RETROSPEKTİF

TÜMAY ÖZOKUR: BEN BANA, SİZİN İÇİN SORU SORDUM

Tümay Özokur

@tumayozokur

BU YAZIYI PAYLAŞ

Bir ortama girdiğinizde yanınıza doktor, avukat, borsacı, pedagog gibi soru sorulmaya müsait mesleklerden kişiler denk geldiğinde mutlaka sorulabilecek sorularınız vardır. Benim mesleğim de merak edilen konuların çok olduğu meslekler arasında. Ya çocuğu ya yakını ya da kendisi için sorular ardı arkasına sıralanır. Bugüne kadar birçok röportaj sorusuna cevap verdim, bugün dedim ki; “Ben olsam acaba bana ne sorardım?” Bazıları sizin merak ettikleriniz, bazıları benim söylemek istediklerim…

  • Sizce bir oyuncu adayında olması gereken özellikler neler?

Ben yetenek ile ahlakın eş değer olduğunu düşünüyorum. Bir oyuncu yetenekli olduğu kadar etik de olmak durumunda. Çünkü gerçek anlamda iyi bir oyuncu olmak, iyi bir insan olmak demektir. İyi bir oyuncu, kendine daima yatırım yapmalı, yenilikleri takip etmeli, usta-çırak ilişkisine saygı duymalı, büyük resmi görebilmeli, detayları atlamamalı, özgüvenli olmalı ve egosunu yönetebilecek kadar zeki olmalıdır. Kararlı, istikrarlı, kişiliğine olumsuz mesajlar yollamayan, pozitif, her koşulda işine konsantre olabilen, özgün, başarılarına “ben”, başarısızlıklarına “sen” demeyen, sağduyulu, cesaretli, kurban psikolojisinde yaşamayan, zamanı yararına kullanabilen, azimli, donanımlı, çalışkan ve mesleğini sevgiyle yapabilen bir ruh halinde olmalıdır. Aynı zamanda farkını fark ettirebilecek kıvraklıkta yaşamalı, pasları doğru alıp golü atabilmelidir.

  • Sizce sektörün bu kadar çok oyuncuya ihtiyacı var mı?

Hayatımızda artık her şey ÇOK… Çok olduğu için de değeri YOK… Duyguda tatminsiz, kullanımda hoyrat bir hale geldik, DUR deme yetimizi kaybettik. Oyuncudan önce, “Sektörün bu kadar çok diziye ihtiyacı var mı?” diye düşünüyorum. Kaliteyi artık kaybetmiş ve tamamıyla tüketim toplumu haline gelmiş durumdayız. Eskiden televizyonu açtığımızda bir dizi, ardından müzik-eğlence programı, ardından haberler ve İstiklal Marşı derken keyifle izler, uykumuz geldiğinde yatağımıza geçer ve mışıl mışıl uyurduk. Şimdi o kutunun karşısına geçip, o koltuğu yatak odası tadında kullanıyoruz. Hiçbir şeyin ne değerini anlayabilen ne de kavrayabilen bir pozisyondayız. O yüzden bizim hiçbir şeyin “çokla” başlayanlarına değil, hayatımıza, sektörümüze dair her şeyin iyisine ve kalitelisine ihtiyacımız var. Kaliteli yapımcılara, kaliteli programlara, kaliteli oyunculara, kaliteli yönetmenlere… Çok olmasının bir ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum.

  • Siz mesleğinizde hak ettiğiniz değeri görüyor musunuz? Bir gününüz nasıl geçiyor?

Çoğu zaman nefes almayı bile unutarak geçiyor. Çok yoğun bir sektörün içerisindeyiz, bir gün 24 saat değil 48 saat olsa bile biz yine aynı şikâyette bulunacağız. O yüzden hayatı daha düzenli ve daha sistemli yaşamaya gayret gösteriyorum. Randevulu görüşmeler yapmaya çalışıyorum. Çünkü ucunu kaçırdığınızda ofisin içinde kovalamaca oynamaya başlıyorsunuz. Kaliteli bir ekiple çalışıyorum, onlarla toplantılar yapıp, oyuncularımızın kariyer planlamaları konusunda hem fikir olup, her oyuncunun kariyer adımlarına özel projeler geliştiriyoruz ve bunları oyuncularımızla paylaşıyoruz. Kendimi rahatlatmak ve hayata motive etmek amaçlı puzzle yapıyorum. Puzzle’ın beynimi çok rahatlattığına inanıyorum o anda hiçbir şey düşünmüyorum. Yapımcılarımızla, yönetmenlerimizle cast sunumları gerçekleştiriyoruz ve bir gün nasıl geçiyor anlamıyorum. Ofis dışında da bir hayatım olduğunu unutmamaya gayret gösteriyorum. Çünkü iki tane çocuğum var. Benim nefes almam gerekiyor, ben yoksam hiçbir şey yok. Hepimiz için aynı mantık geçerli. Mesleğime, hayatıma ve kendime katkısı olacak ne varsa onları yapmaya çalışıyorum. Gelelim hak ettiğimiz değere... Şükrü Avşar yıllar önce bana şöyle demişti: “Tümay senin işin çok zor, emlakçı gibisin. Bizler önce emlakçıya gideriz sonra evi bulunca komisyon vermemek için onu devre dışı bırakmaya çalışırız.” İşte bazen gördüğümüz değer yapımcıdan da oyuncudan da bu, KOMİSYONCU… Ben kazandığım paranın her kuruşunu hak etmek için gecemi gündüzümü bu mesleğe verdim, değerimi bilen de oldu bilmeyen de ama olumsuzluklar beni yıldırmadı, işimi seviyorum ve yapabildiğim sürece devam edeceğim. Önce kendimi takdir edebilmeliyim ki çok şükür ben her gece huzurla uyuyorum. Yılların tecrübesine, yaşam koçluğu eğitimi alarak daha yeni birikimleri de ekledim. Aldığım eğitimler bana ayakta kalmayı öğretti. Öğrenmenin hazzına doyamıyorum.

***

Daha çok sorum var kendime ama bu ay bu kadar yeter, her şeyi hemen vermemek lazım azar azar sunacaksınız ki keyfi çıksın… Yıllarımı yeni yetenekleri keşfetmekle taçlandırdım. Bundan sonra her ay “Dikkat Oyuncu Var” diyeceğim sizlere… Bu ay “Dikkat ECE YÜKSEL var”

Çocukluğundan beri oyunculuğa gönül veren Ece, İlk olarak Kiraz Mevsimi dizisinde ardından  ‘Çekmeceler’, ‘Av Mevsimi’ ve ‘Nefesim Kesilene Kadar’ adlı sinema filmlerinde rol aldı. Kadir Has Üniversitesi Konservatuvarı Tiyatro bölümünde okuyan 1993 yılında doğmuş olan genç oyuncu ‘Nefesim Kesilene Kadar’ adlı sinema filminde oynadığı rol ile;

  1. Altın Koza Film Festivali - Türkan Şoray Umut Veren Genç Kadın Oyuncu
  2. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali - Genç Cadı
  3. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri - Ekrem Bora Umut Veren Oyuncu ödüllerini alarak başarılarını taçlandırdı. Yapımcıların tekliflerine şu an için aldığı eğitim sebebiyle olumlu dönüşler yapamayan kızıl güzelimiz Ece, mülteci kadınların anlatıldığı ‘Tuğrul Tülek’ tarafından yönetilen “Nereye Gitti Bütün Çiçekler” oyunu ile sahnede seyirci ile buluşuyor. Takibinde olunuz…

Çözüm odaklı duygularınızı hiç kaybetmeyin, gelecek ayın satırlarında buluşmak üzere…

 

 

 

YORUMLAR [0]