TERSPEKTİF ANALİZ

'YALNIZLIK DOLAMBACI': INSIDE LLEWYN DAVIS

Evren Kuçlu

@evrenkuclu

BU YAZIYI PAYLAŞ

“Biliniyor

bizim mahsustan yaşadığımız

biliniyor

şarkıların sırası bizde

biliniyor

hayat bizden razıdır…” 

İsmet Özel

Film, Llewyn Davis’in, şarkısını seslendirdikten hemen sonra barın arka bahçesinde kendisini bekleyen kasketli bir adam tarafından tekme tokat pataklanmasıyla başlar. Bu kasketli amca, 60'larda ve film boyunca süren buhranı "Bu lağım çukurundan gidiyoruz, alın sizin olsun" diyerek özetler. Kasketli adam sözü fazla uzatmayıp loş ışık altında kameradan uzaklaşırken, biz de Llewyn'nin dokunaklı hikâyesiyle baş başa kalırız.

1960'lar Amerika'sında aşılmaz bir yalnızlıkla boğuşan folk şarkıcısı Llewyn Davis, dönemin ekonomik ve kültürel sorunlarına kendi şanssızlığı da eklenince tam anlamıyla bir 'keybeden’e dönüşmüştür. Köhne barlarda, cici gitarıyla seslendirdiği süper parçaların muhatabı da, 'yolsuz' Greenwich Village sakinleridir. Tüm bu olumsuz şartlar altında bazen içe kapanık, kimi zaman komik ve her sahnede seyirciye hüzün damıtan Inside Llewyn Davis, öyküye ilham olan ünlü müzisyen Dave Von Ronk'un gizli çekmecesindeki tozu yüzünüze üflüyor. O çekmecede bir kuşağın çilesi saklı. Tüm sorunlara rağmen müziğin avlusuna sığınmış insanlar ve o müziğe sağır bir dünyanın kayıtları da aynı çekmecede duruyor.

Son dönemin en klas performanslarını sergileyen Oscar Isaac'ın iki kere rafine oyunculuğuyla pütürsüz bir ‘tutunamayan’ halini alan Llewyn, tüm öykü süresince can sıkıntısıyla acının kesiştiği bir noktada yürür. Mizacı bir yana, böyle sürünerek yaşamak için çeşitli sebepleri vardır. Beraber albüm çıkardıkları ortağı ölünce iki kişilik grupları otomatikman dağılmış Llewyn hem ‘yolsuz’ hem yoldaşsız kalmıştır. Barlarda kazandığı para muhtemelen aynı barda bir akşam içeceği birkaç şişe içkinin parasını karşılamaya yetmez. Dolayısıyla kirasını ödeyebileceği bir evi de yoktur. Konargöçer bir hayat yaşar. Günler ilerledikçe -çoğaldıkça demeli belki de- hepimizin hayatın bir yerinde yapmayı beklediğimiz büyük patlama ihtimalinden biraz daha uzaklaşır. Tam anlamıyla her açıdan çuvallamıştır. Başarısızlık ve yalnızlık alışılageldiği üzere Llewyn'in diğer işlerine de burnunu sokar. İlişkilerini yürütemez olur. Dikkatsizlik sonucu hamile bıraktığı arkadaşı Jean'in öfkesini kazanırken, bir kediye bile sahip çıkamadığı için komşularıyla ipler kopma noktasına gelir.

Müzikal anlamda çok şeyi doğru yaptığı halde kendisine işe yarar bir patron, hatrı sayılır bir fan kitlesi ve başını sokacağı bir ev bulamaması Llewyn'nin hüzünlü öyküsünün görünen yüzleri genellikle. Llewyn Davis'in bizim ondan, onun kendisinden beklediği sıçrayışı bir türlü yapamamasının, yalnızlığı ve umutsuzluğu klinik seviyede yaşamış izleyiciler tarafından sezgisel olarak kavranacak başka sebepleri de var.  Daha açık konuşmak gerekirse, Llewyn'i yargılamadan anlamak için "Acı çekmek ruhun fiyakasıdır" ironisini sezmiş ve umutsuzluk konusunda en azından yolu yarılamış olmak gerekiyor.

Coen Kardeşler'in kara mizahı olmasa, bir gecede ciğerinizi soldurabilecek bu harika filmin görüntü yönetmeni Bruno Delbonnel, New York'u göz alıcı ve hüzün veren bir dekora dönüştürerek öyküdeki güzellikleri beşle çarpmış. Zira her karesini çerçeveletip duvara asmak isteyeceğiniz o filmlerden biri Inside Llewyn Davis. Görsellikten bahsetmişken Fargo'daki karlı sahneleri sevdiyseniz buradakine de bayılacaksınız. Yürüyerek ya da arabayla sürekli bir yerden bir yere giden Llewyn sayesinde manzaraya, yola ve müziğe doyuyorsunuz. (Filmin adını Google'a yazıp görsellere tıklarsanız demek istediklerim daha net anlaşılır.)

Filmle ilgili bir parantez de Coen'lerin kadim oyuncularından John Goodman'ın yer aldığı araba sahnesine açmak gerekiyor. Yaşlı bir adamla (Goodman) şoförünün bulunduğu arabaya otostop çeken Llewyn yol boyunca bir süredir kendisini bunaltan ilişkilerin ve iletişimsizliğin sıfır noktasını görür. Yalnızlığın yosun tutarak adeta bir travmaya dönüştüğü bu bölüm filmin "aylaklığa övgü" iması gütmediğinin bir kontratı sayılabilir.

Dilerseniz bir müzik albümü olarak da arşivleyebileceğiniz, tertemiz öyküsü ve bir an bile sırıtmayan oyunculuklarıyla hedefi on ikiden vuran bir film Inside Llewyn Davis. Başrolünde bir kaybedenin olduğu, kazananlarla ortak hiçbir yanı olmayan,  her sahnesi fotoğraf albümü titizliğinde sergilenmiş can ciğer bir öykü.

 

YORUMLAR [0]