SİYAH ZARLAR

TIM BURTON NEREYE KOŞUYOR?

Egemen Tokatlıoğlu

egementk

BU YAZIYI PAYLAŞ

Ünlü yönetmen Tim Burton’ın kendine has tarzı onu ayrı bir kategoride değerlendirmek için yeterlidir. Gotik, karanlık atmosfer ve fantastik öyküleri harikulade bir şekilde sentezleyen Burton’ın yakın zamandaki grafiğindeki düşüş ise çeşitli yorumları beraberinde getirdi.

Son dönemde Tim Burton denilince insanların aklına iki şey geliyor. Birincisi fantastik, gotik ve bir o kadar eğlenceli pastel renkli bir dünya, ikincisi ise yol arkadaşı diyebileceğimiz aktör Johnny Depp. Her ne kadar 90’lar ve 2000’lerin başında bu yol arkadaşlığı keyifli olsa da son zamanlarda gönüllerde taht kurmuş ünlü yönetmenin belki de yoluna taş koyan en büyük etken de bizzat Depp’in kendisi haline gelmeye başladı. Son iki filminde bir araya gelmeyen ve şimdilik yollarını ayıran bu ikili için en doğru karar da bu olsa gerek. 2 saatlik yeni fantastik filmi “Miss Peregrine's Home for Peculiar Children”ın vizyona girmesine sayılı gün kala ünlü yönetmenin geçmişine ve geleceğine dair ufak bir yolculuk yapalım.

DİKKAT ÇEKEN İLK YILLAR 1980-90’LAR

1958 doğumlu ünlü yapımcı/yönetmen Tim Burton ilk yıllarında kısa animasyon filmlerine imza atarak sektöre girdi. Onun ilk önemli çıkışı ise 1988 yapımı başrolünde Michael Keaton, Winona Ryder gibi isimlerin olduğu fantastik/komedi “Beetlejuice” oldu. Michael Keaton ile kimyaları uyuşmuş olacak ki bir sonra yönetmenliğini yaptığı DC uyarlaması “Batman” de yine buluşmuşlardı. Kara Şövalye’nin beyazperdedeki ilk ciddi uyarlaması olan bu film hayranlardan geçer not aldığı gibi sinema tarihine de adını yazdırmıştı. Kostümler olsun, dekor olsun, kurgu olsun, müzikleri olsun 90’ların kendisine münhasır havasını son derece iyi şekilde yansıtıyordu. Filmde Keaton’ın Batman’inin başarısı bir yana efsane aktör Jack Nicholson’ın Joker performansı göz dolduruyordu. 1990 yılında Johnny Depp ile ilk defa bir araya geldikleri “Edward Scissorhands” hem eleştirmenlerden hem de seyirciden olumlu geri dönüşler aldı. Fantastik bir dünyada duygusal bir hikayeyi ele alan Burton’ın kendine has tarzı filme de yansıyordu. Johnny Depp ve Winona Ryder’ın kimyası ise elbette gözlerden kaçmamıştı. Video döneminde de oldukça popüler olan film Burton ve Depp’in daha pek çok projeye birlikte imza atacağının da sinyallerini vermişti.

İlk “Batman” filminin başarısı üzerine 1992 yılında “Batman Returns” ile kamera karşısına geçen Burton her ne kadar seyirciden olumlu geri dönüş alsa da kendi pek tatmin olmamıştı. Serinin üçüncü filminde ise kamera arkasına geçmeyeceğini açıklayarak Kara Şövalye ile yollarını ayırmaya karar verdi. (Batman’in üçüncü filminde sadece yapımcı olarak yer aldığını hatırlatalım) 1994 yılında yeniden Johnny Depp ile bir araya gelen yönetmen biyografik bir film olan “Ed Wood”u çekti. 1996 yılında ise bilim kurgu/komedi tarzında “Mars Attacks!” için kolları sıvadı. Dünyayı ele geçirmeye çalışan uzaylıların komedi yüklü hikayesi adeta ünlüler geçidi gibiydi. Jack Nicholson’dan Glenn Close’a, Michael J. Fox’tan Danny DeVito’ya, Natalie Portman’a kadar pek çok tanıdık isim bu keyifli filmde boy gösteriyordu. O sıralar henüz 15 yaşında olan Natalie Portman da bu yıllarda dikkatleri üzerine çekmeye başlamıştı.

1999 yılında ise yine fantastik bir öykü olan “Sleepy Hollow” için kamera arkasına geçen Burton’ın Johnny Depp ile olan ortaklığının doruklarında olduğu zamanlar tanımlaması yapılabilir. Kendine has karanlık atmosferi, gotik öğeleri ve tadında komedi unsurları ile filmografisine eşsiz bir film daha katmıştı. Bu film ile özellikle dekor, kostüm ve sinematografisi ile çeşitli festivallerde ödül yağmuruna tutulan film, Oscar yani Akademi Ödülleri’nden de eli boş dönmüyordu.

2000’LER VE YENİ DENEMELER

Milenyuma 1968 yapımı bilim kurgu-macera türündeki kült film “Planet of the Apes”in yeni bir uyarlaması ile giren Burton bu film ile eleştiri yağmuruna tutuldu. Kendi tarzından uzak ve orijinal filmin yanına bile yaklaşamayan film Mark Wahlberg, Helena Bonham Carter, Tim Roth gibi isimlerle ön plana çıkıyordu. Film genel olarak çeşitli festivallerden ödülle dönse de Tim Burton’ın hayranları tarafından “hayal kırıklığı” olarak nitelendirildi. Yetenekli yönetmen de bunun farkında olacaktı ki 2003 yılında kendine has üslubunu yeniden konuşturduğu “Big Fish” ile sahalara dönmüştü. Daniel Wallace'ın “Big Fish: A Novel of Mythic Proportions” adlı romanından uyarlanan fantastik drama film dört dalda Altın Küre'ye aday olurken Danny Elfman'ın eşsiz bestesiyle de bir dalda Oscar'a aday olmuştu. Film, yönetmenin 90’larda çektiği “Sleepy Hollow” veya “Edward Scissorhands” gibi sırtını gotik ve karanlık öğelere yaslamıyordu. Çatısını fantastik dramadan kuran film, ölüm döşeğindeki bir adamın gençlik zamanlarında çıktığı yolculuğu fantastik ve abartılı dilde anlatıyordu. Oyuncu kadrosu da parlayan filmde; zamanın genç yeteneği Ewan McGregor, Steve Buscemi, şimdilerin aranan yıldızı Marion Cotillard gibi yetenekli isimler bir aradaydı. Yapım, bir önceki filmi “Planet of the Apes”in başarısızlığını unutturduğu gibi çoğu eleştirmen tarafından yönetmenin başyapıtı olarak nitelendirildi.

2005 yılında Johnny Depp ile yeniden bir araya gelen ünlü yönetmen Roald Dahl tarafından yazılan ve 1964 yılında yayınlanan çocuk romanı “Charlie and the Chocolate Factory”nin uyarlaması için kamera arkasına geçti. Yakın zamanda kaybettiğimiz efsane oyuncu Gene Wilder’ın başrolünde olduğu 1971 yapımı uyarlama “Willy Wonka & The Chocolate Factory”den tam 34 yıl sonra çekilen bu yeni filmi çocuklar üzerinden büyüklere masallar şeklinde yorumlamak mümkün. Film elbette yönetmenin kendine has renkli fantastik dünyasını içeriyordu ancak karanlık yapısından hikaye itibarı ile uzaktı. Yine de küçük büyük hemen hemen herkesten geçer not almıştı. Yine aynı yıl yönetmen ilk yıllarına geri dönmüşçesine harikulade bir animasyonla seyirci karşısına çıkmıştı; “Corpse Bride.” Bu animasyon filmin seslendirme kadrosu yine Johnny Depp, Helena Bonham Carter, Christopher Lee gibi yönetmenin kişisel kemik ekibini barındırıyordu. Animasyon film seyircileri memnun ettiği gibi En İyi Animasyon dalında da Oscar’a aday olmuştu. Ancak Burton’ın asıl gotik ve karanlık tarzını özleyenler 2007 yapımı “Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street” ile tatmin olmuştu. Müzikal, korku ve dramayı bir arada harmanlayan film Burton’ın kemik tayfasını koruduğu gibi Alan Rickman, Sacha Baron Cohen gibi isimleri de eklemişti. Filmde bir hakim tarafından haksız yere Avustralya'ya sürgün edilen Benjamin Barker’ın hikayesi konu edilir.

2010 yılında vizyona giren “Alice in Wonderland” ise yönetmen için tehlike çanlarının çaldığını göstermekteydi. Film 2 Oscar kazanmış ve festivallerden ödülle dönmüş olsa da Burton’ın kemik hayran kitlesini pek tatmin etmemişti. Ardından 2012 yılında çektiği “Dark Shadows” ise yönetmenin artık Johnny Depp’ten vazgeçmesi gerektiğine işaret ediyordu. Fantastik komedi türündeki film genel anlamda olumsuz eleştirilerin hedefi oldu. Genel kitle de artık Burton ve Depp ikilisinin beraber çalışmaması gerektiğini düşünüyordu ki yetenekli yönetmen ilginç bir manevra yaparak biyografik dram “Big Eyes” için kamera arkasına geçti. Film, ressam Margaret Keane’nin gerçek yaşam öyküsünden dram yüklü kesitler içeriyordu. Amy Adams, Christoph Waltz gibi başarılı isimleri bir araya getiren film genel olarak olumlu eleştiriler aldı. Burton, 1994’te çektiği “Ed Wood”tan sonra ilk defa fantastik öğeleri barındırmayan bir biyografi ile seyirci ile buluşmuştu. Seyirciyi şaşırtan bu hamle çoğu eleştirmen tarafından doğru bulundu. Johnny Depp ısrarından vazgeçen yönetmen ustalık çağında kaliteli bir işe imza atmış oldu. Amy Adams’a En İyi Kadın Oyuncu dalında Altın Küre kazandıran film çeşitli festivallerden de ödülle döndü.

YENİ PROJELER VE KÖKLERE DÖNÜŞ

İnişli çıkışlı bir grafik sergilese de kabul etmemiz gereken şey Tim Burton’ın kendine has tarzını her filminde başarılı bir şekilde hissettirdiği. Usta yönetmenin kemik kitlesinin eleştirdiği, hatta eleştirmenlerin yerden yere vurduğu yapımlarına kulak tıkamadığı aşikar. Öyle ki “Alice in Wonderland” ve “Dark Shadows”un tatminsizliklerinden sonra dümeni doğru bir şekilde esneten Burton’ın geleceği iyi gören bir yönetmen olduğu açık. Öncelikle Johnny Depp ile en azından bir süre ara verdiği ortaklığı onu doğru yöne doğru götürecek gibi görünüyor. Ayrıca yakın zamanda vizyona girecek olan yeni fantastik filmi “Miss Peregrine's Home for Peculiar Children” Burton’ın özlediğimiz 90’lar tarzını yeniden yansıtacak izlenimi yaratıyor. Ve yine özlediğimiz bir karakter olan ‘Beetlejuice’un da ikinci film ile dönecek olması yönetmenin köklere dönmek istediğinin işareti olarak yorumlanabilir. Uçsuz bucaksız bir hayal gücü, birbirinden başarılı filmler ile karanlık, gotik ve pastel renkli dünyalar yaratan usta yönetmen 2000’lerdeki inişli çıkışlı durumunu düzeltecek gibi görünüyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR [0]