DÜŞ PERDESİ

SİNİR KRİZİ EŞİĞİNDE: ALMODOVAR SİNEMASINDA KADIN

Gökhan Gök

@gok_gkhn

BU YAZIYI PAYLAŞ

Almodovar sinemasının dişil bir damardan beslendiğini söylemek doğru olacaktır. Kuşkusuz ki sadece merkezine kadınları yerleştirdiği için değil; kadını kamusal alanda görünür kıldığı ve sinemada nesne olmaktan çıkarıp özneye, kaygıları, endişeleri ve dertleri olan bireylere dönüştürdüğü için de önemlidir. Kimlik sorunundan, cinsiyet bunalımlarına, insan doğasından tutkulara, arzulara, şehvete ve saplantıya kadar uzanan uç duyguları, göz alıcı bir renk paleti, melodram ve kitch unsurlar ile iç içe geçiren Almodovar sineması, yerleşik kuralları yıkan, cüretkâr ancak gelenekselin barındırdığı o naif söylenceleri de kapsayan bir bileşimden oluşur.

İspanya’da iç savaşın ardından, 1939’da başa geçen General Francisco Franco, 1974’deki ölümüne kadar ülkeyi faşist bir diktatörlükle yönetmişti. Bu süreçte her türlü sanatsal faaliyetler sansürlenmiş, cinsel kimlikler yok sayılmış ve baskıcı politikalar kamusal hakları perdelemişti. Madrid’de, geldiği 1968 yılında sinema eğitimi alma imkânı bulamayan Pedro Almodovar, 12 yıl boyunca bir telefon santralinde çalışmış, bu sırada 10 kısa film çekmiştir (1974-1980). Franco rejimi sonrasında, yaşanan faşist uygulamaların son bulduğu 70’li yılların ikinci yarısında, cinsel politikalarda yaşanan liberalleşme, La Movida akımının beslediği bedensel ve düşünsel özgürlük Almodovar’ın yaratım sürecinde önemli rol oynar. Ülkenin sosyo-politik ve ekonomik geçmişini rejimin ötekileştirdiği insanlarda ve görmezden gelinen, bahsi geçmeyen sokaklarda arayan Almodovar, yaşadığı toplumun gerçeklerini kendi süzgecinden geçirerek alternatif ve öznel bir evren yaratmayı başarır.

 

KADIN DAYANIŞMASI

İspanyanın yaşadığı travmatik geçmiş, ekonomik ve sosyal hayatın zorluğu, toplumsal ikiyüzlülük ve cinsellik tabularına adeta savaş açan Almodovar, özellikle kurumları ilk dönem filmlerinde topa tutar. Tabu görülen her şeye saldırır: Kilise ve eril dil hatta ülkenin simgelerinden matadorlar bile hedef tahtasındadır. Madrid’in varoşlarındaki bir grup gencin uyuşturucu ve cinselliği keşfettiğini anlatan ilk uzun metraj filmi “Pepi, Luci, Bom ve Diğer Sıradan Kızlar” yapı olarak biraz dağınık olsa da, yönetmenin daha sonra ustalaşacağı bir dizi kavramı barındırır: Bunlar arasında tecavüz, dönüşüm, aile, kadın dayanışması ve Franco atığı İspanyasının kalıntılarından maço eril dil öne çıkmaktadır.

Ataerkil yapının hakim olduğu mecralarda kadına yüklenen roller toplum tarafından normalleştirilmiştir. Böylece kadın olması gereken yerde değil, toplumun kendisine gösterdiği kısıtlı alanda var olmaya çabalar. Sinema içinde de durum farksızdır: Kadın ya kurtarılması gereken bir nesne, ya da cinsel objedir. Her iki durumda da kurban konumunda yer alması ve yardıma muhtaç olması Almodovar filmleri için geçerli değildir. Edilgen bir yapıdan etken bir yapıya geçiş söz konusudur. Almodovar’ın kadın karakterlerinin çağdaş İspanya sinemasında önemli bir rol oynamasındaki en büyük sebepte buradan kaynaklanmaktadır: Özgürleşen toplumun tüm heyecanı ve coşkusunu, geçmişin acıları ve kırılganlıkları ile aynı potada eriten Almodovar kadınları, toplumun kendilerine tahsis ettiği alanları, arada sürtüşmeler ve ihanetler olsa bile kadın dayanışması ile aşmayı başarırlar.

Volver (Dönüş) filminde Raimundo, çaresiz bir durumda iken kendisine bir grup için bir ay süresince öğle yemeği hazırlama işi teklif edilir. Ancak ilk günü çevirecek parası yoktur. Klasik bir Almodovar kadını olan Raimundo sokağa çıkar; diğer kadınlardan ödünç malzemeler ve borç alır. Tekrar fahişelik yapmaya dönen komşusunu işe alması ve çetrefilli aile sırlarının aynı süreçte çözülmeye başlamasından anlaşılabileceği gibi Almodovar kadınları ayakta durmaya çabalar ancak diğer kişilere asla gözlerini kapatamazlar, sorunları hasıraltı da etmezler. “Kika” filminde kendisine duygusal travma yaşamışsın diyen kişiye Kika “önemli değil, her zaman bir çaresi bulunur” diye cevap verir. “Sinir Krizi Eşiğinde Kadınlar” filminin sonunda kadınların tuhaf bir uzlaşı ile yeniden kaldıkları yerden hayata güçlenerek başlamaları ve eski umutsuzluklarını ardında bırakmaları da, “Annem Hakkında Her Şey” filminde hayatları altüst olan bir grup kadının birbirlerinden güç alması hatta “Yüksek Topuklar” filminde cinayeti gizlemeleri de kadın dayanışmasının önemli örneklerindendir.  Ancak burada önemli olan husus Almodovar kadınlarının, filmlerin sonunda sisteme uyum sağlama çabasına girişmemeleri ve ehlileşmemeleridir. Diğer taraftan net olarak kurban tanımlamasına da girmeleri mümkün değildir, hassasiyet istismar edilmez.

 

DİŞİL DÖNÜŞÜMLER, ERİL MÜDAHALELER

Transseksüelite Almodovar sinemasında bir değişim simgesidir. Bunu sadece cinsiyet değişimi olarak algılamamak doğru olmayacaktır. Almodovar, toplumun travmatik bir durum olarak gördüğü transseksüelliği önce yabancılaştırır, sonra da tartışılabilir bir zemine çeker. Yüksek Topuklar filminde hâkimlik yapan Dominguez, hem bir ana kuzusu hem tutkulu bir aşık hem de bir drag queen / travestidir. Dominguez karakteri üzerinden toplumun cinsiyet kalıplarının geçişkenliğine vurgu yapılır. Diğer taraftan eşcinsel rahipler, çocuk sahibi olan rahibeler gibi toplumun gözlerini kapattığı gerçekleri de ifşa etmekten çekinmez. Transseksüel karakterler de kadınlar gibi kendi varoluş çabaları içerisindedir. Bu açıdan kamusal alanda görünürlük sağlaması oldukça önemlidir.

Annem Hakkında Her Şey‘de iki travesti karaktere yer verir: Oğlunun yasını tutan Manuela’nın eski kocası Esteban ve onun arkadaşı Agrado. Toplumun azınlıklara uyguladığı baskı sonucunda yeteneklerini değerlendiremeyen Agrado, istemediği halde fahişelik yapmaktadır. Almodovar kadınları gibi çıkış yolu aramayı devam eder ve kurtuluşu bir tiyatro divası olan Huma’nın asistanlığını yaparak bulur. Ancak tiyatroda bile cinsel tacize uğramaya devam edecektir. Almodovar hınzırca travesti algısının göğüs–penis ikileminde sıkıştığını ve kişinin kimlik haklarının yok sayıldığının altını çizer. Agrado’nun oyunun iptal edildiğini bildirmek için çıktığı ve kısa bir gösteri yaptığı sahnede, geçirdiği tüm estetik operasyonların aslında olmak istediği esaslı kişinin bir bedeli olduğunu belirtir. Agrado, hayallerine ulaşmak için ödediği bedelleri esprili bir dil sayarken, Almodovar da toplumun bakış açısının köhneliğini ortaya dökmektedir. Manuela ile evli olduğu dönemde travesti olmayı seçen eski eşi Esteban ise filmin ikinci travesti karakteridir. Oldukça baskıcı ve eril kodlara sahip olduğunu öğrendiğimiz Esteban, Almodovar filmlerinde faşist rejimin bir uzantısıdır.

Yönetmenin, bu maço, eril dil ile birçok filminde sorun yaşadığını görürüz; çünkü kadınların hayatını zorlaştıran, onları yok sayan asıl sorun budur. Almodovar sıklıkla kullandığı tecavüz olgusu ile bunu açığa vurmaktadır. Tecavüz bedene yapılan cinsel bir saldırı olmakla birlikte, maço kültürün toplumun içinde kadına yaptığı müdahaleler olarak da yorumlayabiliriz. Pepi, Luci, Bom ve Diğer Sıradan Kızlar’da öykünün tetikleyicisi olan olay Pepi’nin tecavüze uğramasıdır. Aynı şekilde Kika, Konuş Onunla ve İçinde Yaşadığım Deri filmlerinde gerçekleşen, Matador ve Volver filmlerinde ise yarım kalan tecavüz girişimleri ile karşılaşırız. Pepi’nin tecavüz sayesinde cinsel uyanışa geçmesi, Kika’daki uzun tecavüz sahnesinde kadının rahatlığı, Bağla Beni filminde ise Marina’nın, kendisini esir alan Ricki’ye aşık olması gibi yüzeyde kadını aşağılayan durumlar ara sıra Almodovar’ın başını derde soksa da, asıl vurgulanan, kadının her koşulda güvensiz olduğu gerçeğidir.

İspanya’nın matador simgesi ile ulusal cinsel kimliğin maço bir söylemden ilerlemesi de yönetmenin dertleri arasındadır. Almodovar kadınları bu karaktere asla biat etmez, zaten başlarına tüm sorunları açan da bu kişilerdir. Kadın, hem kendisinin hem de diğer kadınların kurtarıcısıdır. Sinir Krizi Eşiğindeki Kadınlar filmi Pepa’nın “kendimi Nuh Peygamber gibi hissediyorum, terastaki kümeste tüm hayvan türlerinden bir çift olmasını isterdim” sözleriyle açılır. Kadın kurtarıcının müjdesi filmin başında verilmiştir. Kadınları ezen erkekler Almodovar filmlerinde barınamazlar, çoğu göründüğü ilk anda bir şekilde hikâye dışı kalır, çünkü O, kadınların ve yok sayılanların sorunlarını dert edinmiştir. Eril dili umursamaz, onunla gizliden alay eder. Neredeyse ortalıkta hiç erkeğin görülmediği Volver’da, tecavüz girişimi engellendikten ve sorun ortadan kalktıktan sonra kadınlar hayatlarını yoluna koymaya başlarlar. Bu noktada filmi erkeksiz bir ütopya olarak da okuyabiliriz. Matadorlar ise bu eril dilin en belirgin simgelerinden biridir. İlk döneminde çektiği Matador filminde ölüme karşı saplantılı bir itki duyan, eski matador Diego bir süre sonra cinayetler de işleme başlar. Ancak Almodovar, İspanya’nın karanlık dönemine atıfta bulunduğu matador imgesinin karşısına, kadın bir seri katil ve Diago’nun eşcinsel eğilimli öğrencisini çıkarır. Kurtuluşu yine kadınlar ve azınlıkta arayan yönetmen, kötülüğün karşısına dikilmek gerektiğini ima eder. Konuş Onunla da ise bu kez erkek dünyasında bir kadın kahraman yaratacak, onu Almodovar dokunuşları ile kutsayacaktır.

Almodovar kadınları tanımlarken onları pasif bir durumda bırakmaya özen gösterir. Tüm filmlerinde kadınlar çalışan ve ayakları üzerinde duran kişilerdir. Toplumun çeşitli katmanlarından kadınları mercek altına alır. Bir tiyatro divasından travesti bir fahişeye kadar çok sesli bir kadın dünyası temsil edilmektedir. Yanlış da olsa çoğu kez duygularının peşinden gitmelerini önemser. Kamusal alanın çizilmiş alanlarını ise alenen ihlal eder. Bir anlamda, İspanya’da sokağa çıktığınız zaman büyük ihtimalle bir Almodovar kadını ile karşılaşırsınız, bu umut belirten bir işarettir.

 

YORUMLAR [0]