FİLMTERAPİ

VAHŞİ YAŞAM (VIE SAUVAGE)

Deniz Keziban Çakıcı

adenizk

BU YAZIYI PAYLAŞ

“1997 yılında, biri 6 diğeri 7 yaşında olan iki oğlunu, annelerinden kaçırarak, 11 yıl kaçak yaşayan baba 2009 yılında yakalandı.

Bu olayla bağıntılı; yüzde altmışı gerçek hayattan alıntı, yüzde kırkı ise fiksiyon olan Cedric Kahn’ın filmi, 4 Nisan 2014’de, Fransa da gösterime girdi. Filmden daha çok olayın kendisi tartışıldı Fransa’da.

1996 yılında çocuklar 5 ve 6 yaslarında iken, anne ve baba arasında uzun bir hukuksal süreç yaşanır. Çocukların bakımı, Aile mahkemesi tarafından önce babaya verilir. Anne Catherine Martin, hâkimin çocuklarının hayatı ve kendi hayatına dair verdiği kararı reddeder. O kararı izleyen yaz, çocukları da alıp «normal bir yasam» isteğiyle, Côte d’Azur’a kaçar. Bir yıldan uzun sürer bu sivil itaatsizlik süreci. Baba bu olayı bir ihanet olarak algılar. Bir orta yol bulmak için peşlerinden gider ama eski eşi konuşmayı reddeder. Bir günden diğerine tüm hayatları değişir. Sürecin sonunda anne,“çocukları babadan kaçırmak suçu” nedeniyle 6 ay hapis ve gözetimde kalma cezası alır. Bu uzun hukuksal süreç kısmı Cedric Kahn’ın filminde yer almaz.

Çocuklar, Okwari ve Shahi Yena’nin anneleriyle geçirdikleri bu bir yıllık döneme dair anımsadıkları en iz bırakan şeylerden biri; bahçesi ve bahçesinde hayvanları olmayan minik bir apartman dairesinde yaşamak zorunda kaldıkları. Shahi Yena’nın bir süre sonra beslenmeyi reddedip, yoğun psikolojik sorun yaşayanlarda da görülen Anoreksiya Nevroza yakalanması.

Çocukların babası Xavier Fortin bu durumdan sarsılır. Ve 29 Aralık 1997 de, çocukların kendisinde olduğu Noël tatili görüş süresinin ardından, bu kez de o, çocukları anneye geri iade etmeme kararı alır. ‘Çocukları köklerinden koparıp annelerinden ayırmak’ suçuyla aranırken, illegal ama doğanın ortasında 11 yıl sürecek, yalanlar ve sürekli yer değiştirmelerle örülü bir hayat kurar.

Cedric Kahn’ın filmi, bu üçlünün kaçışları üzerine kurulu. Çocuklar, babalarının kendileri için seçtiği doğal hayatta, herhangi bir yere kapatılmadan, farklı bir özgürlük anlayışı içinde olurlar. Ama ergenlik dönemi başladığında, çocuklar da “herkes gibi normal” kaçmadan, yalanlar anlatmadan, kim olduklarını gizlemeden yaşayabilecekleri bir hayata doğru evrilmeye, adapte olmaya başlar. Bu adaptasyon süreci bir tür ayin olarak tasarlanmış filmde: Babaya, onun norm ve değerlerine meydan okuma ve ergenlikten yetişkinliğe geçiş başlangıcı.

Xavier Fortin’in, kameralar önünde yaptığı; “bunu çocuklarımın iyiliği için yaptım. “Vahşi Yaşam” filminin, Aile Mahkemelerinin işlevsizliğini, işlemezliğini ve gerektiğinde sivil itaatsizliğin yararını vurgulamasından, son derece hoşnudum” savunması, aile mahkemeleri ve baba hakları konusunu, Fransa’da yeniden gündeme taşıdı.

Xavier Fortin, sahte bir kimlikle İspanya sınırına yakın Ariège Bölgesi’nde, tarım ve hayvancılık hasat deposunda çalışıyorken, 2009’un Ocak ayında tutuklandı. Doğa Bilimi  Mastırı yapmış olan Xavier Fortin, tarım ve hayvancılık işinin ona ayda yaklaşık 180€ kazandırdığını ve çocukların eğitimi için on bir yıl boyunca Milli Eğitim Bakanlığı’nın Mektupla Eğitim programlarını takip ettiklerini belirtti.

İki çocuk, altı yıl öncesine kadar, « kaçırılan çocuklar » olarak adlandırıldılar. Shahi Yena ve Okwari Fortin, on bir yıl boyunca babalarının yanında, annelerinden kaçtılar. Kent yaşamından, okuldan, uygarlık olarak adlandırılan her şeyden uzakta ve annelerini hiç görmeden yaşadılar.

Europe1’in, 28 Ekim 2014’deki yayınından, bugün 22 ve 24 yaşlarında olan o çocukların, iç dünyalarında neler olduğunu tam olarak öğrenemiyoruz. Ama yarı illegal ve yarı göçebe geçen 11 yılın ardından anti-sosyal olmadan hayatlarına devam ettiklerini ve doğanın kalbinde bir hayat sürdürmek istediklerini biliyoruz.

Bir de, iki kardeşin 2010 yılında yazdıkları "Farklı bir deneyim" adli kitaptan anlıyoruz ki ‘anne yokluğu’nun yerine ‘doğa ana’ yerleştirilmiş ve hiç kapanmayacak bir yara olarak kalmış içlerinde: “Doğa Ana… Doğa. Benim hiç olmayan annem oldu. Gerçek değerleri ondan öğrendim. Ve hala doğa ana benim için tek ve gerçek hayati sığınak” diyor kitapta, bugün 22 yaşında olan Okwari.

Bugünkü hayatları ve 11 yıllık annelerinden kaçtıkları illegal hayatları arasındaki tek süreğen şey, anneleriyle olmayan bağları… 31 Ocak 2009 da babaları yakalandığında, 11 yıl aradan sonra anneleriyle ilk kez, babasının getirildiği Foix Karakolunda karşılaşırlar. Birbirlerini tanımazlar. Çocuklar anneden, babalarından şikâyetçi olmamasını ve onu serbest bıraktırmasını ister. “Çocukları anneden kaçırmak suçu” nedeniyle 2 yıl hapis ve gözetimde kalma cezası alır Xavier Fortin. Fakat 2 ay sonunda serbest bırakılır.

“Bu ilk karşılaşmanın içinde en çok şiddet vardı”, diyor bugün 24 yaşında olan Shahi Yena. Daha ılıman olan Okwari, annesini anlamaya dönük bir yaklaşım içinde: “bu çok karmaşık bir durum. Onun on bir yıl karşısında durduğu, savaştığı bir şeyi seçtik biz ve bunu anlayamamak çok acıydı onun için” diyor.

Cédric Kahn’ın filmi, tüm ilgili bireylerden çekimlerden önce onay almak zorunluluğu nedeniyle, “aileyi birleştirir” bir kez daha… Fakat anlaşılır ki;  kayıp zaman artık asla yakalanamayacak zamandır…

Eşler, yetişkin iki insan gibi davranamayıp “eş çatışmalarının” ortasına bilerek ya da bilmeden çocukları yerleştirdiklerinde, yetişkin olarak kendi çözemedikleri sorunları çocuklarla çözme yolunu tuttuklarında, kazanan olmuyorlar hiçbir zaman. Yalnızca, iki yetişkin olamadıkları gibi anne ve baba da olamıyorlar.  Ebeveyn olmak, öncelikle “eş çatışmalarını” çözmekten geçiyor.

Kasıtlı ya da bilinçsizce,  öteki ebeveyne yabancılaştırıcı her davranış, aslında bir sabinin beynini yıkama, manipüle etme yöntemi olmaktan öte gidemiyor. Öteki ebeveyne yabancılaşma sendromunu, o sabinin anne ve baba arasında ikiye yarılmasını, kötülüğü ve şizofrenik parçalanmayı kendi ellerimizle çocuğun içinde yeşertmekten öte geçemiyor.

Cédric Kahn’ın filmi “Vahşi Yaşam” yazık ki bu boyutu islemiyor. Hatta Xavier Fortin’i nerdeyse “kahramanlaştırmak” gibi bir yönseme içinde. Filmin son on beş dakikası izleyiciye “güzel bir hayat nedir?” sorusunu düşündürtmeyi amaçlamış. Tam da bu noktada filmin yalnızca duygusallık üzerine kurulmuş ve çok yoksul bir içeriğe sahip olduğu belirginleşiyor.  

Gerçek hayatın vahşiliğine dönersek: Nedeni ne olursa olsun, bir ebeveynin diğer ebeveynden çocuğunu on bir yıl boyunca çalması ve geri getirildiğinde de artık kendisine ait olmayan iki çocuk bulmasını telafi edebilecek herhangi bir şey olabilir mi?

Peki, o çocukların hayatlarının sonuna kadar artık asla bir annelerinin olamayacağını telafi edebilecek herhangi bir şey olabilir mi? Ve “Vahşet” dışında buna bir ad konulabilir mi?

İyi seyirler hepinize…

 

YORUMLAR [1]

S

Settar Baştuğ01.12.2016 12:25

Yeni siteniz hayırlı olsun.

Yanıtla