KUSURLU FİLM DEDEKTÖRÜ

THE BFG / MIDNIGHT SPECIAL

Manolya Darkız

@FkarayeL

BU YAZIYI PAYLAŞ

"İyi bir filmin kusurları olması gerekir. Hayat gibi, insanlar gibi" demiş ünlü yönetmen Federico Fellini. İnsan bazen düşünür de kelimelere dökemez ya, Fellini ben ne düşünsem zamanında hepsini söylemiş sağ olsun. Ben Manolya Darkız, nam-ı diğer kusurlu film dedektörü. Filmi beyazperde dışında hiçbir yerde izlemem, izleyenin de ne eleştirisini okurum ne de dinlerim.

 

THE BFG/2016

Bu ayın iddialı filmlerinden Roald Dahl’ın sevilen çocuk kitabından beyazperdeye uyarlanan Spielberg imzalı The BFG seyir zevkime uymadı. Gerçi ben bugüne dek bir kitabı gölgede bırakan bir filme daha rastlamadım. The BFG'de hikaye, bir gece kitaba adını veren "büyük dost canlısı dev"imizin Sophie'yi kaldığı yetimhaneden kaçırıp devler ülkesine götürmesi ile başlar. The BFG Sophie'nin kendisini gördüğünü farkeder ve eğer Sophie bunu insanlara söylerse kendisini yakalamaya çalışacaklarından korkar.

Çok geçmeden ikili çok iyi arkadaş olurlar. Sophie, The BFG'ye rüyaları yakalayıp şişelere doldururken ve geceleri çocukların güzel rüyalar görmesini sağlarken eşlik eder. Ve bir gün bu sevimli ikilimiz çocukları yemek isteyen diğer kötü devleri engellemek için ingiltere kraliçesinin de yardımını alarak devleri etkisiz hale getirmeye çalışırlar.

Filmde fantastik dünyanın sert kuralları çocuk masumiyetine karşı duruyor ancak ne okur bu filmden tatmin olur ne de izleyici. Dedektörüm 3 yerde sinyal verdi. 1-Film çocuklara mı, yetişkine mi hitap etmeli kısmında ortada kalmış. 2-Meselenin özünde gerçekçilik yok, Sophie ve dev görünürde çok iyi dost ama izlerken birbirlerinden hoşlanmadıkları hissi geçiyor izleyiciye, bu da son derece hikayeye zarar veriyor. 3-Spielberg senaryosunu akıcı bir kurgu, başarılı bir oyuncu yönetimi ve ustalıklı bir anlatımla perdeye aktarıyor ancak dedektörüm yan karakterlerde de sinyal verdi. Dev ve Sophie iyi olsun diğerleri önemsiz gibi düşünülmüş, yazık. Yine de bir Spielberg filmi ne olursa olsun izlenmelidir ama kitaplar da kitap olarak kalmalı.

 

MIDNIGHT SPECIAL/2016

Yaklaşık 4 yıllık bir aradan sonra Midnight Special ile geri dönen Jeff Nichols filmografisine vasat bir yapım eklemenin hüznünü yaşıyor. 35. İstanbul Film festivalinde filmi izlerken tam 6 yerde dedektörüm sinyal verdi. Genelde dedektör 5 sinyal verdi mi filmin ikinci yarısına pek şans vermem ama Jeff Nichols'un en sevdiğim filmlerinden ‘Sığınak’ın hatırına sonuna dek uyumamaya direndim.

Dedektörüm ilk olarak izlediğim salonun koltuklarının hepsinin aynı mesafede olmasına sinyal verdi. Önüme uzun boylu biri oturunca filmi nasıl izlediğimi siz düşünün. İkinci olarak dedektörüm filmin düşük temposuna bir sinyal verdi aldırış etmedim, üçüncü olarak nostaljik bilimkurgu seyrine odaklanmışken dram dozunun yüksek olmasına sinyal verdi ki dram dozu kaçınca değil genelde aksiyon dozu kaçınca abartılı sahnelerde sinyal verir. Bu filme has olduğunu düşünüyorum Darkız mekanizmasının.

Nostaljik bilimkurguya aile filmi ekliyorsunuz, yetmiyor gibi dramın dozunu yükseltiyorsunuz, olacak iş değil. Dördüncü olarak dedektör yaratıcı olmayan senaryoya sinyal verdi, bu nasıl senaryo tel tel dökülüyor. Hikaye; temelde güçleri olan bir çocuğun gözünden ışın çıkan fantastik bir kahramanın etrafında dönüyor. (Dönemiyor desek daha doğru olur)

Yetmezmiş gibi dedektör bir sinyal daha veriyor, Alton'un kaçırılma hikayesi tam bir fiyasko! Alton'un bir gücü var ama bu güç nereden geliyor kimse bilmiyor ya da ben önümdekinin boyu yüzünden kaçırdım. Dedektör son olarak ‘filmi izleme’ diye sinyal gönderdi, kapadım onu izlemeye yine ‘Sığınak'ın hatırına devam ettim.

Eğreti diyaloglar, klişeler, yanlış oyuncu yönetimi, yaratıcı olmayan kadrajlarla film devam etti, hayal kırıklığımın tarifi yok Manolya severler. Şimdi gel de büyük umutla Loving'i bekle. Film dolu günler dilerim.

 

 

 

YORUMLAR [0]