SANATA MEYYALİM VALLA HAYRETTEN

YALNIZLIK SENFONİSİ (VIRGIN MOUNTAIN)

Hasan Hüseyin Toydemir

@hhtoydemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

BEYAZ, LEKEYİ GÖSTERİR. AYNI ŞEKİLDE LEKE DE BEYAZI. MARİFET BEYAZDAKİ LEKEYİ GÖRMEK MİDİR, YOKSA LEKEDEKİ BEYAZI MI? DAGUR KARİ, KENDİNİ BEYAZ SANAN LEKELERE NE KADAR KİRLİ OLDUKLARINI GÖSTERMEYİ SEÇİYOR VE BEMBEYAZ KARAKTERİ FUSİ’Yİ ARAMIZA SALIVERİYOR. ONUN NE KADAR YALNIZ OLDUĞUNU ANLATIYOR VE SORUYOR... HANGİSİ ZOR: BEYAZLAR İÇİNDE LEKELİ OLMAK MI, LEKELER İÇİNDE BEYAZ KALMAK MI?

TEK KİŞİLİK DÜNYALAR

İlk filmi Noi Albinoi (Buzdan Hayaller - 2003) ile dikkat çeken Dagur Kari, daha sonra çektiği 2005 yapımı Dark Horse (Tutunamayanlar) ve The Good Heart (İyi Yürek - 2009) filmlerinde de kendine has minimal tarzına ve hikayelerine devam etmişti. 2015 yılında çektiği son filmi Virgin Mountain’de de yolundan şaşmayan yönetmen, yine kendi halinde, doğuştan “kaybeden” bir karakter üzerinden anlatıyor meselesini. “İçine kapanık” tabirinin hakkını haddinden fazla veren Fusi karakteri, beyazperdede görebileceğiniz en ilginç tiplemelerden biri olabilir. Ana karakterinin etrafına konuşlandırdığı bir kaç yan karakterle küçük hikayeler anlatmayı seven Dagur Kari, İzlanda’nın minik sokaklarından bir dünya resmi çıkarmayı beceriyor yine. En az Fusi kadar sessiz ve en az onun kadar “ağır” cümlelerle...

SEVİLME... SEVİŞ!

Fusi, annesiyle birlikte yaşayan, kırklı yaşlarında, oldukça kilolu bir adamdır. Havaalında bavul yükleyip boşaltma biriminde çalışan Fusi’nin, maketlerle eski savaşları canlandırmak ve akşamları arabasında radyo dinlemek dışında hobisi de yok gibidir. Ve en önemlisi bu yaşına kadar hiçbir kadınla birlikte olmamıştır. Filmin İngilizce adının buradan geldiğini anlamak çok da zor olmasa gerek. Ve işin kötü tarafı çevresinde onun dışında herkes ya sevişmektedir ya da yuvasını çoktan kurmuştur. Annesi ve sevgilisi, ona bir kız arkadaş ayarlamak için dans kursuna bile yazdırırlar onu. İş arkadaşları da ilk cinsel deneyimini yaşaması için küçük çaplı bir parti düzenlerler. Kısaca, Fusi’nin çevresinin onu herhangi biriyle “çiftleştirmek” dışında bir amacı yoktur sanki. Bu durumdan iyice bunalan Fusi ise olanlara anlam veremez. Yaşadığı toplumun onu bir şeylere zorladığının bilincindedir ve o da evlenmek ister “bilinç”sizce. Ama içine girdiği durumun, kurallarını bilmediği bir oyun olduğunun farkına çok geç varacaktır. Tesadüf eseri tanıştığı Sjöfn’le arasında olanlar onun için şoke edici, izleyici içinse maalesef(!) oldukça sıradandır.

GÖRÜNEN KÖYÜN GÖRÜNMEYEN KILAVUZU

Fusi’nin temsil ettiği şeyleri saflık çatısı altında toplayabiliriz. Daha doğrusu “bakir” kelimesinin altını eşeleyerek “el değmemiş, bozulmamış” yananlamlarıyla doğrudan işin özüne de inebiliriz. Olayın cinsel boyutundan öte Fusi’yi biricik kılan şey; onun, yuvarlanarak gelen ve gittikçe büyüyen çığın içinde kaybolan bir kar tanesi olmaması. Onun dışındaki herkes sebebini sorgulamadan “kurallar”a uymak için yaşarken, Fusi onlardan bihaberdir. Tıpki diğerleri gibi evlenmek istemesi sadece onlarla aynı ortamda bulunmasının getirdiği bir ihtiyaçtır onun için. Sonucunun, düz mantıkla; aile kurmak, çoluk çocuğa karışmak olabildiğini hesaplayarak yapmak istediği bir eylemdir sadece. Onun dünyası küçüktür. Sadece bedenini ve maketlerini sığdırabildiği bir yerdir orası. Oraya birisini almak için kapılarını açtığı anda yıpranmaya başlar Fusi. Artık kurallarını bilmediği oyun başlamıştır. Ve kontrolün kendisinde olmadığı bu oyunda her kademe bir öncekinden daha az Fusi’ye bağlı olacaktır. Diğer herkesin kanun olarak gördüğü ve öyle kabul ettiği bu gerçekle yüzleşecektir Fusi de. Ama cahilliğin verdiği cesaretin, bilgeliğin zorunlu kıldığı acıya bir faydası olmayacaktır.

ELBET BİR GÜN AYRILACAĞIZ

Fusi’nin bakirliğinin somut boyutu tarihe karışmıştır. Ama işin cinsel boyutu önemsizdir. Yönetmen Dagur Kari böyle düşünmemizi ister. Filmde küçücük bir plan olarak yer alması da bunun en önemli göstergesidir. Aslolan Fusi’nin kar tanesi boyutudur. Her yerin bembeyaz olduğu bir yerde, önüne gelen her beyazlığı toplayarak giden çığ Fusi’yi teğet geçmiştir. Olanca saflığı, temizliği ve el değmemişliğiyle orada durmaktadır. Biraz dibi yanmıştır en fazla. Ve bu küçük tecrübe bu büyük adama fazlasıyla yetmiştir. Cüssesinin altında yatan gizemi çözmüştür. Onun dünyasında ikinci bir kar tanesine yer yoktur. En azından çığa kapılıp gidenlere... Fusi bir başınadır ve mutludur. Onun bakirliği ebedidir. Ve öyle olması gerektiğini anlamıştır. Bozulmuş ve “el değmiş” insanlar gibi değildir. İçinden geldiği gibi, radyodan istek yaparak dinlediği heavy metal şarkılarıyla, maketleriyle, küçük bir çocukla oynayabildiği evcilikle mutlu olabildiği dünyası ona yeter de artar. Ve bunları yapmasını yadırgayan, kendileri gibi olması için ona baskı kuran, tektipleştiren bu yer Fusi’ye dar gelmektedir. Bu insancıkları küçük dünyalarıyla başbaşa bırakıp gider o yüzden. Ama onları değiştirmeye çalışmadan, mutlu olmak istedikleri şekilde bırakarak. El değmemiş olmak bunu gerektirir. Karşılıksız ve değiştirmeden, mutluymuş gibi yapmalarına aldırış etmeden gitmelidir giden. Hiç olmamış gibi. İlk günkü gibi. Dünyaya yeni gelmiş gibi. Elbet bir gün ayrılacakmış gibi...       

 

 

 

 

 

YORUMLAR [0]