MEDYAHOMUNCULUS

YASAKÇI MI, ÖZGÜRLÜKÇÜ MÜ FİLMLER ÇEKİLMELİ?

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

Yaşama karşı hınç ve nefret dolu olarak güneşi ekşitenler var. Bazen insanın kendisine ettiği zulmü, başka birisi etmiyor. Los Angeles canavarı gibi nadiren de görülüyor değil benliğimiz. Her gün hiç gitmeyecekmiş gibi duran "ben üç günlüğüne" geldim diyen dedikoducu akrabalar gibi egomuz.

Ahlak ve etik konuları iyilik ve kötülük kavramı içinde yıllardır araştırılıyor. Hangisi daha kapsayıcı? sorusundan ziyade, insana dair incelemeler daha da genişlemeli. Sinema alanında da belleğin izinden takiple, davranış gezegenlerini tetikleyen yörünge üzerinde Deleuze, Nietzsche durmuştur. Yasakçı mı, özgürlükçü mü filmler çekilmelidir. Hınç "kavramını sinema sanatı hangi dizinde devam ettirmiştir? kavram bekçisi olmak lazım. Burada Kant'ı da hatırlayalım. Çünkü o, ahlakın hiç bir kurumda somutlaşamayacağına dair bilgiler vermiştir. Her başlığı bir kurum gibi düşünürsek, "sinema sanatı kurumunda ahlakın görünürlüğünün niteliği" başlıca tez konularından olabilir.

Bu ay, bir kavrama, konuşan kargalarım eşliğinde takıldım. Ressentiment. Fransızca kökenli olan bu kavramın anlamı; "HINÇ". Aklımıza filmlerde en çok işlenen "İNTİKAM" konusu geliyor değil mi? Hıncın anlamı şudur; tekrar tekrar bir duyguyu yaşama hali. Elbette ki her anıldığında bu duruma bellek yeniden hücre verir. İntikam, hıncın mağlup olmuş halidir. İnsan hıncını bir planla sona erdirir. Film senaryosu için en etkili başlık sayılan "ressentiment/ hınç" ana karakterlerden birisinde mutlaka bulunur. Tabi burada "pişmanlık ve vicdan azabı" gibi tekrardan beslenen duygulara da yönetmenlerin ve senaristlerin ihtiyacı var. Burada 1931 de Salvador Dali'nin yapmış olduğu "La persistencia de la memoria" Belleğin Azmi /Eriyen Saatler adlı tablosunu düşünelim. "Bellek Sayfası" açalım.

Bu arada İyiliği ve Kötülüğü (Bien Mal) değil, tek tek insanlar için iyi ve kötü (bon mauvais) olan şeyleri araştıralım ne dersiniz? Bu tabloda karıncalı turuncu saat, ortasında canavar gibi gözüken insan, eriyen cep saatleri vardır. Bu temsilleri/görüngeleri Dali gerçeküstücü bakış açısıyla neden kullanmıştır? sorusu üzerine düşünmek bize oldukça esnek senaryo metinleri sağlar. Yalnız bizi üzecek olan kısmı şudur. Çok iyi araştıranların bile topolojiye girişkenlikleridir. Acaba Dali hakikaten neyi anlatmak istemiştir. Ya da tüm senarist ve yönetmenlerin belleklerini çekip bükerek hangi topolojiler sürüsü oluşmuştur? merak konusudur. Elbetteki testiyi kırmadan bardak yapılabilir. Lakin ortada testi kalmamıştır.

 

HER FİLM, İNSANIN BELLEĞİNE BİRER TAKVİYE MİDİR?

 

Gelelim yapılan araştırmalara. Sinema filmini seyrederken duyum belleklerimiz, yani göz ve kulak hafızaya alma işini ve belleğimizin geri çağırmalarını yapar. Gözün 100 milisaniye, kulağın da 1000 milisaniye gibi çok kısa süre ile uyarıcıları sakladığı bilinmektedir. İnsan seyrederken belleğinden bazı bilgileri getirir, hatırlar, ket vurur, beslenir, örgütler. Aslında her film kısa süreli bellekler edindirirken, aldığı uyarıcıların kapasitesine göre de, uzun süreli belleklere filmin içindenler yerleşebilir. Öyleyse her film insana birer takviye midir?

Bir film ki, insanın kendisine karşı gösterdiği hıncı, kendi ölümü olan intikamıyla sonlandırmasını anlatmıştır. Bu film de, estetik-para-şöhret-aşk kelimelerinin bir model üzerinde ki etkileri bize gösterilmiştir. Belleğim "GİA" adlı filmi izlerken tam da Dali'nin tablosuna benzer, kişinin kendisine canavarlaşmasını çağrıştırmıştır. Yönetmen Michael Cristofer tarafından 1998 de gösterilmiş bu ABD yapımı film de, Angelina Jolie oynar. 17 yaşında olan Gia, ilk top modeldir. Annesinin belleğindeki izdihamları, kendisinde spiral baskılar meydana getirir. Uzun süreli uyarıcılarla kendisinin olanları yok etmeye başlaması kısa zamanda gözükür. Erimiştir saatleri, ta ki 26 yaşında aidsten ölür. Aslında kendi belleği, kendisine intikam hazırlamıştır da diyebiliriz. 1960 da doğan 17 yaşında keşfedilen bu model, annesinin olamadığı/O'nun için olmak zorunda olduğu mankenlik mesleğiyle ölüme susamışlığına girdap edinmiştir. Uyuşturucu ve seks, belleğinde ki hınçlara karşı ölüm dansını yaptırmıştır. Gia M.Carangi, mankenlerin sözlerinin olmayacağını sadece güzelliklerinin olacağını sert bir ifadeyle bir daha görmüş, yalnızlıktan ve bedeninin satılık olmasından derin üzüntüye kapılmıştır. İnsan belleği ölümü çare olarak neden sunar? Yaptığımız yanlışlar kendimize hıncımızı artırır ve intikamımız ölüm olur. Peki yanlışlarımıza kimler karar vermiştir? Bu etiğin ve ahlakın konusu olarak devreye birçok cümle bırakır.

Elbette ki filmlerde geçen tüm görüngelerin şeffaflığı ayrıca incelenmeli. İzleyenin izleklerine kolayca ulaşabilmesi sinema filmlerinin sosyolojik ve psikolojik olarak incelenmesini gerektirir. İyi biliyoruz ki; alışkanlık belleğimizin en kolay edindiği tavırdır. Acaba uyuşturucunun nasıl üretildiğine dair bu kadar çok şey seyretmeseydik, ilköğretime kadar doz alınmasının kolaylaşmasını engelleyebilir miydik? Bunu tüm  düşünürler konuşmalı. Çözüm sürecini evrensel olarak tırtıklamalıdır. Belleğinizde uzun süre beni konuk etmeniz arzusuyla…

 

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)