MEDYAHOMUNCULUS

YETİŞKİN İNSAN ASLA DOĞMAMIŞTIR (CRIMES AND MISDEMEANORS)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

 

             “Asla Miriam'ı terkedeceğimi söylemedim. Bu senin hayalindi…” Bu sözle 6. dakikada beni hırçınlaştıran bir tedirginliğe bürünmüştüm bile. Yönetmeni Woody Allen olan 1989 yapımı Crimes and Misdemeanors (Suçlar ve Kabahatler) filmini, suyu tencereye dökerek, sonra da kepçeyle içerek izledim. Hararetim gelmişti. Konulara ağır yerden giriyordu. İnsanın beklentileri ve düştüğü kuyular ne kadar çoktu. Herkesin köşeden dönmek için beklediği bir kaçış planı vardı. İnsan bencildi. Doktor da bu filmde seçme hakkını kendinde buldu. Yani oynamaya başladığı oyundan tüyme vakti çoktan gelmişti. Çay arkadaşım Rimbaud yetişti figanıyla. “Ah bu sıcak sabahı şubat ayının! Vakitsiz lodos gelip uyandırdı saçmasapan yoksulluğumuzun anılarını, genç sefaletimizi.” (Illuminations-İşçiler sayfa 18)

            Dolores ve Miriam, bir erkeğin iki yola da gidebileceği tarifleri gösterir. Hatta ikisini birden idare eden insanlar, etrafa yalan doğurmakta hızlıdırlar. ‘Babamın şöyle bir sözünü hatırlıyorum: Tanrı'nın gözleri daima üzerimizdedir’ diyen doktorun birden kendini sorgulamaya almasında da garip dönemeçler görürüz. Belki de bu söz çok tekrarlandığı için göz doktoru olduğunu bile düşünmüştür. İnsanın ne yapacağı hiçbir zaman belli değildir. Yani şöyle de diyebiliriz: “Yetişkin insan asla doğmamıştır.”

          Birçok kesitleri filme gizleyen Woody; izleyiciyi, sanki dünyayı yan odadan gizlice dinlemeye çalışan, yasaklı konuları kulağını bardağa yaslayarak dinleyen birisi konumuna düşürür. Cliff Dayı yeğenine çok düşkündür. Onu sürekli sinemaya götürür. Hanımıyla partiye katılmaktansa sürekli olarak yeğenine bir şeyler anlatır. 8. dakikada  “Dersin şu: okulda öğretmenlerinin söylediği şeyleri dinleme. Sadece nasıl göründüklerine bak. Hayata ancak bu şekilde hazırlanabilirsin”der. İnsanın bir başka kişiye konuşması ve görüşlerini açıklama isteği belki de bir insanın hiçbir zaman yalnız yaşayamayacağına delildir. Değerler, duygular, sosyal çevre arasında kalan göz doktoru, bilincini kuşatan hatalarının kendisini ele geçirdiğini anlayınca bunu en yakın arkadaşları ve kardeşiyle konuşur. İki farklı insan tipiyle bencil ve barışçı çözümü duyan doktor, her şeyi açıklamaktansa sorun ne ise hiç gözünü kırpmadan onu ortadan kaldırmayı düşünür.

            Başka hayatların hikayesi filmi rahat bırakmaz. Mesela Cliff’in kız kardeşi gerçekten zor durumdadır ve başına gelen hadiseyi Cliff’e anlatır. Ruhsal bunalımdan kurtulmak için ne yapması gerektiğini ona sorar. Sevginin arasına tatmini yerleştiren kafasız insanoğlu, bir çok kadının ruhunu yaşarken almış, “içi boş zombi kadınlar korosu” olan kadın, ne evlatlarına anne, ne de kendisine bakan olabilmiştir. Ziyadesiyle şaşırtan insanın serseri hamleleri bir türlü bitmez. Cliff’in kız kardeşinin üzerine erkek arkadaşı dışkısını yapmış bunu da bir sevgi gösterisi olarak ona sunmuştur. Kadın o günden beri ismini ve ömrünü kaybetmiştir. Onurunu sarmalayamamaktadır. Diğer taraftan, medyanın lanet pişkinliğinde oyuncu Lester’in tüm kızlara sarkma isteği ve ‘her şeyi akademik olarak ben biliyorum gösterileri’ şimdinin insanı için çok şey anlatıcıdır. Filmi seyrederken; Emily Dickinson, Cazz, Çehov’un bir hikayesi, Leninist Felsefe, kurallar, altı milyon yahudinin anıldığı sıralarda bir profesörün sözlerini dinleriz. Bunu buraya yazmıyorum ama filmin en keyifli yeri işte bu kısmıydı. Ahtapotmuşum gibi davrandı kollarım başka sızılara. Halley’e aşık olan Cliff, içinden çıkılmaz bir kaosa zıplamış buldu benliğini.

            İlerleyen dakikalarda şu replik birden sarsar bizi. Çayı boğazınıza dökerek durumun vahametinden sıyrılmak da istemezsiniz. Öyle hoş gelir ki: “-Gözlerin, ruhun penceresi olduğu sözüne inanıyor musun? -Pencere olduklarına inanıyorum, ama ruh konusunda emin değilim.” Bu çerçevelerle ne canlar aleve atılmıştır, bunu siz de bilirsiniz. Gözüyle öldüren insanlar bulutları azdırmış öyle diyorlarmış… Gelelim göz doktorunun katil olduktan sonra düştüğü duruma: “Tanrı'ya inanıyorum Miriam. İnanıyorum. Çünkü Tanrı olmasa, dünya lağım çukuruna dönerdi.” Sanki ağaç dalı arıyormuş da bulmuş gibi bir yazıksama yapıyorum bu adama. Demek ki içindeki papağan rahat bırakmamış adamı. Filmin sonunda şu cümleler filmin hayır çeşmesi gibi bir şeydir: “Çünkü sadece biz, sahip olduğumuz sevme kapasitesiyle, bu kayıtsız dünyaya anlam kazandırabiliriz. Lâkin pek çok insan, mutluluğun peşinde inatla koşmaya devam ediyor. Ve bazen ona ulaşıyor da.”

            Cliff, Halley’i görgüsüz Lester’a kaptırır. Para kimde ise yine kandırmayı ve satın almayı o yapar.  Kız kardeşi hala ağlıyordur. Yeğenini hala seviyordur. Göz doktoru çıldırmak üzeredir. Kiralık katil çoktan aldığı parayı bitirmiştir. Öldürme fikrini veren sıkıntılı değildir. Doktorun ailesi durumdan haberdar olmamıştır. Dolores öleli çok olmuştur. Tanrı’ya dua edenler yine vardır. Cliff’in karısı ile arası her zaman uzaktır. Ve birileri her zaman sinema filmini izlemeye gidecektir.

           “Tümseğin yamacında yün giysileriyle dönmekte melekler, çelikten, zümrütten otlaklar içinde. Alev çayırları ta doruğuna sıçrıyor tepeciğin. Solda, o dağ sırtının toprağı çiğnenmiş bütün öldürülerle, savaşmalarla; bir eğri örüyor bütün yıkımlı gürültüler” (Rimbaud-Illuminations)

 

 

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)