SORGUSUZ SUAL

AVNİ KÜTÜKOĞLU: YALIN, GERÇEK VE SESSİZ BİR HİKAYE ‘BENİ DE GÖTÜR’

Esma Belgin Özdemir

@ebelginozdemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

1985’te başladı sinema serüvenine ve pek çok film, TV Filmi, dizi kattı filmografisine. Bu ay ‘Beni de Götür’ ile sessiz bir çözülmeyi yansıtıyor perdeye senarist-yönetmen Avni Kütükoğlu.

  • ‘Beni de Götür’ nasıl ortaya çıktı?

‘Beni de Götür’ bir üçlemenin ilk filmi. Üçlemenin adı Siyah Giymiş Kadınlar… Türkiye’deki kadın profillerinin kara öykülerini anlatıyor. Bu üçlemenin biri köy, biri kasaba, bir şehirde geçiyor. İmkansız bir aşk, üçlü bir aşk öyküsü barındırıyor film. Önce kadercilik ardından o kadere boyun eğmeyip ‘beni de götür’ nidası.

  •  Hikayenin merkezinde bir kadın var, çaresiz bir kadın…

Bu tamamen kadının kendisi ile ilintili. Ezilen kadın filmi değil ‘Beni de Götür’. Hatta kadın filmi değil. İçinde pek çok duygu karmaşası olan karakterler var. Aşk, tutku, alışkanlık çemberinde geçiyor her şey. Kasabada yaşayan Ayşe, aynı kasabada yaşayan Ali’ye aşık olur. Fakat farkındalığı da karşılığı da yok bu aşkın. Amcası ve yengesi ile yaşayan Ayşe, Ali’nin İstanbul’a okumaya gitmesi sonrası kaderine boyun eğer ve sevmediği halde Ahmet ile evlenir. 3-5 ay sonra elim bir kaza sonrası kocası felç olur. Bu arada Ali İstanbul’da yasadışı bir örgüte üye olduğu gerekçesiyle cezaevine girer. Hapishane günlerinden sonra Ali kasabaya geri dönüyor. Ayşe’nin hayatında artık iki adam var… Yalın, gerçek ve sessiz bir hikaye izleyecek seyirci.

  • Siz Türkiye sinemasının yakın tanıklarından birisiniz. Sinemanın toplumsal bakışını dönemlere ayırsak… Seyirci dünden bugüne sinemayı biçimlendirdi mi?

Çok biçimlendirdiğini söyleyemem. Yeşilçam döneminde sinema bir eğlence aracı olarak vardı. Maalesef ki bir gerçek var; maliyet ve pazarlama. Az para harcayıp çok film çekme kaygısı olmuş o dönem. Süreç ilerledikçe tür çeşitleniyor. Toplumsal, siyasal yada psikolojik filmler yapılıyor. Fakat bu arayıştan öteye gitmiyor çünkü sonuçlanmamış, eksik kalmış. Daha sonra TV kaynak olmaya başlıyor. Televizyon filmi furyası… Ve bugün biraz daha batılı ve modern bir pazar anlayışı var. Lakin dünya standartlarının hala çok altında.

  • Uzun yıllar dizi sektöründe emek verdiniz. Sonra adeta rest çektiniz, neden?

Kendimi bir yönetmen olarak çok şanslı hissediyorum aslında. Ülke sinemasının şuanda yok olmuş bir sistemini gözlemleme fırsatı buldum. Sonrasında televizyonu, teknolojiyi getirdiler fakat insan malzemesi yoktu. Beslendikleri tek yer Yeşilçam ve TRT tabanıydı. Bunları bir araya getirdiklerinde üretimler ve içerikler ona göre oldu. Ardından çeşitlilik baş gösterdi ve ben ilk dizi yönetmenlerinden biriyim. Ama o dönemler denetleme mekanizmaları bu kadar yaygın değildi. Reklam yasası ile birlikte dizilerin süreleri uzamaya başladı. Biz 50 dk. çekiyorduk Mahalle’nin Muhtarları’nı… Eşyanın tabiatına aykırı, üretim yapıyorsunuz sonuçta. Aynı ekibin 7 günde 100 dk. çekmesi çok güç. Ve ben bir tavır koydum o dönem. Herkes farkında, herkes bağırıyor, çağırıyor ama para kazanmak ve varlıklarını devam ettirmek adına çok da ses çıkardığı yok kimsenin. Bir de komik olan bir şey daha var ki söylemeden geçemeyeceğim; özellikle gelişmiş ülkelerde televizyon ve sinema sektörü sanayi olarak çok ayrıdırlar birbirlerinden ve bağımsız çalışırlar. Ama burada maalesef teknik ekibinden ve teknik malzemesinden, oyuncu kadrosundan, yazarlarından A’dan Z’ye türk sinemasının beslendiği tek yer var: türk televizyonları… Bu da çok travmatik bir durum.

 

 

DİĞER ROPÖRTAJLAR

Festival Başlıyor: İlker Savaşkurt 'Damat Koğuşu'nu Anlattı

Sesinde Bir Tatlı Huzur… Bennu Yıldırımlar

Harun Can 'Baktığın Aynaya, Seviştiğin İnsana Oynuyorsun Bazen'

İkiyüzlü Ahlak Anlayışımız Bıçak Altında (Kasap Havası)

4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali

Ayta Sözeri: ‘Kosmos’ İle Kesilen Nefesimiz, ‘Koca Dünya’ İle İçimize Dönüyor

Reha Beyoğlu: Reis’Teki Reha’Yı, Reha’Daki Reis’İ Seyrettireceğim

Semra Güzel: 'Kervan 1915' Çok Şey Kattı Bana

Yine, Yeniden Ben-Hur : Jack Huston

Ece Yüksel: Farklı Projeler İle Sınırlarımı Zorlamak Beni Mutlu Ediyor

Pakistan Filminde Bir Türk Kızı: Emel Karaköse

Gerçekten Güzel Mi İstanbul Ayla Abla?

Atalay Taşdiken: Arama Moturu Sahici Ve Eğlenceli Bir Durum Panoroması

Ragıp Gülen: Tiyatro Ve Sinema Oyunculuğu Esas, Dizi Oyunculuğu Fast Food

Duygu Demirdağ: İspanyol Sineması Travmalarını Çok İyi Anlatıyor

İpek Tuzcuoğlu: İnsanlar İçin Yaşamamayı Öğrendim...

Cezmi Baskın: Sinemamız Manüfaktür Dönemini Yaşıyor

Selim Evci: 'Saklı’ Susmayan Bir Film

Jehan Barbur: Bir Filmi Söz Ve Sesle Anlatmak Ayrıcalıklı Bir Duygu

Özge Kocatürk : “Yönetmen Bir Kaptır, Oyuncu Da Bir Sudur."

Demet Cengiz İle "Patronca" Üzerine...

Saba Tümer: Milyon Dolarlardan Banane, Adam Gibi Film Yap!

Yeşim Ceren Bozoğlu: Aktörler Yeni Çağın Gladyatörleri

Ertan Kılıç: Sanat Ve Oyuncu Muhalif Olmalı. Sadece Bu Eleştirel Bakış; Sanatı, Sanatçıyı Ve İnsanı Daha İyiye Taşıyabilir.

Hülya Koçyiğit: Yaşayan Ve Yaşatan Filmleri Seçtim

Ebru Kaymakçı: Kâşif Olmak Lazım. Hiç Durmadan Keşfe Devam Etmeli Oyuncu

Berkay Ateş: Her Şey ‘Abluka’ Altında

Funda Eryiğit: 'Biz Yaptık, Seyirci Anlamıyor’ Olmaz!

Murat Deniz: Sinemacı Büyücü; Sinema, Büyücünün Önündeki Küre

Selen Uçer: Bugünün Samimi Anlatımını, Derdini, Hikayesini Seviyorum

Esra Şengünalp: Her Şeyini Ortaya Koymaktır Sinema

Erkan Can: Derdi Olan Sinemayı Seviyorum

Sinemanın Zarif Yüzü: Nebahat Çehre

Avni Kütükoğlu: Yalın, Gerçek Ve Sessiz Bir Hikaye ‘Beni De Götür’

Mahur Özmen: ‘Hiçbirimiz, Kenan Evren’İn Olumsuz Şahsiyetinde Kendini Temize Çekmemeli’

Hilal Sönmez 'Son Bir Dans'ı Anlattı

Kanatsız Karıncalar Da Uçar Mı Dersiniz?

Doğa Can Anafarta: Filmimizi İzlemek Cesaret İstiyor

Celal Çimen: Söyleyecek Sözü Olan Herkesin Film Çekmeye Hakkı Var

Füsun Demirel: Hayat İle Mücadelem Hiç Bitmiyor