SORGUSUZ SUAL

ATALAY TAŞDİKEN: ARAMA MOTURU SAHİCİ VE EĞLENCELİ BİR DURUM PANOROMASI

Esma Belgin Özdemir

@ebelginozdemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

Hayatın içinden bir film bekliyor bizleri yine… ‘Arama Motoru’ seyirciyi ‘doğal’ olarak gülümsetecek. Yönetmen-Senarist Atalay Taşdiken ile film, hikaye ve üslup üzerine konuştuk.

  • Arama Moturu ile başlayalım sohbetimize. Yola çıkış hikayesi nedir filmin? Seyirciye ne söylüyor?

Arama Moturu ‘aramak’ kelimesinin cazibesinden çıktı. Aramak kelimesi o kadar şümûllu bir kelime ki; her şeyi içine sığdırabileceğiniz, hatta bir hayatı içine sığdırabileceğiniz bir şey. Doğuyoruz, ölene kadar ki sürecimiz bir arama süreci. Maddi manevi bir arayış içerisindeyiz. Okulumuz, eğitim hayatımız, mesleğimize karar verişimiz, bir eş, sevgili arayışımız, kendimize bir hayat kurmayla ilgili arayışımız… Hasılı ölene kadar geçen süreç bir arayış hali. Dolayısıyla da etkileyici bir kavram. Buna neden birkaç hadise de kafamda bu tür bir şimşek çakmasına, bir kıvılcım oluşmasına neden oldu. İki yaz önce, köyde kaldığım sürede şahit olduğum olaylar vardı. Yaşlı erkeklerin kadın araması meselesi var Anadolu’da mesela. Toplumsal bir yaraya dönüşmek üzere olan bir konu bu. Yaşlı erkekler evlenemiyorlar! Erkeğin evlenmeye ihtiyacı var, hayatını tek başına idame ettiremiyor. Bu geçtiğimiz 10 yıllık süreç içerisinde hükümetin bir politikası var; yaşlı dul kadınlara maaş bağlıyorlar. Kadın da artık ‘ben koca kahrı çekmem’ diye evlenmeye yanaşmıyor. Taşrada tanıdığınız, akrabanız, arkadaşınızın dedesi varsa sorun, neredeyse yaşlıların yarısından fazlası eş arıyor. Bu çok temel bir arama meselesi. Onun ötesinde bir sürü kasabanın su arama meselesi var. Neredeyse her kasabada ömrünü define aramaya adamış, hayal peşinde koşanlar var.

  • Burada bir parantez açıp sormak isterim; ‘arayış’ köyde mi kentte mi daha fazla?

İşte tam da bu noktada filmde bunun ironik bir kıyaslamasını yapıyoruz. Kadim olan arayış ile bugünkü çağdaş anlamdaki arayışın karşılaştırması var. Bütün bu arayışla ilgili meseleler; çaba, ter akıtmak bedensel efor gerektiren şeyler. Bugün büyükşehirlerle özdeşleştirdiğimiz çağdaş arama kavramı bilgisayarın klavyesinden ibaret. Bir iki tuşla arama motoruna girip dilediğinizi bulabiliyorsunuz.

  • Seyirci bu filmi izledikten sonra arayışları üzerine daha fazla düşünür mü?

Bu izleyene göre değişir ama çok net bir şey söyleyeyim; seyircinin eve gidince ödev yapması yada kafasında muhasebe oluşturması için film yapmadım. Ben sadece samimi ve sahici bir gözle bir durum panoroması çizdim aramakla ilgili. Ve izleyicilerinde koltuklarında eğlenmesini hedefledim. Testini de Antalya Film Festivali’nde yaptık. 650 kişinin olduğu bir salonda, seyirci büyük bir keyifle, benim bile beklediğimin üstünde bir neşeyle eşlik etti filme. Evet, gülsünler. Çıktıktan sonra da herkes kendine düşeni alsın ama ben kimseye bir ders vermek niyetiyle yapmadım bu filmi.

  • ‘Kızkardeşim Mommo’ ve ‘Meryem’in ardından, Atalay Taşdiken’in sinemaya dair içgörüsünde değişen ve dönüşenler var mı?

Bence yok. Elbette insan tekamûl eden bir varlık, hayata bakışında bir takım yenilikler olur. Filmogrofi olarak baktığımızda; ‘Arama Moturu’, Mommo ve Meryem’in çok dışında bir yerde durmuyor. Hikayelerini anlattığım aynı insanlar.

  • Filmografinizin en öne çıkan yanı bana kalırsa, gişe çırpınışı göstermeyen popülerlik ve doğal bir dil. Bu üslup, sizin içinizde var olan bir şey mi yoksa yazdıkça, kurguladıkça denediğiniz, araştırdığınız ve edindiğiniz bir şey mi?

Sinemaya başlamaya karar verdiğim yıllarda en çok dikkatimi çeken cümlelerden bir tanesi şuydu: ‘Yönetmenin ruhu peliküle yansıyandır.’ Profesyonel anlamda sinemaya adım attığımda bunun ne kadar doğru bir tanım olduğunu hem kendimde, hem de tanıdığım yönetmenlerin eserlerinde çok gördüm. Bana birebir tanıdığım arkadaşım olan yönetmenlerden birinin filmini, jenerikte adı olmadan seyrettirin, maksimum iki alternatif söylerim. Bunu teknik anlamda söylemiyorum, bir ruh sinmesi vardır. Yani ben sonradan bu dili edinmedim. İçimde var olanı filmlerime yansıtıyorum. Sahici, samimi, tevazu sahibi, çok bağırmayan, çok öne çıkmayan, kenarda kalmayı göze alan ama kalıcı olmaya çalışan bir sinema dili ve biçimi yapmaya çalışıyorum.

  • Sizin yazıp yönettiğiniz ile seyircinin belleğinde oluşan film örtüşüyor mu peki?

Mommo ve Meryem izleyicileri için tam karşılığı ne olur, bilemem. ‘Arama Moturu’nda çok eğlenecekler ama bundan hiç endişem yok. Daha da önemlisi ‘Arama Moturu’; film yapmak isteyen, hevesli, yetenekli ama piyasanın standart film yapma modellerine ayak uyduramayan bir çok insana motivasyon kaynağı olacak. Prodüksiyonel anlamda da, teknik anlamda da, hikayenin işlenişi ve kastıyla da; bu tam da adındaki gibi bir ‘arama metodu’dur. Film yapma biçimine dair yeni bir sözdür. Biz, film için ekibin buradan çıkıp, film çekimini bitirene kadar olan sürecini ayrı bir kamerayla filme çektik. Bu bir kamera arkası değil yalnız, bir film yapma hikayesini anlatan bir filmdir. Adı da ‘Bir Filmi Aramak’. ‘Arama Moturu’nun vizyon serüveni tamamlandıktan sonra, belki sinemada belki alternatif bir mecrada seyirciye sunacağız. Ben bunun çok değerli bir karşılığı olacağını düşünüyorum.

  • Türkiye sinemasını nasıl değerlendirirsiniz? Her sinemacı kendi ölçütlerini mi ortaya koyuyor yoksa seyircinin isteği doğrultusunda mı üretiliyor filmler?

Ben seyircinin isteği doğrultusunda şekillendiğini düşünmüyorum. İki farklı sinema kavramı var bence Türkiye’de. Bir tanesi ana akım sinema; ticari kaygısı olan ve sürprizsiz, ikincisi de bir önceki box office listelerinde tahmin edilemeyen, iş yapmış temadaki filmlerin bir sonraki sene, bazı ticari uyanıkların benzerlerini yapma girişimi. Bütün bunların bir Türk sineması başlığı altında adlandırılabilecek temel dinamikleri olduğunu ben düşünmüyorum. Her şey el yordamıyla gidiyor. Bizim sinema politikasıyla ilgili de temel bir çalışmamız yok. Evet, son 10 yılda dünyada adı sıkça anılan çok da saygı gören sinemamız var ama bunların da ben tamamen kişisel çabalarla yapılmış işler olduğu kanaatindeyim.

  • Nasıl bir seyirci olduğunuzu ve ruhunuzu besleyen kaynağı merak ediyoruz açıkçası…

Aslında çok iyi bir sinema seyircisi sayılmam. Özellikle bir projeye odaklanma sürecinde film izlemem. Ama beni sinemaya heveslendiren temel kaynak ‘Yeşilçam Sineması’dır, bunu belirteyim. Lütfü Akad, Atıf Yılmaz, Metin Erksan, Yılmaz Güney… Yeşilçam Sineması’nı eksiğiyle fazlasıyla çok değerli bulurum. Bizdeki bazı arkadaşlar gibi Doğu Avrupa sinemasından etkilenip sinemaya adım atmış değilim.

  • Sinema tekniğini geliştirmek için çok izlemek, gözlemlemek ve kuramları okumak gerekiyor mu?

Bu söyleyeceğim şey kuram okuyanları kızdırabilir ama sinema yapmak isteyen gençlerin birinci meselesi sinemanın kuramı değil. Bu herhangi bir sette bir filmin tekniğiyle ilgili çalışılarak da öğrenilebilir. Pratikle ve çok çalışılarak öğrenilebileceğini düşünüyorum. Birkaç üniversite hariç, Türkiye’de sinema-televizyona dair ne kadar üniversite varsa, oradan mezun olup İstanbul’a çalışmaya gelen çocukların hepsinin maalesef hiçbir şey bilmedikleri buraya geldiklerinde anlaşılıyor. Kendilerini besleyecek başka şeyleri okumaları gerekiyor. Soruyorum çocuğa ‘ne olacaksın’, yönetmen olmak istediğini söylüyor ama okumayı sevmiyor. Ne anlatacaksın o zaman? Yönetmenliği bir koltuğa oturup insanlara emir yağdırmak mı sanıyorsun? Cihangir’de koltuğunun altına senaryo sıkıştırıp gelmiş bir sürü üniversite mezunu var. Temel mesele kuram değil, neden sinema yapmak istediğine cevap vermesi lazım önce. Hayatı okuyacak, heybesini dolduracak…

  • Son olarak yeni takviminizde neler var?

Şunu seviyorum ve rahatlıkla söyleyebilirim ki, bundan sonraki yapacağım filmlerde de hep bir şeyleri deneyeceğim. Mesela ‘Arama Moturu’ bir arayış ve deney filmidir. Çünkü aynı şeyleri yapmanın, ne sinemaya ne seyirciye ne de yapana hiçbir faydası yok. Denemeye devam…

 

 

DİĞER ROPÖRTAJLAR

Festival Başlıyor: İlker Savaşkurt 'Damat Koğuşu'nu Anlattı

Sesinde Bir Tatlı Huzur… Bennu Yıldırımlar

Harun Can 'Baktığın Aynaya, Seviştiğin İnsana Oynuyorsun Bazen'

İkiyüzlü Ahlak Anlayışımız Bıçak Altında (Kasap Havası)

4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali

Ayta Sözeri: ‘Kosmos’ İle Kesilen Nefesimiz, ‘Koca Dünya’ İle İçimize Dönüyor

Reha Beyoğlu: Reis’Teki Reha’Yı, Reha’Daki Reis’İ Seyrettireceğim

Semra Güzel: 'Kervan 1915' Çok Şey Kattı Bana

Yine, Yeniden Ben-Hur : Jack Huston

Ece Yüksel: Farklı Projeler İle Sınırlarımı Zorlamak Beni Mutlu Ediyor

Pakistan Filminde Bir Türk Kızı: Emel Karaköse

Gerçekten Güzel Mi İstanbul Ayla Abla?

Atalay Taşdiken: Arama Moturu Sahici Ve Eğlenceli Bir Durum Panoroması

Ragıp Gülen: Tiyatro Ve Sinema Oyunculuğu Esas, Dizi Oyunculuğu Fast Food

Duygu Demirdağ: İspanyol Sineması Travmalarını Çok İyi Anlatıyor

İpek Tuzcuoğlu: İnsanlar İçin Yaşamamayı Öğrendim...

Cezmi Baskın: Sinemamız Manüfaktür Dönemini Yaşıyor

Selim Evci: 'Saklı’ Susmayan Bir Film

Jehan Barbur: Bir Filmi Söz Ve Sesle Anlatmak Ayrıcalıklı Bir Duygu

Özge Kocatürk : “Yönetmen Bir Kaptır, Oyuncu Da Bir Sudur."

Demet Cengiz İle "Patronca" Üzerine...

Saba Tümer: Milyon Dolarlardan Banane, Adam Gibi Film Yap!

Yeşim Ceren Bozoğlu: Aktörler Yeni Çağın Gladyatörleri

Ertan Kılıç: Sanat Ve Oyuncu Muhalif Olmalı. Sadece Bu Eleştirel Bakış; Sanatı, Sanatçıyı Ve İnsanı Daha İyiye Taşıyabilir.

Hülya Koçyiğit: Yaşayan Ve Yaşatan Filmleri Seçtim

Ebru Kaymakçı: Kâşif Olmak Lazım. Hiç Durmadan Keşfe Devam Etmeli Oyuncu

Berkay Ateş: Her Şey ‘Abluka’ Altında

Funda Eryiğit: 'Biz Yaptık, Seyirci Anlamıyor’ Olmaz!

Murat Deniz: Sinemacı Büyücü; Sinema, Büyücünün Önündeki Küre

Selen Uçer: Bugünün Samimi Anlatımını, Derdini, Hikayesini Seviyorum

Esra Şengünalp: Her Şeyini Ortaya Koymaktır Sinema

Erkan Can: Derdi Olan Sinemayı Seviyorum

Sinemanın Zarif Yüzü: Nebahat Çehre

Avni Kütükoğlu: Yalın, Gerçek Ve Sessiz Bir Hikaye ‘Beni De Götür’

Mahur Özmen: ‘Hiçbirimiz, Kenan Evren’İn Olumsuz Şahsiyetinde Kendini Temize Çekmemeli’

Hilal Sönmez 'Son Bir Dans'ı Anlattı

Kanatsız Karıncalar Da Uçar Mı Dersiniz?

Doğa Can Anafarta: Filmimizi İzlemek Cesaret İstiyor

Celal Çimen: Söyleyecek Sözü Olan Herkesin Film Çekmeye Hakkı Var

Füsun Demirel: Hayat İle Mücadelem Hiç Bitmiyor