çok eğlenceli olabiliyor.

  • Sinemanın ya da TV’nin güçlü bir mesaj taşıması gerektiğine inanıyor musun?

Kesinlikle mesajı olmalı. Hepsi muhakkak bir şey anlatıyor olmalı yoksa zaman kaybından başka bir şey olmaz.

  • Bir gün bir film yapma şansın olsa ne tür bir film yapardın ve filminde kimleri oynatırdın?

Ben dramlardan hoşlanıyorum. İçinde aşk ve acı barındıran işleri seviyorum. Buradan yola çıkarsak Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna” sını filme almak isterdim. Hikâyedeki mutemet olan yaşlı karakteri Şener Şen’in oynamasını isterdim, onun gençliğini de naçizane ben oynamak isterdim.

  • Bir tek cümleyle kendini tanımlar mısın? Kimsin sen?

Kendimi kendi kelimelerimle değil de arkadaşlarımın bana atfettiği şekilde ifade etmek gerekirse "Ertan Kılıç halleder." Gerçekten marka olma yolunda gidiyor ve bana sorarsanız bunun dışında; Her gün yeni şeyler öğrenmeye aç, fazlasıyla işkolik, her konuda hep pozitif ve iyi niyetli.

  • Çalışmak istediğin özel bir yönetmen var mı? Varsa neden o?

Hayalleri küçük koymamak lazım, en büyük hayallerimden birisi bir gün James Bond oynamak. İlk türk James Bond olmak istiyorum. Cüneyt Arkın’a nasip olmadı belki bir gün bana nasip olur. Bir gün James Bond oynayıp o karakterle Oscar almak istiyorum. Yönetmen olarak arada kalıyorum Tarantino ve Tim Burton arasında. Ama Tim Burton’un tarzını çok beğeniyorum. Onunla çalışmak isterdim.

  • Şimdiye kadar kimlerin tedrisatından geçtin?

En baştan başlarsam hayatımdaki dönüm noktalarından birisi Lale Oraloğlu dur. Sonrasında Fuat Raufoğlu kendisi konservatuvardaki oyunculuk hocam. Zamina Hacıyeva Raufoğlu yine konservatuvardan. Bozkurt Kuruç, Ömer Naci Topcu, Alpay Ulusoy oyunculuk hocalarımdı. Son dönemde de Naşit Özcan. Bana son zamanlarda kollarını açtı oyunculuk ve yönetmenlik gelişimimde çok önemli bir köşe taşıdır. Son olarak “Cibali Karakolu” nda birlikte çalıştığım Zihni Göktay. Onu izlemek bile benim için büyük bir gelişim ve esin kaynağı. Bir de SM menajerlikle çalışıyorum onlara da çok şey borçluyum.

EYÜP MURAT KARAGÜL

 

DİĞER ROPÖRTAJLAR

İkiyüzlü Ahlak Anlayışımız Bıçak Altında (Kasap Havası)

Füsun Demirel: Hayat İle Mücadelem Hiç Bitmiyor

Celal Çimen: Söyleyecek Sözü Olan Herkesin Film Çekmeye Hakkı Var

Doğa Can Anafarta: Filmimizi İzlemek Cesaret İstiyor

Hilal Sönmez 'Son Bir Dans'ı Anlattı

Kanatsız Karıncalar Da Uçar Mı Dersiniz?

Mahur Özmen: ‘Hiçbirimiz, Kenan Evren’İn Olumsuz Şahsiyetinde Kendini Temize Çekmemeli’

Avni Kütükoğlu: Yalın, Gerçek Ve Sessiz Bir Hikaye ‘Beni De Götür’

Sinemanın Zarif Yüzü: Nebahat Çehre

Erkan Can: Derdi Olan Sinemayı Seviyorum

Esra Şengünalp: Her Şeyini Ortaya Koymaktır Sinema

Selen Uçer: Bugünün Samimi Anlatımını, Derdini, Hikayesini Seviyorum

Murat Deniz: Sinemacı Büyücü; Sinema, Büyücünün Önündeki Küre

Funda Eryiğit: 'Biz Yaptık, Seyirci Anlamıyor’ Olmaz!

Berkay Ateş: Her Şey ‘Abluka’ Altında

Ebru Kaymakçı: Kâşif Olmak Lazım. Hiç Durmadan Keşfe Devam Etmeli Oyuncu

Hülya Koçyiğit: Yaşayan Ve Yaşatan Filmleri Seçtim

Ertan Kılıç: Sanat Ve Oyuncu Muhalif Olmalı. Sadece Bu Eleştirel Bakış; Sanatı, Sanatçıyı Ve İnsanı Daha İyiye Taşıyabilir.

Yeşim Ceren Bozoğlu: Aktörler Yeni Çağın Gladyatörleri

Demet Cengiz İle "Patronca" Üzerine...

Saba Tümer: Milyon Dolarlardan Banane, Adam Gibi Film Yap!

Jehan Barbur: Bir Filmi Söz Ve Sesle Anlatmak Ayrıcalıklı Bir Duygu

Özge Kocatürk : “Yönetmen Bir Kaptır, Oyuncu Da Bir Sudur."

Cezmi Baskın: Sinemamız Manüfaktür Dönemini Yaşıyor

Selim Evci: 'Saklı’ Susmayan Bir Film

İpek Tuzcuoğlu: İnsanlar İçin Yaşamamayı Öğrendim...

Duygu Demirdağ: İspanyol Sineması Travmalarını Çok İyi Anlatıyor

Atalay Taşdiken: Arama Moturu Sahici Ve Eğlenceli Bir Durum Panoroması

Ragıp Gülen: Tiyatro Ve Sinema Oyunculuğu Esas, Dizi Oyunculuğu Fast Food

Gerçekten Güzel Mi İstanbul Ayla Abla?

Ece Yüksel: Farklı Projeler İle Sınırlarımı Zorlamak Beni Mutlu Ediyor

Pakistan Filminde Bir Türk Kızı: Emel Karaköse

Yine, Yeniden Ben-Hur : Jack Huston

Semra Güzel: 'Kervan 1915' Çok Şey Kattı Bana

Reha Beyoğlu: Reis’Teki Reha’Yı, Reha’Daki Reis’İ Seyrettireceğim

Ayta Sözeri: ‘Kosmos’ İle Kesilen Nefesimiz, ‘Koca Dünya’ İle İçimize Dönüyor

4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali

Harun Can 'Baktığın Aynaya, Seviştiğin İnsana Oynuyorsun Bazen'

Sesinde Bir Tatlı Huzur… Bennu Yıldırımlar

Festival Başlıyor: İlker Savaşkurt 'Damat Koğuşu'nu Anlattı