TERSPEKTİF ANALİZ

SAHTEKÂRLIĞIN ÖĞRETİSİ: THE STING

Evren Kuçlu

@evrenkuclu

BU YAZIYI PAYLAŞ

The Sting, neredeyse herkesin iki kere rol yaptığı mükemmel bir sahtekârlık öyküsü.  Amerikalı yönetmen George Roy Hill’in, 1970’te çektiği başyapıtı Butch Cassidy and the Sundance Kid’in iki yıldızı Paul Newman ve Robert Redford’un omuzlarına bindirilen bu polisiye komedi Newman - Redford birlikteliğinin lüksleriyle bezenmiş. Bugün bile neresinden bakarsak bakalım baştan ayağa estetikle donatılmış bu başyapıtı, gözümüzü kapatarak sinema tarihinin en iyi dönem filmleri arasında sayabiliriz.

Yer yer Lewis Milestone’nun Ocean’s Eleven’ını (1960) anımsatan film, döneminde çekilmiş mafya filmlerinin stilini kullanan, hatta bazen ‘film noir’e kanca atan, ana akım sinemanın ender örneklerinden. Azılı sahtekârların cirit attığı 1930’ların Chigaco’sunda rüya gibi bir dolandırıcılık öyküsü anlatılıyor: Kadim ortağı Luther’ı öldüren Doyle Lonnegan’ı dolandırarak intikam almak isteyen Johnny Hooker (R. Redford), federallerin arananlar listesinin başında anılan ancak o sıralar inzivaya çekilmiş olan usta dolandırıcı Henry Gondorff’u (P. Newman) bularak ondan, bildiklerini kendisine de öğretmesini ister.

Sahtekârlıkta sınır tanımayan, kariyeri büyük dolaplar çevirmekle geçen Gondorff, yanında çömezi gibi kalan Hooker’a, bir zamanlar kendisinin ortağı olan Luther’ın anısını gözeterek, yardım etmeye karar verir. Böylece vakit kaybetmeksizin, kadim dostları Luther’ı mezarında rahat uyutmak için büyük vurgunun dâhiyane planını oluşturmaya koyulurlar.

Filmin yönetmeni George Roy Hill, kusursuz bir hırsızlık planı yaparken, aynı zamanda bir dönem filminin her şeyini yerli yerine oturtmasını bilmiştir. Neredeyse herkesin fötr şapkalarla dolaştığı, Duesenberg model arabaların taş binaların arasında arzı endam ettiği, silahına susturucu takan smokinli adamların poz kestiği poker ve dans şehri Chigaco'dayız.

Yasal değil, heyecanlı işler peşinde koşan bütün eski mesai arkadaşlarını az önce planladığı büyük vurgun için bir araya toplamaya başlayan Gondorff’a kalırsa bu iş, elinin pası gitsin diye yapacağı ağır bir antrenmandan öteye değildir. Hooker’ın heyecanını anlasa da olaya intikam süsü vermek istemesine tarzı gereği karşı çıkar. “Otuz yıldır dolandırıyorum, hiç intikamla işim olmadı” diyerek meseleye kendince profesyonel bir bakış açısı bile getirir.

Biri çaylak, diğeri kurt ama hünerli iki dolandırıcının iş başı yaptığı dâhiyane bir planı parçalara bölerek başlıklar altında sunan yönetmen Hill, izleyicilere her açıdan bir vurgun hazırlığı yaptırır. Paul Newman’ın tren kabininde Lonnegan’la kumar oynadığı mükemmel sahneden itibaren, her türlü hile hurda, izleyenlere mubah gösterilirken ara sıra yaşatılan gerilimlerle filmdeki ironi vidasının gevşemesine engel olunur. Biraz kafa karıştırsa da sonuç olarak sinema tarihinin en esaslı dolandırıcılık öykülerinden birisine tanıklık ettiğimiz The Sting, muhteşem final sahnesiyle adını başyapıtlar arasına yazdırır. Hem de ekstra komik olma çabasına girişmeden.

5,5 milyon dolarlık bir bütçeyle çekilen film, 156 milyon dolarla gişe rekoru kırmanın yanı sıra 10 dalda aday gösterildiği Oscar’ı 7 dalda kucaklayınca, yazar David W. Maurer, senaryonun 1940 tarihinde yazdığı romanı “The Big Con: The Story of the Confidence Man”den araklandığını iddia ederek filmin yapımcısını 2 yıl uğraştırmıştı. Ülkemizde 10 yıllık bir gecikmeyle gösterime giren yapım, birçok filme ilham kaynağı olmuştu. Başarısına yaslanarak çekilen Jeremy Kagan imzalı “The Sting II (1983)” sinema tarihinin en kötü devam filmlerinden biri olarak sadece aslını yaşatma görevini yerine getirdi. 

Marvin Hamlisch’in müziklerinden kostüm tasarımlarına varıncaya dek suç filmlerinin bütün figürlerinin başarıyla kullanıldığı yapım, Paul Newman’ın unutulmaz muzır edasını film boyunca tümden takındığı, Robert Redford’un serseri kostümünü bir an bile çıkarmadığı ve en ufak bir planın bile suya düşürülmediği albenili yapısıyla izleyiciyi sarıyor. En önemlisi de, büyük vurgundan bir gün önce Gondorff’un Hooker’a gülümseyerek mırıldandığı “Yarından sonra gene çok arananlar listesine gireceğim” repliği filmin mizahla polisiye arasındaki sınırını çiziyor.

 

 

 

YORUMLAR [0]