SİNEPOEM

YAŞAMIN ‘ARA’LIK HALİ (ARA)

Esma Belgin Özdemir

@ebelginozdemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

Kim demiş yeniden başlamak yenidir diye?

 

Düşündüğümüz bildiğimizden azdır

Bildiğimiz sevdiğimizden azdır

Sevdiğimiz olandan çok daha azdır

Böylece bizler de olduğumuzdan çok daha az oluruz…

 

R.D Laing’in ‘Arayış’ taki bu dizeleri, Ümit Ünal’ın filmini seyrederken konmuştu zihnime… Türk sinemasının kuşkusuz önemli isimlerinden biri Ünal. Milyarder, Teyzem, Piyano Piyano Bacaksız, Berlin in Berlin filmlerinde usta kalemini konuşturan Ünal, Dokuz filmiyle de yönetmenliğe iyiden iyiye ısınmıştı. 2007 yapımı Ara filmi ise Ünal’ın belki de üzerine çok fazla konuşulmamış ancak derinlemesine analiz edilmesi gereken eserlerinden.

 

İki ayrı çiftin iç içe geçmiş hikayesi gibi yüzeysel olarak açıklanabilecek bir konuya sahip Ara… İlişkiler, aşk, pek tabi ihanet temelli çözülmeler var yine karşımızda. Ancak Teyzem filmindeki şizofren kadının derinlemesine analizini görmeye heves etmeyin derim. Zira Ünal’ın derdi bu kez çok başka…

 

Öne çıkan dört ana karakter, bir apartman dairesi ve senelere yayılan yanıtsız bir yaşam. Her şey dört duvar arasında geçiyor. Bir apartman katı, ancak bu dairede yerleşik yaşayan kimse yok. Gül’ün babaannesinden kalan bu kat, film ve reklam çekimleri için kullanılan bir mesken, hemen her türlü hikayenin kameraya aktarıldığı bir mekan. Senaryodaki bu detay kuşkusuz çok manidar ve anlamlı. Gül ile Ender’in tek gecelik gibi başlayıp yıllarca süren birlikteliklerini anlamaya çalışırken, yakın arkadaşları Veli ile Seda dahil oluyor bu kaosa… Selen Uçer, Erdem Akakçe ve Serhat Tutumluer’in doğal oyunculukları ve diyaloglardaki sahiciliği ise filmin önemli başarıları arasında gösterilebilir.

 

Seçtiklerimiz, üzerimize yüklenenler, zorunluluklar, başarı elde etme arzusu, geçmiş ve sonradan kazanılmış kimlikler, büyük bir bocalama ve arada kalma duygusu… İşte tüm bu yakından tanıdığımız, kimi zaman çözümsüz ikilemler, tenden çıkıp ruha sirayet ediyor filmde.

           

Filmi izlerken soluğunuz kesiliyor ama bu filmin nefes alan bir yapım olduğunu söylemeliyim. Güdülerimizi ne kadar süzgeçten geçirirsek geçirelim, devinimlerimizi denetleyerek ya da boşluğa bırakarak, hayata yabancılaşıyoruz gitgide. Kazanılan zaferler gibi görünen cinsellik, o derin yakınlık, iktidar sözcüğüyle yan yana gelip, kimliklerin önüne geçebiliyor çoğu zaman. Ve işte bu kirlilik kolay temizlenmiyor, ne bedende ne de ruhta.

 

Doyumun ya da doyumsuzluğun, paylaşma ve şeffaflık çizgisini nasıl sildiğine tanık oluyoruz her geçen gün. Tıpkı Ender’in dediği gibi ‘o sızı hiç geçmeyecek, biz hiç doymayacağız’… Niteliksel boşluklar sanki gizli bir uzlaşıyla görmezden geliniyor her seferinde. Kuraklık yayılıyor, küskün bedenler birbirine sığınıyor ama dipsiz bir boşluk ve arada kalma duygusu geçmiyor.     

 

Ne arada olma hali ne de arayış hiç geçmez aslında. Dönüp gelirsiniz ya da dönüp gelir birileri şimdiye. Marifet ise tam o anda arıyor değil, bekliyor olabilmekte… Çünkü, kendi bildikleriniz, asla öğrenemedikleriniz, tanımaktan kaçındıklarınız, görmezden geldikleriniz, geçmişiniz, kusurlarınız, güzellikleriniz, gövdeniz ve ruhunuzla hazırsınızdır Ara’lıktan çıkmaya…

 

YORUMLAR [0]