B+HORROR

ŞEYTAN’IN REDDETTİĞİ KASABALAR-3

Burak Bayülgen

@BBayulgen

BU YAZIYI PAYLAŞ

Slasher ve Neo-Slasher Filmlerinde Gelişim ve Değişim İçeriği

  1. NE DEĞİŞTİ?

                 Bu noktaya kadar biner karşıtlığın birbirine geçişkenliği hakkında konuştuk. Bütün buraya kadar tartıştıklarımız klasik slasher döneminin ana problematikleriydi. Şimdi ise özellikle Scream’den sonra boy gösteren neo-slasher’lardaki değişim gerekliliği hakkında konuşacağız. Bir önceki bölümde yarma ve yarılmayı biner karşıtlığa tekabül eden bir metafor olarak ele almıştık. Neo-slasher alt-türünde yarma ve yarılmayı bir kez daha karşıtlıklar arası geçiş metaforu olarak almaya devam edeceğiz.

                 Scream, daha önce de örneklendirdiğimiz Max ile aynı tartışmayı sürdürüyordu, fakat apolitize edilmiş gençlik için önerilen cezalandırma sistemi artık geçerli değildi çünkü gençlik, ailelerine de dayanan bir politik rol edinmeye başlamıştı. (“Başlamıştı” demeyi politikleştirme süreci henüz tamamlanmadığından ötürü tercih ettim.) Eğer apolitize edilmiş gençliğin bakışı flaneur’den kem göze dönüşüyorsa, buradan itibaren bu kem göz, daha önce gözlerini türlü meselelere bu şekilde dikmemiş bir politik kem gözdür. Esrarengiz huzurun mekanı olan banliyöler, ebeveynlerin kendilerini özgür seks, uyuşturucu ve rock’n’roll gibi geçmiş pişmanlıklardan soyutlamaya çalıştığı, sorumsuzluğun yeni bir yerleştirme/yerleştirilme biçimi kazandığı yerlerdi. Politik kem gözün direkt bakışı, aynı zamanda kendine ve kendi farkındalığına da kem gözle bakışın önemini vurguluyordu. İlk etapta politik kem göz bireyin çevresine; daha sonra çevreden bireyin kendisine doğru yönleniyordu. Bu bakışın sırası önemlidir çünkü bireyin kendisinden değil, çevreden bireye doğru yol alıyordu. Şimdi, tıpkı taşralının kapitalist düzen tarafından yarılması gibi, gençler de yarılıyordu. Scream’de, platform apolitik/politik olmak üzere ikiye bölünmüştü. O halde kapitalizm ne istiyordu? Apolitize edilmiş gençlik, kapitalin gelişmesi için kendi ebeveynlerinin sahip olduğu hiçbir şeyi sahiplenmemeliydi. Eğer 60’ların nostaljisine kapılırlarsa, kapitalin “bilinmeze” doğru olan dönüştürme süreci başarılı olmayacaktı. Kuşkusuz kapitalizm değiştirmek ve dönüştürmek istiyordu ama neo-slasher’lar bu değişimin ne getireceği ve nasıl sonuçlanacağı hakkında oldukça kararsızdı. O halde esrarengiz banliyölerin küllerinden dirilen bu kararsız ve muğlakta kalan gençlik, “değişimin” kendisine; ne yapacaklarını ve nasıl sonuçlanacağını bilmeden bir tepki gösteriyorlardı. Kendilerini “güvenli” ve “güven duyulabilen” bireyler haline getirebilmek için ebeveynlerinin nostalji sevdasından ayrıştırmışlardı. Bakışlarını flaneur’den kem göze çevirdikleri vakit, bu çevresel ve bireysel kem göze uygulanabilecek politik bir metot kazanmaya başlıyorlardı. Kapitalizmin ebeveyn nostaljisine fırsat vermeyen yönünü kabul etmişlerdi ancak bu politik kem gözün hem kendilerini hem de çevrelerini nasıl değiştireceği hakkında herhangi bir fikir sahibi değildiler. Yarma/yarılma metaforunu kendi üzerlerinde uyguladıkları vakit, hangi biner karşıtlığı doğuracaklarını bilmedikleri halde artık yarma eylemi kendi ellerine geçecekti. İşte bu yüzden neo-slasher’ları resmen tamamlanmamış ve tamamlanamayacak bir möbius şeridine benzetebiliriz. Scream’de ebeveynlerin utanç dolu mazisinin aklanma süreci, “değişimi” bireysel farkındalığa dönüştüren; aynı zamanda bireyin kendini sinirli, politik ve muğlak bir durumda bulduğu bir dönüşüm sürecidir. “Baba” ve “anne” figürünün eksikliği, tüm sorumsuzluklarına rağmen yeniden ideal bir anne ve baba yaratır. Niyetleri (1) politik olarak doğru bir aile sistemi ve (2) partileyen gençlerden ziyade, (yine de) kapitalizmin hegemonyasında değişimin ve dönüşümün yapı taşları olan gelişmiş bireyler yaratmaktır. Aile değerlerini çevrelerine kem gözle bakarak düzeltirken (kem gözün ideal aile kavramını yok eden tüm nesnelerini yok ederek) politik bir statü kazanırlar. Kendi farklındalıklarına vardıkları andan itibaren de her şeyi; kendi sonlarını da hazırlayan taze, adanmış kapitalistler olaraktan otomatikman değiştireceklerdir. Marshall Berman’ın Katı Olan Herşey Buharlaşıyor’da belirttiği üzere değişim süreci bitmeden kapitalizm kendini yok edemez. Dünyanın en gelişmiş bölgelerinde bile tüm bireyler, gruplar ve topluluklar sürekli olarak kendilerini yeniden inşaya zorlanıyorlar; bir an durdular mı, ne olursa olsunlar, süpürülüp atılırlar. (BERMAN, 78) Gençlerin ölümü, “aile”, “huzur” ve “sevgi” gibi temel kavramları sabitlemek isteyen değişim sürecine tamamen hakim o-l-a-m-a-d-ı-k-l-a-r-ı noktada, bu tamamlanmamış politizasyonun simgesi olan möbius şeridini pekiştiren yer ve zamanda gerçekleşir.      

4.1 BU YENİ İÇERİK TAŞRALI NEO-SLASHER’LARA NASIL ADAPTE EDİLİR?

                 Neo-slasher filmleri genelde “başlangıç” ve “remake” olduklarından ötürü, möbius şeridi gençliğe ve kapitalizme olan tepkinin resmileşmesi açısından daha da etkilidir. Buradaki içerik, kapitalizm uyumu bozana dek her şeyin güzel ve dokunulmamış olduğu yerde başlar. Dünyevi terimlerle konuşmak gerekirse, Amerikan kültürü vahşiliğe karşı büyük bir antipati gösterir. Vahşi alanları gelişim, ongunluk ve güç olarak betimler. (SOLES, 5) Yine de bu ongunluk dünya geneline yayılmış olan sağlık, hijyen ve bakım gibi gereklilikleri resmiyete sokamaz. Hem ekonomik hem de çokça insana yaşam kaynağı olan kesimhaneler şehir tarafından hijyenik olmayan koşullarda et üretildiği için mühürlenmiştir. Bir yaşam kaynağı kesilmiş ve suç kapitalizmin bireylerini güya korumasına atılmıştır. Aslında bu taşrayı değiştirmek ve dönüştürmek için atılan adımların ilkiydi ve bu değişim asla son bulmayacaktı. Binlerce kent mahallesini otoyollara ve park yerlerine ya da Dünya Ticaret Merkezlerine ve Peachtree Plazalara ya da terk edilmiş, yakılıp yıkılmış bozkıra dönüştürdü. Buralarda ironik biçimde, yeniden ot bitmeye başladı. Evlerinde kalmaya çalışan küçük gruplarsa, yeni yerlere taşındılar ya da 1970’lerin alışılagelmiş “şehirdeki başarı öyküleri”nde olduğu gibi eski kimliklerinin süslü, antikalaşmış parodilerine dönüştüler. (BERMAN, 78) Taşralı vatandaşlar, kapitalizmin değişiklik önerisinin kısır döngüden ve onlara ne getireceğinin belirsizliğinden başka hiçbir şey sunmamasından ötürü temsil dahi edilemiyorlar ve bu değişiklikten herhangi bir kar sağlayamıyorlardı. Bu dünya pazarı yayıldıkça değdiği her yerel ve bölgesel pazarı yok eder. Üretim, tüketim ve insan ihtiyaçları giderek uluslararası, kozmopolit bir nitelik kazanır. İnsan arzularının ve taleplerinin kapsamı, giderek çökecek yerel pazarların kapasitelerinin çok ötesine ulaşır. (BERMAN, 91) The Texas Chainsaw Massacre: The Beginning’de (Jonathan Liebesman, 2006) bu düzene karşı çıkmanın tek yolu yolcuları bir yiyecek kaynağı (en temel ihtiyaç) olarak avlamaktır. Kapitalizmin önerisi eğer taşralıyı modern şehirliye dönüştürmekse, o zaman mekan daha da kendi içine kapanır. Bu durumda av konumuna düşenler sadece yolcular değil, bir devletin tüm vatandaşlarıdır. İşte bu durum, yüzeyi daha da karmaşıklaşacak olan möbius şeridinin başlangıç noktasıdır. İlk etapta kendi varsayımlarına göre, savunma, tepki ve cinayet resmileşir. Buradan sonra ise ister demokratik olsun, ister olmasın, dokunulmuş ve dokunulmamış olan biner karşıtlığı aşacak olan politik kem göz de resmileşir. Artık flaneur’ün bakışı yaşam ihtiyaçlarını karşılayan her şeyi tehdit eden bir bakıştır ve açıkalanamayan, kararsız ve vaat edilemeyen geleceğin resmileşmiş halidir. Değişimin yeniden yapılandıracağı şey hem yaşam şartlarında hem de politik bir söylemde belirsizdir. Yolcuların davranışları ne kadar demokratik olursa olsun, ve ne kadar savaş karşıtı söylem geliştirirse geliştirsin (mesela Vietnam Savaşı’ndan kaçmak gibi) öyle bir kem göze bürünürler ki açıklanamayan kazanç, açıklanabilen, sağlam bir kardan daha da tehlikelidir. Değiştirmek ve dönüştürmek üzere devreye giren kem göz, bir gelecek vaadinden nem almaktadır; yani kafası karışmış olan gençlik bir kesimhanenin kapatılmasından bile daha tehditkardır. Anlaşılabileceği üzere kapitalizm değiştirmek ve dönüştürmek için oldukça hevesli ve ısrarlı ama yerine ne koyacağı üzerine oldukça kararsızdır, tıpkı kesimhaneyi kapattıktan sonra bireyleri daha da beter bir durumda bırakıp gitmesi gibi. Neo-slasher içerik demokratik manzaranın bir kurtuluş yerine daha da kurban statüsü yaratmasından ötürü oldukça muğlaktadır ve cinayetin ve vahşetin resmileşmesi, dokunulmamış bir mekanın değiştirilmek üzere olmasından ötürü ancak yine kendine döner; yani burada şu ya da bu kişi değil, herkes kurbandır. Bir zamanlar alın teriyle kazanırlarken, şimdi işkenceyle kazanmaktadırlar (yamyamlık da cabası) ve bu bir değişimdir. Bir zamanlar gençliğin kem gözü politik bir yapı barındırırken, şimdi işkenceciler kendilerini kurban yerine koymuşlar ve aynı zamanda gençleri de kurban etmişlerdir ve kuşkusuz bu da büyük bir değişimdir; yüzey devamlı değişmektedir ve tepki ve savunmanın da değişmesinden anlaşılabileceği üzere değişmeyen tek şey bu möbeus şeridinin değişken ve kısır bir döngüye sahip yüzeyidir. Neo-slasher içerik, sadece işkencenin ve tepkinin resmileşen yüzünü gösterir ve bu döngüde bu savunma mekanizmalarının haklılığını ön plana çıkarır. Geçmişin gözünden bakıldığında (başlangıç temalı filmler) günümüz kapitalizminin halen aynı içeriğe sahip olduğu gözlemlenir. Klişeler sadece yapısal değil, aynı zamanda sırtını hem geçmişe hem de geleceğe dayayan gerekliliklerdir. Neo-slasher’ların başlangıç filmleri, bugünün konjonktürüne hem gelecek hem de geçmiş olarak bakabilen ileri görüşlü filmlerdir.

SONUÇ

                 Bu makaleye klasik slasher filmlerinin otobanların ötesini merak eden, bilinmeyen, şehir insanlarına otantik gelen klasik bir dokuyla başladık. Manzaraya ve taşralıya bakış, flaneur’den ziyade gözetlemeyi de seven apolitik bir bakış ve kem gözdü. Daha sonra, özellikle Scream’den sonra neo-slasher içerik katı bir politik kem göz kazandı ve “aile” gibi temel kavramları idealize etme amacıyla yola çıktı ama aslında bu idealize ediş süreci tamamlanmamıştı ve tüm bu kavramları yaratırken aslında sadece kendi kendilerini yeniden yarattılar ve hiçbir şeyi çözüme kavuşturamadılar. İşte bu yüzden bu içerik bir möbeus şeridini gündeme getirdi ve taşralı slasher’lara uyarlanırken bile aynı kaldı. Taşra için en tehlikeli olan şey, değişim öneren ama ne önereceği konusunda kararsız olan fikirlerdi. Möbius şeridi yeniden gündeme gelirken, nesne olan kurbanın statüsünü, işkencenin öznesi haline getirdi. Ne kadar işkence yaparsan, o kadar kurban olursun ve gençler ne kadar demokratiklerse, bir o kadar daha kurbandılar. Bu filmler ileri görüşlüydü çünkü kapitalist konjonktürde süje ve fabula olarak hem bugüne, hem de geleceğe ışık tuttular.  

KAYNAKÇA:

Soles, Carter: Sympathy for The Devil: The Cannibalistic Hillbilly in 1970's Rural Slasher Films in Ecocinema, http://www.public.asu.edu/~petergo/courses/eng655/Ecocinema-SympathyDevil.pdf

Rust, Steven, Salma Monani, Sean Cubbit: Ecocinema Theory and Practice, Routledge, 2013.

http://www.nj.com/entertainment/movies/index.ssf/2011/10/slasher_films_that_went_country_in_the_70s_are_getting_new_life.html

Clover, Carol, J: Her Body, Himself: Gender in The Slasher Film in Misogyny, Misandry and Misantrophy, University of California Press, 1989. http://publishing.cdlib.org/ucpressebooks/view?docId=ft809nb586&chunk.id=d0e4713&toc.depth=1&toc.id=d0e4713&brand=eschol

Clayton Wickham: Style and Form in The Hollywood Slasher Film, Springer, 2015.

https://books.google.com.tr/books?id=MmPeCgAAQBAJ&pg=PT155&lpg=PT155&dq=free+essays+on+slasher+film&source=bl&ots=9uV6An2iZX&sig=9Goau4Pd7VSGF34JUODuFZNmpeY&hl=tr&sa=X&ved=0ahUKEwiJksuV0c3MAhUILZoKHUkiA544ChDoAQhEMAY#v=onepage&q=free%20essays%20on%20slasher%20film&f=false

Clover, Carol, J: Man, Women and Chainsaws, Gender in The Modern Horror Film, Princeton University Press, 1992.

Liaguno, Vince, A: Butcher Knives & Body Counts: Essays on the Formula, Frights, and Fun of the Slasher Film,  Dark Scribe Press, 2011.

Bayülgen, Burak: Bu Katliamdan Kimler Sorumlu?: The Texas Chainsaw Massacre: The Beginning, 2006.

http://www.korkusitesi.com

Harvey, David: Paris, Modernitenin Başkenti, Çev: Kılınçer, Berna, Sel Yayıncılık, 2. Baskı Aralık 2013.

Bermann, Marshall: Katı Olan Her şey Buharlaşıyor, Çev: Altuğ, Ümit, Bülent Peker, İletişim Yayınları, 1994. sf: 27-181.

Wood, Robin. “Return of the repressed.” Film Comment 14.4 (July-August, 1978): 25-32.

Özbek, Meral: Walter Benjamin Okumak I in Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Volume: 55, Issue: 3, 2000.

  

 

YORUMLAR [0]