OYUN VE BÜYÜ

SİNEMA VE MANİPÜLASYON (THANK YOU FOR SMOKING)

Hamit Uğur

droidyan

BU YAZIYI PAYLAŞ

            Jason Reitman'ın Christopher Buckley'nin aynı adlı romanından uyarladığı Thank You for Smoking / Sigara içtiğiniz İçin Teşekkürler filmi, uzman bir lobicinin dünyasına giriyor. Dev sigara şirketleri adına sigaranın zararlarının ortaya çıkmasıyla oluşabilecek maddi zararı engellemek için  bu konuda kafa karıştırma, oyalama görevini üstlenen Nick Naylor'u tanıyoruz bu filmle. Biz de filmin açtığı kapıyla bir lobiciye ve onun çalışma sistemine kabaca bakmaya çalışıyoruz.

            Başlayalım:

            Lobicilik açıkça “manipülasyonculuk” mesleğidir. Yani bir tavır, kanaat, kamuoyu oluşturmak için yapılan her türlü etkinliği organize etme, uygulama, propaganda yapma, tanıtma, kafa karıştırma, dikkat dağıtma faaliyetini yürütme işidir. Tamamen legal olan bu faaliyetleri genellikle sivil toplum kuruluşları, devletler, büyük şirketler yürütürler. Bazen çevre duyarlılığı için, bazen çocuk işçilere dikkat çekmek amaçlı, bazen fitne aracı olarak, bazen bilinmemesi gereken kirli gerçekleri örtme hedefli çok çeşitli amaçlarda lobi faaliyetleri yapılabilir. Filmimizin kahramanı Nick Naylor da sigara üreticilerini ve dolayısıya sigara içimini savunuyor.

             Şimdi siz “Sigara gibi pis ve hastalıklı bir şeyin savunulacak ne tarafı var ki?” diye soruyorsanız yanlış soruyu soruyorsunuz ve Nick Naylor'un tuzağına düşüyorsunuz demektir. Çünkü Nick de sigaranın savunulacak hiç bir tarafının olmadığını bal gibi biliyor. “Sigara güzeldir / sağlıklıdır.” diyecek olursa amacına ulaşamayacağını da...

            Doğru soru şu: Sigara gibi pis ve hastalıklı bir şey nasıl savunulur?

            Soruya cevap vermeden önce lobici olmak için gereken mesleki yeterliliğe bir bakalım:

            Farz edelim ki uluslararası bir firmayız ve bir lobici arıyoruz. İş ilanına ne gibi özellikler yazardık?

            Dinamik ve iletişimi kuvvetli,

            Hedeflerle çalışma motivasyonu ve başarma hırsı yüksek

            Yurtiçi ve yurtdışı seyahat engeli olmayan,

            Yoğun çalışma temposuna ayak uydurabilecek,

            Kişisel gelişime açık,

            Hitabeti yüksek,

            vesaire vesaire...

            Maalesef ne yazarsak yazalım bu şekilde aradığımızı bulamazdık. Çünkü bir kimsede bu özelliklerin tümünün olması bile lobicilik için asla yeterli değil. Çok daha özel bir yeteneğe ihtiyaç var.

            Nick, oğluna kendi mesleği hakkında bilgiler veriyor: “Ben bir lobiciyim” diyor. “Bunu herkes yapamaz çünkü bu, çoğu insanı aşan ahlaki bir esneklik gerektirir.”  İşte o “ahlaki esneklik” olmadan sigarayı, fok balıklarının katledilmesini, alkolü, petrolü, savaşları, terörü, silahları savunamazsınız. Aksi halde o “vicdan” denilen servet düşmanı devreye girer ve başınıza çoraplar örer.

            Çizgi filmlerin dışında hiç bir kötü karakterin “kötülük amaçlı kötülük” yaptığını göremezsiniz. Seri katiller dışında bu durumun gerçek hayatta bir karşılığı da yoktur.  Kahramanımız Nick Naylor da ne yaptığının gayet farkında ama yaptıklarını vicdani bir düzeyden çok rasyonel gerekçelere dayandırıyor. Ancak vicdan rahatlatmada aldığı referans önemli:

Nuremberg Savunması.

           1.Dünya Savaşı sırasında Almanlar ve işbirlikçileri tarafından işlenen korkunç suçların faillerinin sorgulandığı Nuremberg duruşmalarında, sanıklar, “aldıkları emirleri uygulamak dışında bir şey yapmadıkları” yönünde bir savunma yapmıştır. “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” misali bu yaklaşımın insan vicdanında iki rahatlatma kanalı vardır: 

            1- Aslında bu kötülüğü yapan kendisi değildir. Çünkü kişinin kendisine kalsa o suçu işlemeyecektir, emir dışardan geldiğine göre asıl suçlu kendisi değil, emri verendir. 

            2- Kendisinin değişitiremeyeceği ekonomik, siyasi, sosyal durumlar kişiyi bu emri alacak konuma getirmiştir. Eğer emirler yerine getirilmezse çok daha kötü durumlara düşülebilir (çoluk çocuk aç kalır, makam elden gider, itibar düşer, bir zümrenin çıkarı bozulur gibi ulvi bahaneler...) “Kader utansın.”dır.

            Nick de neden bu işi yaptığını açıklarken “Herkesin ödeyeceği bir ev taksidi var.” diyor. Nuremberg sanıklarıyla aynı savunmayı yapıyor. Çünkü yapmak zorunda. Aksi halde uyuyamaz. Her ne kadar Nick Naylor'un karakter yapısı başlı başına bir yazı konusu olsa da konudan sapmamak için buna pek giremeyeceğiz.

            Sigara gibi pis ve hastalıklı bir şey nasıl savunulur?

            Öncelikle ahlaki bir bozukluk olması gerekiyormuş, bunu öğrendik. Sonrası daha teknik.

            Lobicilik ikna faliyeti olduğu için, herkes tarafından güvenilir bir şeye dayanmak zorunda. Bunların ilki bilim. Yani günümüz dünyasında güvenilirliğinden şüphe edilmemesi hiç de bilimsel bir tavır olmayan bilimin güvenilirliği ilkesi. Matematik istatistik, gerçeklerden uzaklaştırmak için kullanılan, aslında soyut olan ama somut muamelesi yapılan bir araçtır. “Amerikan işgalinde Irak’ın % 20'si öldü.” dediğimizde ölenlerin insandan çok yüzdelik sınıfına giren soyut bir kavrammış gibi algılanmasını sağlayabiliriz. Türlü anketlerle ve oranlarla kafa karıştırabiliriz. Ya da filmde olduğu gibi  “nikotin ve akciğer kanseriyle olan ilişkisi” konulu bilimsel araştırmanın bir türlü bitmemesini sağlarız. Bilim, “Evet bir ilişki var. Nikotin akciğer kanserine yol açar.” demedikçe kimse aksini iddia edemez. (Çünkü bu hiç bilimsel değil.)

            Bilim, kafa karıştırmanın en bilimsel yoludur.

            Bir başka araç da yine kimsenin reddedemeyeceği temel ilkelerin içleri boş bir halde  kullanılmasıdır. Özgürlük, eşitlik, demokrasi, adalet  hatta barış gibi kavramlar aslında tam olarak neye göre ve kime göre olduğu belirlenmemiş kavramlardır. Ancak yine de bu kelimelerin gücü o kadar büyüktür ki kimse onların aleyhine bir duruş sergilemek istemez. Bu sebeple kullanması çok verimli kavramlardır. Nick Naylor asla “Sigara içmenin kanser yapabileceğini söylemez. “Nikotin ve kanser ilişkisi bilimsel olarak kanıtlanamadı.” der ve bilime tapanları susturur. Sigara içmenin bir “özgürlük” olduğundan bahseder. Konu özgürlükse kimsenin bunun sınırlarının ne olacağından bahsetmek istemez. Çünkü sihirli kelime söylenmiştir artık: Özgürlük. “Peki bu özgürlüğün  sağlık vergilerinde artışa neden olması, pasif içiciliğin zararı, doğaya ve çevreye zararı, sağlığımıza etkisi ne olacak?” desek. Olmaz. “Özgürlük var.”  Nick “Kimsenin size uzmanlık taslamasına izin vermeyin.” der.

            Bir başka araç da rol model üretmedir. Hiç şüphesiz ki kitlesel rol model üretme işi medya ve sanatın işidir. Bu sebeple medya ve sanatın kullanılmadığı bir lobi faaliyeti düşünülemez. Ünlü aktör ve aktrislerin nasıl aktivistlere dönüştüğünü bir düşünün. Yardım kampanyalarını, imzalı basın bildirileri yayınladıklarını... Nick de bu yöntemi es geçmiyor tabi ki.. Hemen Holywood'da kullanılmak üzere sigara içilen filmler üretmek için yollar arıyor. Sponsorluk karşılığında sigara içmenin havalı bir şey olduğunun anlatılması gerekiyor. Biliyor ki medya, haber bültenleri ve magazinlerle, tartışma programlarıyla istediği kişiyi parlatıp köpürtebilir, birkaç kuruş karşılığında bazı köşe yazarlarından istediğiniz yorumu alabilirsiniz. Lobicilik yoğun bir sanat ve medya kullanımı gerektirir.

             Barış ve Esenlik

             “Onlara, "Yeryüzünde bozgun çıkartmayın" dendiğinde, "Tam tersine, bizler barış ve esenlik getirenleriz" demişlerdir.”  Bakara/11

             Bu “barış ve esenlik getirme” argümanı da şu  anlama gelir: Biz sizin sandığınız kötü kişiler değiliz. O da şu şekilde kullanılır. Savunduğu şeyin zaten tamamen haksız olduğunu bilen Nick, savunmasını kendi argümanı üzerine değil, karşı görüşün argümanı üzerine kurar. Karşı taraftaki sevilmeyen, eksik yönleri bulur ve öne çıkarır. Bu şekilde bir nefret yönlendirmesi yaparak şuna ulaşır. “Sen haksızsan ben otomatikman haklıyım. Bu da benim doğru olduğum sonucuna varır.”

             Filmin açılış sahnesinde Nick, Tütün Araştırmaları Akademisi Başkan Yardımcısı sıfatıyla bir televizyon programına katılır. Programda sigara içtiği için kanser olduğu düşünülen bir genç ve sigara karşıtı çeşitli toplum kuruluşlarından kişiler hazır bulunmaktadır. Nick, sigarayı savunan tek kişi olarak sigaranın aslında terörize bir madde olduğundan hiç bahsetmez. Onun kullandığı argüman şudur: Sigara kuruluşları, sigara içenlerin kanser olmasını istemez çünkü bu onlara müşteri ve para kaybettirir. Kanserden memnun olacak birileri varsa onlar sigara karşıtı kurumlardır çünkü kanser vakası arttıkça, devletten çok yüklü miktarda yardım alır ve ceplerini doldururlar.”  Parayla ilgili küçük bir ima bile seyiricinin dikkatini dağıtmaya yeter. Üstüne Nick bir de 50 milyon dolar bütçeli, “Gençleri  sigara içmemeye ikna etme” kampanyası başlatacaklarını söyler ve seyirciyi yakalar. Halbuki böylesi terörize bir sektör için (yıllık ortalama 5.5 milyon kişi sigaraya bağlı sebeplerden ölüyor) 50 milyon dolar devede kulak bile değidir. Kendi çıkarını saklar ve şöyle der: Senin bu işte bir çıkarın varsa ben otomatikman haklıyım.

             Tehlikeli Sempati

             Lobiciğilin en etkin silahlarından biri de doğru sözlerin yanlış kişilere söyletilmesidir. Lobici tam da bu adamdır işte. Özenle seçilir ve çeşitli yollardan desteklenir. Medya, para, özel amaçla kurulmuş sivil toplum kuruluşları arkasındadır. Kendisini ve hedefini özel bir şekilde kamufle eder, sempati kazanır.

             Peki tılsım kitabı zannedilen Kur'an'da böylesi tehlikeli kimliklere karşı uyarılar yok mu? Elbette var.

             Kuran'da, manipülasyon ve lobicilik faaliyetleri  “ivec” terimiyle geçer. İvec, “hakkın ve hakikatin eğilip bükülmesi” anlamına gelir.  Bu terimin muhatapları doğruları öyle bir kullanır ki, araya sıkıştırdığı yanlışlar görünmez olur. Sanki bizdenmiş gibi görünür de yaptığı her şey bizim aleyhimize olur. Bütün “barış” söylemleri savaşa kapı açar. Hz. Muhammed, mücadelesini okuyup üfleyerek değil, karşısındaki bu akıllı düşmanlarla baş edecek bir rehber sayesinde kazanmıştır. Bu fitneci karakter yapısı, insanlığın sonuna kadar da var olacaktır. Bize düşen bu sempatik katillere dikkat etmektir:

             “İnsanlardan kimi var ki, batılda ölesiye direnen bir hasım olduğu halde, bu dünya hayatı hakkında söylediği söz senin hoşuna gider ve kendi kalbindekini de Allah'ı şahit tutar.  Eline yetki geçtiği zaman da yeryüzünde fesat çıkarmaya, insanın ürününü ve neslini yok etmeye çalışır: Ama Allah fesadı sevmez.”  Bakara 204 /205

           

           

YORUMLAR [0]