MEDYAHOMUNCULUS

SİNE-RETROSPEKTİF (BRONENOSETS POTYOMKIN)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

Akıl, dil, güzellik üzerine yapılan filmler insanı biraz daha serbest bırakırken; adalet, bilgi, varlık, doğruluk kavramlarına ait filmler seyredenleri kitlelere dönüştürebiliyor. Birdenbire görüngeyle çarpışan insan, hem kendine, hem de olması gerektiğine bürünüyor.

Belleğin bir göz kaydırağından eşya aldığı bilinir. Bu nevi alışveriş, bir diğer filmin tahakkümüne giresiye kadar sürer. İnsanlar arasında “-büyüyünce benim oğlum da amcası gibi- elbette halası gibi olacak benim kızım” baskılarıyla kum torbasına dönüşmüş kafalara ne kadar tefrika girse azdır. Bu ihtiyaca(!) binaen, filmlerle insanlara dayak atılmaya devam edilir.

            Bir de patlayacak bir mısırı bile olmayan çekmecesi boş, yani izan dediğimiz hasletten uzak birtakım insanlar da vardır ki, işte onlar ellerinden hayatları alınsa, sadece yakınları duyar. Yani ölüme giderken bu yol nereye çıkıyor? diye sormayacak kadar ontolojik kuşkulara girmemişlere -boynun kılıcıma göre- deyince, onlar daha bir seviniyorlar. İşe yaradığını zannetmenin antinomisi bu olsa gerek. Soru sormayı günah sayan insanların belki de suiistimal edilmesi sevap sayılabilir. Elbette durumun vahametinden taşlamayı abartmış olduk. Bir sıhhat için bilgilenme gerek. İmtiyaz içinse sadece soru sormak...

            İşte 1900’ün başlarından beri soru soran yönetmenler; çekmecesinde mısırı olan, çıkmaz sokaklarda yakalanmayı sevmeyen filmler de çekmeye çalıştılar. “Potemkin Zırhlısı” (Bronenosets Potyomkin) bunlardan bir tanesi. 1925 yılında gösterime girmesine rağmen, Türkiye’de 1927’de seyredilebilmiştir. 1920’de kurulan Mosfilm tarafından yapılan bu filmin yönetmeni elbette önemlidir. Rusya doğumlu Sergei M. Eisenstein. Filmi 27 yaşında ve üç ay içinde, Sovyetler Birliği tarafından özel bir istekle devrim filmi olarak çekmiştir. Yani ısmarlama bir filmdir. Bağımsız bir sanat ürünü olması mümkün müdür? Sosyolojik açıdan evrensel sayılabilmesi için daha başka şeyler de gerekiyor mudur?

            Eisenstein, Proletkult Tiyatrosu’nda mekan ve kurgu darlığından çok sıkılmış olacak ki, (editing) kurgu ve montaj alanında bu filmle büyük bir atılım sergilemiştir. Tekniğe, estetik etki yöntemleri de vererek belki de insanın belleğine giden kaydırakları vakıf mülkü yapmaya çalışmıştır. Gözleri misafir eden filmler, bir tünelde akıl gözü muayenesine tabi tutulurlar. Frantz Fanon’un, (The Wretched o f the Earth) “Yeryüzünün Lanetlileri” adlı eserinde ifade ettiği gibi; “Artık politik eğitim, zihinleri açmak, uyandırmak ve zekalarının doğumuna olanak sağlamak anlamına gelir; Cesaire’nin dediği gibi, bu ‘ruhları icat etmektir.’ Kitleleri politik olarak eğitmek, politik bir konuşma yapmak anlamına gel(e)mez. Kitlelere her şeyin kendilerine bağlı olduğunu amansızca ve tutkuyla öğretmeye çalışmak anlamına gelir”

            Tüm eşitsizliklere ve farklara rağmen her filmin politik bir yanı vardır. Lakin politik olanı kişisel ve kültürel olanın içinde yaymak, burjuvazinin ayrımcılığı yüzünden pek de mümkün olamamıştır. Kültürel etkileri politik ve ekonomik ilişkilerden ayrı olarak okumaya yönelik bir eğilim tamamıyla kültür emperyalizmidir. Potemkin’de de çok sayıda menşevik sosyalist, devrimci ve anarşist vardı, dolayısıyla ayaklanma yetkin bir önderden yoksundu. Bu, bir çeşit ihtiyaç olan kurbanın doğumuydu. Üçüncü Sinemanın öncülerinden olan Sergei, devrimci mücadeleler bağlamında kuramcı olarak çalışmış ve bu çabası 1917 ile 1930’ların sonu arasındaki devrimci çalkantıyla biçimlenmiştir. Halkın içinde yer alan askerleri, işçileri, kadınları, çocukları ve onların isteklerini zaman ve mekana yaymış ve bir filmin uzamsal gücünü, sinematografiye yerleştirmiştir. Aslında Sergei kendisinden sonra çekilen filmler için “zemberek” olmuştur. Film ile izleyici arasındaki diyaloğa yönetmen müdahildir.

Sinemanın tiyatrodan arınabilmesi için, teknik aşamada bir hayli ilerlemiş olan “Potemkin Zırhlısı” filmi; 1905 Rus Devrimi’ni, tarihte yer alan “Potemkin Zırhlısı Ayaklanması” başlığından yola çıkarak, “Oniki Havari” adlı Potemkin’e benzer, sabit duran bir zırhlı gemide çekilmiştir. Bu filmde gemi Çarlık rejimiyle yönetilen devleti, deniz yazgıyı, Kaptan  Çar’ı, mürettebat ise zorluklarla çevrili halkı, emir veren ve işkence edenler; Çar yanlılarını da devlete peşkeş çeken iki yüzlüleri simgesel olarak anlatmıştır. Sessiz çekilmesi hasebiyle de seyirciye yetki vermiştir. Yalnız göz ardı edilmemesi gereken şu olmalıdır: “Grev, miting, ayaklanma olmadığında milletin orağı ve çekici, devlet tarafından silah olarak kullanılmaya devam edecektir” görüşü yanlıştır. Çünkü zorbalığı, zalim davranışlarla ortadan kaldıramazsınız. Yani gemideki işçiler “-Bize yapılan muamele insanca değil. Kurtlu et yiyemeyiz, düzgün yatakta yatmalıyız, sınırsız çalışamayız, dinlenmeye ihtiyacımız var” dedikten sonra, şiddetli öfkenin sonucu olarak karşı tarafı yani devleti temsil edenleri öldürmemeliydiler. Gerçi filmi izleyenler şunu söyleyecek: Haksızlığa uğrayan kişiye diyet serbest değil midir? Ya da Kaptan ve avanesi mürettebatın üstüne yelken bezini atıp, hepsini kurşuna dizmek istemiştir. Canı alınmak üzere olanın başka ne yapması beklenir? Yine de toplumsal sorunların çözümleri bu kadar pratik şiddete dayanmamalıdır. İnsanın itaatkar özelliğinden faydalanarak, kitleleri bezelyeye dönüştürmemek gerek. Akıl ve irade her insanın kendisinindir. Kendi eliyle kendi boğazını sıkmak ancak başka kişilerin sözüne hemen inanmakla mümkündür.

            Film, üç aslan sekansıyla çekilmiştir. Önce uyuşuk, habersiz şekilde yatan aslan vardır. Sonra hafif doğrulan, sorgulayan ve daha sonra da  dikleşen ve  isyan eden aslan. Film beş bölümden oluşur." İnsanlar ve kurtçuklar", "Limandaki dram”,  "Ölü bir adam adalet arıyor", "Odessa merdivenleri", "Filo ile randevu". 1. Bölümde; kazanlarda borş çorbası içen halka kurtçuklu et verilir, çünkü çalışanın insan yerine konmayıp köleleştirilmesi Çarlık rejiminde serbesttir. Genç bir denizci subayın tabaklarını yıkarken üzerinde "Bugünkü rızkımızı da veren Tanrı’ya hamdolsun" yazısı bulunan tabağı kırışını üç ayrı açıdan yaptığı çekimlerle kurgulayarak vermiş ve 4-5 saniyelik eylemi 9-10 saniyeye çıkararak etkisini güçlendirmiştir. Böylece aslanın ontolojik soru sorma vakti gelmiştir. Başa gelenlere dil ile müdahale Bolşevik denizci Vakulinchuk tarafından olmuş ve gemideki ekip protesto yapmıştır. Filmde onun için şöyle denir: “Gemide ilk isyan eden oydu ve kasabın eline düştü!”

  1. Marx’ın dediği gibi “Kapitalist, aklı başında bir cimridir.” Sinema da kapitalist eğilimlerden uzak kalabilmelidir. Filmin başında kayalara çarpan Karadeniz’in acar dalgaları Rusya’nın çalkalandığını, kurtlu etle Rusya’nın çürüdüğünü anlatır. Denizcilere gerilen branda onlara reva görülen kefen çatısını, yaşam haklarının olmadığını anlatır. Subayların isyanla denize dökülmesi sonucunda Vakulinchuk vurulur. Filmde Vakulinchuk'un cenazesinin Odessa'ya getirilmesinin ardından, tutulan yasın özgürlük kararına yaptığı yatırım gösterilir. Halk bu efsanevi kişinin ölüsüyle bir kitle halinde merdivenlere koşar. Daha sonra da yıllarca unutulmayan görüntüler gösterilir.

Odessa merdivenleri sahnesinde, Çar’ın Kazak askerlerinin nizami olarak basamaklardan inerken bile; çocuk eli, insan bacağı, kadın kolunu önemsemeden silahlarıyla sivil halkın üzerine yürümesi çok önemlidir. Çapraz kamera kullanılarak, askerler ve halkın her ikisi de gösterilir. Paralel kurgu sistemini kullanmıştır yönetmen. Montaj, Sergei’in de dediği gibi bir çarpışmadır. Bu fenomenolojide “emir demiri keser” tavrı; kardeş, millet kavramını yerle bir eder. Zafere yaklaşmak isteyen halkın umudu yıkılır, elinden anahtarlar alınır. Kadın çocuk demeden –merdivenlerde- sivil halk acımasızca öldürülür. Merdiven hayatın zorluklarını anlatan bir imgedir. Burada hafızadan çıkmayacak olan bebek arabası, öldürülen erkek çocuk ve annesi, doktor kadının gözlüklerinden vurulması sahnesidir. Kazak askerleri sanki arkalarında Tanrıları var gibi insanları ezerek ileriye doğru ilerler.

Burada o kadar silah kullanılmıştır ama hala merdivenler sapasağlam kalmıştır. Bu konu Sergei tarafından ihmal edilmiştir. Bebek arabası 47. dakikada merdivenden aşağıya kaymak üzeredir, anne onu yukarı doğru çekerken bir kurşunla vurulur ve bebek arabası merdivenlerden düşer. Bu durum devrimin içeriğini tam anlamıyla sunar. “Kayıplar olsa da, birbirini savunduğun şey için bırakmayacaksın, ta ki bebeğin bile olsa” imajı öyle hiç de kolay bir gönderme değildir. Ailesini, canını feda ederek başkalarına hayat vermeye çalışmak, yüzde yüz savaşın yeryüzüne ömür boyu yerleşmesi değil de nedir? Sergei bu merdiven sekansını bir resimden etkilenerek düşünmüş, bunu çekmek için merdiveni sürekli inip çıkmış, elinden düşürdüğü bir şeyi izlerken halkın öldürülüşünü hayal etmiştir. Dram afyon sayılsa da bu acıyı herkese izlettirmelidir. Öyle gerçekçidir ki, herkes tarihte bu olay var sanır. Odessa da Rusya’nın kurtuluşu için önemli bir yerdir.

            Beşinci bölümde ilginç bir mutlu sonla film biter. Aslında bu kadar şiddetten sonra halktan yana hiç bir iyilik olmayacak hissine kapılan seyirci bir anda ciğer ve mide rahatlamasına sahip olur. Çar, Potemkin Zırhlısı'nı yakalamak için bir filo gönderir. Ama o yön değiştirerek saldırı yapmaz ve silahlar susar. Barış, nice insan canı alarak eninde sonunda gelmiştir. Tamam anladık. Barışın bile bir bedeli vardır. Ama böyle mi olmalıdır? Göstergeyi izleyen bizler şunu bildik ki, barış da kan emicidir. O zaman savaştan farkı yoktur. Sessiz filmin tek rengi gemide dalgalanan kırmızı bayraktır.

            Sinema retorik dilini çok iyi kullanır. Ama retorik sanatına girmeyen beş şeyden biri işkencedir. Bunu Aristoteles “Retorik” adlı eserinin birinci kitabın 14. bölümünde “Başkalarına yapılmış kötülükten daha kötüsü, daha kötü eğilimce kışkırtılanıdır” şeklinde
anlatır. Sinemada bu durum, hedonist yönetmenlere karşı sadist yönetmenler ayrımını da oluşturmuştur. Sanatın bu dalını narsist akıldan korumak gerek. Gerçi şunu bilmeliyiz ki; sanat apayrı bir yasayla yönetilir. Sanatsal düzlemde inandırıcılık ve gerçeğe benzerlik derin bir kurguyla mümkün olur. İmge; ideolojik, estetik, bilgisel alanı tehdit etmemelidir. Yani her politik filmle yeni bir savaş başlamamalıdır.

Yaratıcı hakikatle sadeleştirilmiş kurgu, bütün filmlere sirayet etmiş midir? Maddeci estetik ile ideal estetik sinematografide pek de dost olmayacaktır. 1920'lerde sinema, tüm dünyada ayak takımının eğlencesi olarak görülür ve entelektüeller tarafından yerilirken bizzat "Sinema bizim için sanatların en önemlisidir" diyen Lenin'in desteğiyle dünyanın ilk sinema okulunu Sergey Ayzenştayn açmıştır. Japon Kabuki tiyatrosu üzerine çalışmış, Lev Kuleshov'dan pek çok etkilenmiş, David Wark Griffith’in yaptıklarını araştırmıştır. Babası mimar olan Sergei aynı zamanda mühendistir. Mesleği filmlerine çok yardımcı olmuştur.

       “Potemkin Zırhlısı” 1958 yılında  “bütün zamanların en iyi filmi” seçilmiştir. Türkiye’de tekrar 1998 yılında İstanbul Film Festivali’nde gösterilmiştir. Atilla Dorsay "100 yılın 100 filmi" kitabında bu filmden; “Sinemada bir devrim ya da bir devrimin sinemaya yansıması” olarak bahseder. Bu film birçok ülkede yasaklandığı gibi, kıyım ve şiddet sahneleri yeniden düzenlenerek 2004 yılında vizyona sokulmuştur. Filmin orijinal müziklerini E. Meisel yirmi günde yaptı. Sansür sorunları çıkınca tüm şarkıları M.A. Schlingensiepen yeniden besteledi.

            Hilenin sanata karıştığı çağımızda adil olan da dürüst bir retorik sergilemeyebiliyor. Gözlemleme yetimizin inandırma yollarını iyi araştırması dileğiyle… Ne demiş Diderot: “Böyle bir olay hiç görmedim ama varmış demek.”

 

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)