FİLMTERAPİ

YENİLENEN GÖRÜNTÜLER, ESKİMEYEN KEDERLER (SÜRÜ)

Deniz Keziban Çakıcı

adenizk

BU YAZIYI PAYLAŞ

Bu yıl İstanbul Film Festivali 35. kez gerçekleşecek. “Türk Klasikleri Yeniden” bölümü için yapılacak özel gösterimde Zeki Ökten’in yönettiği, 1978 yapımı Sürü filmi yenilenmiş kopyasından gösterilecek. Başrollerini Tarık Akan, Melike Demirağ ve Tuncel Kurtiz’in paylaştığı, Şenel Gökkaya, Levent Yalman, Yaman Okay, Erol Demiröz, Levent İnanır, Savaş Yurttaş’ın rol aldığı, müziklerini Zülfü Livaneli’nin bestelediği Sürü filmi, Atlas Post Production tarafından restore edilmiş.

Tuncel Kurtiz, geçimleri hayvancılık üzerine kurulu aşiretin reisi Hamo’yu, Tarık Akan oğlu Şivan’ı canlandırır. Düşman aşiretin kızı olan Berivan’la (Melike Demirağ) evli olan Şivan, babasının tüm ısrarlarına rağmen, kadınların sadece bir nesne gibi kullanıldığı, geleneklere bağlı ataerkil bir toplumu karşısına almak pahasına, eşinden vazgeçmez.

Çok katmanlı senaryosunu Yılmaz Güney’in cezaevinde iken yazdığı ve yapımından 38 yıl sonra Tuncel Kurtiz’in 80. doğum yılı vesilesiyle 2016’da, yeniden izleyiciyle buluşacak. Groupama işbirliğiyle gösterime girecek olan Sürü, Kültür Bakanlığı’nın En İyi 10 Türk Filmi listesinde yer alıyor.

Aşiretler arası çatışmalar, kişiler arası hesaplaşmalar, insan-doğa, insan-toplum ilişkileri dramatik bir kurgu içine yerleştirilmiş. Ve bu, film malzemesinin yalnızca bir kısmını oluşturuyor. Sürü, bir ülkenin kültürel ve toplumsal eleştirisi ve aynı zamanda nasıl bir çarkın işlediğini kavratabilme misyonu olan bir film.

 

DOĞUNUN KALBİNDEN DÜNYAYA BİR İSYAN

Temelde ekonomik açmazlarla çağdışı kalmış bir toplumun, ezilen kişilerin, kişiye özgü içsel, dışsal ve toplumsal çatışmaların çok geniş bir panoramasını sergiliyor. Baskıcı feodal toplum modelini kırmaya çalışan genç bir çiftin, Doğu’nun kalbinden dünyaya taşıdıkları bir isyan çığlığı gibi. Aşiretin sürüsüyle birlikte Anadolu'nun doğusundan batısına trenle taşınması ön plana alınarak, bir ülkenin sefaleti, yoksulluğu, çaresizliği, kişisel ve toplumsal açmazları ve gündemin siyasal çelişkileri ve çatışmaları aktarılır. İzleyici, Halilanlarla olan kan davası bağlamında, Veysikanlar aşiretinin trajik çöküşüne tanıklık eder: Olaylar yorumlanmaktan ziyade yaşayanların reel görüntüsü ve tavrından seyirciye iletilir ve Türkiye sinema tarihinin ‘en gerçekçi filmlerinden’ biri tanımını da hak eder.

Uzak plandan açık alanda görülen üç atlının, yorgun ve yaralı olduğunu hissederiz. Ermeni taş ustalarının elinin değdiğini düşündüren iki katlı bir binanın içine doğru ilerledikçe kamera; mağara karanlığını çağrıştırması istenilen bir iç mekân tasviri ve bu görüntüye uygun insan manzaralarıyla şeyhin evini görürüz. Şivan’ın kardeşi Silo’nun ve Şeyhin evinin önünde şifa bekleyenlerin hareketlerinden, fark edilen atlılardan duyulan tedirginliği yaşarız.

Halilanlar (Necirvan, Baran ve Ravni) ve Veysikanlar (Şivan ve Silo) arasındaki kan davası dışarıdan müdahale ile durmuştur. Ama düşmanlık devam eder. Berivan’ı 14 yaşında barışa kurban olarak sunan zihniyet, gelin verildigi düşman evinde onu uğursuz ve dilsiz kılan zihniyetten koruyamaz, kurtaramaz. Hasta olan Berivan’ın sağlıklı bir çocuk doğuramaması, abisi Neçirvan ve eşi Şivan’ın olumlu çabalarına rağmen, belki de hiç gelmeyecek bir barışı, bir kez daha tehlikeye düşürme nedeni sayılır. Şivan karısına sahip çıkar ama Veysikanların diğer üyeleri, Şivan ve Berivan’ı tecrit ederler. Berivan, film boyunca bedeni, beyni, kalbi, dili, sözü ve herşeyiyle kendini yok kılarak var olur içine düştüğü zihniyetin ortasında…

 

HANGİ KAFES DAHA DAR?

Sürüyü Ankara’ya götürmek için trene bineceklerinde, geçtikleri kasabada, iki husumetli ailenin çatışmasına denk gelirler. Kızlarını son kez görüp konuşmak isteyen Berivan’ın ailesi de gelmiştir. Bu kargaşada Berivan’ın kardeşi bir kaza kurşunuyla vurulur.

Bir kez ve son kez, o an duyarız Berivan’ın boğazından dış dünyaya dağılan çığlığı. Sırtına sarılan savaşın yüküyle sesini yitirmiş, evinden, yerinden, ailesinden, kardeşlerinden, çocukluğundan ve kendinden olmuştur. Tüm elinden alınanları ve zorla kendine dayatılanları susarak çığlığa dönüştürür Berivan. Kendine ait olmayan kendi bedeninden, tek kullanabildiği; susmaktır. Kendini savunmayan ve içine hapsedildiği zihniyet kafesinde kendini (belki de) korumanın tek yolu olarak; tümüyle kendi bedenine kilitleyen, hapseden ve artık daha fazla yara almak istemeyen bir insan sergiler izleyiciye Berivan. İçine kapatıldığı zihniyet kafesi mi daha dardır yoksa derinine kendini hapsettiği kendi bedeninin kafesi mi?

Göçer olan Veysikanların çadırlarına çevrilir sonra kamera: Katır üstünde Berivan,  Şivan ve kardeşi Silo’nun geri döndüğünü görürüz. Silo, Hamo ağaya Halilanların konuşmak istediğini ve olanları anlatır. Hamo önce Silo’yu döver, ardından Şivan’ın çadırına yönelir. Halilan’ların Neçirvan’ı, Veysikan’ların Şivan’ına; niçin barış lafları ettiğini ve neden kanlarını kara toprağa dökmeden döndüklerinin hesabını sorar. Şivan, “barışı biz bozduk, baba, biz bozduk. Suç bizimdir” dese de; bin yıllık geleneğe, erki temsil eden ataya o atanın doğrularına sesini yetiremez. Tıpkı devletin elini, varlığını bu topraklardan çoktan çekmiş olmasına güç yetiremediği gibi… “Kök köküne çeker. Berivan içimizdeki düşmandır” diyen Hamo Ağa’nın kendine benzemeyeni reddeden, yok eden öfkesinin bir sınırı ve sorgusu yoktur.

 

UMUT BİR YERLERDE BEKLİYOR…

              Çadırlarında çaresiz kalan Şivan ve Berivan, acının ve çaresizliğin kendisine dönüşürlerken def çalan dervişlerin geçidi başlar. Onlar çöken bir dönemin sembolleri ve ifadesidirler. Dervişlerin geçidini seyreden yaşlılar, gençler, kadınlar ve çocukların yüzünde akıp giden anlamlarda; umudun yine de bir yerlerde hayata karışmayı beklediğini hissederiz… Değişimin kendisine, hayatın değişmesine kayıtsız kalınamayacağının habercileri gibidir deften dağılan sesler. Akşam göçerlerin çadırlarına değişimin ilk sesi düşer: Şivan, göçer çadırlarından gitmek istediğini söyler. Babasından izin alamaz, gidecek bir yeri de yoktur. Şehirde tutunacak ne bir işi, ne bir barınağı vardır. İşe almak içinse, altmış bin lira rüşvet isterler. Ama Şivan’da bir kaleşnikof dışında, varlık da yoktur.

Siirt Pervari’den Sürü ile birlikte yola çıkan Veysikanlar, eski meraların yeni tarım alanlarına dönüşmüş olmasına, traktörün, biçerin, pulluğun hayatın bir parçası olmasına şaşkınlıkla, başka bir dünyadan gelmiş gibi bakarlar. Toprağı kazan, tohumu eken makineler, bilmedikleri bir dünyanın gürül gürül gelişidir. Ve onlar bu dünyanın çok dışında bir yerdedirler.

 

ÖĞRENİLMİŞ DÜŞMANLIĞIN DÖNÜŞÜMÜ…

Binbir dertten sonra Ankara’ya vardıklarında, bu dışında kaldıkları dünya yutar onları: Berivan kendini hapsettiği bedenine çekilir. Şivan karısını topraklarına geri götürmek ister. Hamo kendisine benzemeyen ve uğursuz addettiği o ceset için hiçbir şey yapmak istemez. Şivan’a ve Berivan’a edilen zulmün, Berivan’ın dilsizliğinin sebebi ve sonucu olan Hamo Ağa zihniyetinin, seyircinin vicdanında devrildiği-yıkıldığı an; Berivan’ın cesedine yapılan o işkence anı olmalı… Çıldıran Şivan babasına kaldıramadığı elini, kendilerini hor gören celebin adamına kaldırır. Yılmaz Güney’in, kendi babası Hamit Çavuş’a kaldıramadığı el midir o bilinmez… Gerçeklik ve semboller arasında gerçek bir ağ ören film, öğrenilmiş düşmanlığın hayatın içinde neye dönüşebileceğinin kanıtı gibidir… Silo geri dönmeyi istemediği için kaybolur. Hamo bir başına ve hiçbir derdine merhem olamayacak Ankara’da; eski ile yeni arasındaki çekişmede tarihsel değişimi kavramadığı için oğulsuz, rehbersiz ve kimsesiz kalır.

İzlediklerinin silinmez duygusu ile izleyici, nasıl kalacağına; değişen ve dönüşen dünyayı anlamak ve anlamlandırmak mı yoksa yeniye direnip zorbalıkla yaşamak mı gerektiğine, umarız kendisi karar verir.

Dünya sinema çevrelerinde, Türkiye’nin Godard’ı[i] olarak tanımlanan Yılmaz Güney’in yönetmen olarak kendini yetkinleştirme çabasında yol arkadaşı olan Vedat Türkali’ye selam ve sevgiyle bitirelim yazımızı.

 

[i] Jean-Luc Godard (d. 3 Aralık 1930) Fransız ve İsviçreli film yönetmeni ve sinema eleştirmeni. Fransız Yeni Dalga Akımının en etkili üyelerinden birisi.

YORUMLAR [0]