SİYAH ZARLAR

TRAIN TO BUSAN: ŞİDDETİN VE BENCİLLİĞİN SALGIN HALİ

Egemen Tokatlıoğlu

egementk

BU YAZIYI PAYLAŞ

Zengin Filmekimi takviminde öne çıkan filmlerden birisi olan Güney Kore yapımı korku/gerilim Zombi Treni (Train To Busan) yalnızca türü sevenleri değil, türe mesafeli olanların da ilgisini ziyadesiyle çekti. Şimdi ise filmin görünenleri bir yana görünmeyenlerini de masaya yatırma zamanı.

Hareketli geçen Filmekimi sonunda festivalde öne çıkan yapımlar yavaş yavaş tartışma konusu olmaya başladı. Bunlardan birisi de hiç kuşku yok ki Sang-ho Yeon yönetmenliğindeki Güney Kore yapımı korku/gerilim filmi “Zombi Treni” oldu. Yıllardır dünya genelinde paranoya halinde yükselen ve pek çok filme konu olan salgın temalı filmlerin yeni bir örneği olan Zombi Treni hareketli iyi kotarılmış sekansları, dolu alt metinleri ve görselliği ile dikkatleri üstüne çekmeyi başardı.

Annesi ve babası boşanmış olan küçük Soo-an mutsuz bir kızdır. Üstüne üstlük babasının ilgisizliğinden de oldukça sıkılmıştır. Annesine gitmek isteyen Soo-an uzun ısrarlar sonucunda babası Seok Woo’u da yolculuğa ikna etmiştir. Küçük kız ve babası tren ile yola koyulurlar. Ancak nedeni bilinmeyen bir virüs trendeki insanlara tek tek yayılmaya başlar.  Seok Woo, kızını bu ölümcül virüsten korumak zorundadır. Tren içerisinde salgından kaçmaya başlayan bir grup ile virüs saçan zombiler arasında amansız bir ölüm kalım savaşı başlayacaktır. 

Film gittikçe yükselen Güney Kore korku/gerilim türünün güzel bir örneği olmakla beraber insan davranışını sorgulayan ve bunu küçük Soo-an’ın gözlemleriyle ortaya koyan yanları ile dikkate değer. İnsan bencilliğinin sınırlarını zorlayan tercihler, bu tercihlerin vicdan muhakemesi, en genel manada “modern” diye tanımlayabileceğimiz bireylerin tek tek nasıl değişim geçirebileceğinin özetini sunar. Bu önermeye göre salgına yakalanan kişiler “öteki” olmuşlardır ve onlardan kaçmak, kurtulmak, hayatta kalmak adına belki de içimizdeki masumları bile “ötekileştirmek” gerekir. Öteki kavramı savaş filmlerinden fantastik filmlere, komedi filmlerinden animasyon filmlere kadar pek çok alt metinde belli veya belirsiz işlenmiştir. Zombi Treni ise korku sineması içerisinde “öteki” kavramının altını kendi üslubu ile çizerek güzel bir örnek sunuyor.

SİSTEMİN TRENİ

 İnsanın en doğal dürtüsü beslenmek ve hayatta kalmak, insanın en zorda kaldığı durumda en vahşi şekilde ortaya çıkmaktadır. Trendeki insanların sınıfı, zümresi fark etmez. Muhasebeci, sporcu, emekli, bankacı, iş adamı her ne olursa olsun hayatı tehlikeye girdiği anda birden dünyaya geldiğindeki en temel dürtüsüne sarılır. Bu kısımda ahlaki değerler kazanılmış edimler olarak ikinci planda kendisini gösterir.

Bu kazanılmış edimler trende virüs yayan kişilerce az daha saldırıya uğrayacak olan hamile kadını kurtarmak ya da en hızlı şekilde kaçıp kapıyı kapatarak ardına bakmadan kendisini kurtarmak olarak filmde yer alır. İkilemde kalmış kişi kararını yaşayışında elde ettiği deneyimler ve aileden kazanılmış sorumluluk, vicdani yönelimlerle yapar. Sadece kızını kurtarmak isteyen ve başka hiç kimseyi önemseyen Seok Woo’un vicdani muhakemesi ise yine kızı ile ortaya çıkar. Bu sefer edinim ebeveynden çocuğa değil, çocuktan ebeveyne geçer. Bu da ahlak kavramının yalnızca çocuklukta başlayan bir edinim, öğrenim değil doğuştan gelen içsel bir kazanım olduğunu da ortaya koyar. Bu durumda içinde yaşanılan toplum değerlerini benimsemek için kişinin de bu yöndeki eğilimi önemlidir. Bu kültürel ve ahlaki edinim henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen Soo-an’da mevcutken babasında bu dıştan gelen bir etki ile orta yaşlarda kazanılmıştır. Sistemin treninde doğruyu yanlışı izleyiciler yine kendi bildikleri şekilde yorumlarlar. “Doğru” ve “iyi” dediğimiz kavramlar ırk veya dini ne olursa olsun ahlaki açıdan insan doğasına en yatkın olandır.

“ÖTEKİ”NİN KADERİ

Bu tren içerisinde oluşturulmuş, istemsiz sistem içerisinde iyiyi ve kötüyü ayırmak nasıl mümkün olabilir? Salgına uğramış vahşi insanlardan kaçarken aslında o salgına uğramış kişilerden çok daha vahşi kişilere dönüşmek mümkünse, “öteki” dediklerimiz ile aramızdaki farkı kim tanımlayabilir? Dahası “öteki” diye ayrıştırmak neye göre olur? Filmde tren görevlisinin gözünü kırpmadan insanları geride bırakması, hayatta kalma dürtüsü ile yaşayanları da virüslülere adeta yem etmesi ahlaki açıdan yadırgansa da içsel olarak kendisine göre doğru olanı yaptığını düşündürür. Ve belki de bu nedenle vicdanını rahatlatır. Küçük kızın babası Seok Woo ise bencil ve en az tren görevlisi kadar ahlaki açıdan yoz bir insan olsa da kızından etkilenerek insanlara yardım etmesi ile insanların en kötü durumlarda bile ahlaki ve etik değerleri unutmaması gerektiğini sembolize eder. Bu durumda virüsün sadece dışarıdan gelen bir tehlike olduğundan çok içimizdeki virüslerin böyle durumlarda ortaya çıktığını rahatça söylemek mümkün.

POST-APOKALİPTİK PARANOYA

Bireysellik ve aç gözlülük ile kapitalist düzen altında ezilen insanların robotlaşmasına da güzel atıflarda bulunan bu gibi işlenişler, korku sinemasının efsane yönetmenlerinden George A. Romero’nun The Crazies’inden tutun da David Boyle’un 28 Gün Sonra...’sına, Karantina’dan yakın dönem World War Z’ye kadar pek çok filmde işlendi. Öteki kavramını sorgularken bireyin kendisini sorgulamasına yol açan bu filmler yalnızca robotlaşan kapitalist düzenin uşaklarına dair bir farkındalık yaratmaz, izleyen kişinin bu düzen içerisinde nerede durduğunu da sorgular.

Zombi Treni kıyamet sonrası dediğimiz Post-Apokaliptik sürece güzel bir örnek teşkil ediyor. Asıl savaşın kıyamet sonrasında başladığının da, bu kıyameti yaratanın da bizzat altını çiziyor. Trendeki insanları kurtarmaya çalışan bazı insanların salgını bizzat ortaya çıkartmış olduğu paradoksu pişmanlığın ancak bir o kadar gerçekçiliğin yüzünü yansıtır. Doymak bilmeyen insanların para uğruna birbirini çiğnemesi ortaya zombileri, salgınları değil aslında bizzat kendilerinin klonlarını ortaya çıkarır. Trendeki en saf en masum insanlar ise bu doymak bilmeyen aç gözlü sistem çanakçılarının kurbanı olurlar ve adları hatırlanmaz bile.

Filmin en temel noktası, babasının vicdanına dokunan ve belki de olması gerekeni en yalın haliyle filmde seyircilere gösteren minik Soo-an’ın kaderi ise, virüslü veya normal bir insan mı diye kendisini vurup vurmamakta tereddüt eden askerlerin işaret parmağında sıkışıp kalır.

YORUMLAR [0]