TERSPEKTİF ANALİZ

ŞAHSİ KOMÜNİZM VE SEÇKİN DEVRİMCİ: TRUMBO

Evren Kuçlu

@evrenkuclu

BU YAZIYI PAYLAŞ

- Hatırlıyorum da, "sevdiğin şey seni sevmeyi bırakınca ne yapılır" diye düşünürdüm.

- Savaşırsın.

- Hayır, hayır... O teslim olana dek seversin.    

İkinci Dünya Savaşı canlı bir organizmanın yaşayabileceği sınır deneyimlerden biriydi. Tartışmasız vahşiceydi. Birçok düşüncenin yıkılıp yerine yenilerinin filizlendiği bir milat oldu aynı zamanda. Amerika ile Rusya bu miladın bir noktasında müttefik olduklarında komünizmi çok seven bazı entelektüeller onu Amerika'da temsil etmeye başladılar. Ancak göbek adı kapitalizm olan ülkelerinde bunu sürdürmeleri öyle kolay değildi.  Zira Amerikalı siyasetçiler ve bazı sivil güçler bu hareketten hazzetmetiler. Anlaşıldı ki (belki de tescil edildi) özgürlük, Beyaz Saray'ın işaret ettiği yere kadardı. Meclis, CIA ve FBI ve mutlaka Yahudiler, cadı avı için düğmeye bastılar. Ünlü yönetmen Sonrasında Elia Kazan'ın da adi bir muhbir olarak hatırlanacağı süreçte oluşturulan "kara liste",  birçok yazar, yönetmen ve oyuncuyu temel bazı haklarından yoksun bırakmış, kimilerini demir parmaklıklara mahkum etmiş, dolayısıyla birçoğunu yutmuştur. Dalton Trumbo da bu süreçte Amerikan Meclisi'nin (HUAC) kendisine yönelttiği soruları cevapsız bırakarak birkaç senarist arkadaşıyla birlikte bir komünist sıfatıyla sistemin karşısına dikilmiş, kara listedeki diğer insanların kaderini paylaşmamak için mücadelesinde farklı -neredeyse antikomünist- bir yol izlemişti.

Yönetmenliğini Jay Roach'ın yaptığı Trumbo kesinlikle tek gecelik bir film değil. Biyografik bir yapım olduğu halde belgesel tadı da almıyor olmamız büyük şans.  Ancak eleştirisini de bir belgesel objektifliğiyle yapıyor. Hele ki filmi Michael Ryan & Douglas Kellner ikilisinin kaleme aldığı bir 'film okuma kılavuzu' işlevi gören "Politik Kamera"sını okuduktan hemen sonra izlediyseniz o eleştiri zihninize hepten kazınıyor. Ben bahsettiğim Politik Kamera avantajını kullanarak Trumbo'yu izlediğim için Hollywood'a paranoyak bakışımı sabitleyebildim, dolayısıyla taşlar da yerine oturdu. Tam da bu nedenle 2015 yapımı Trumbo'nun çok amaçlı ve çok sesli bir siyasi gerilim filmi olduğu kanaati oluştu. Ancak gene de kendi paranoyama kurban gitmiş olmam ihtimali var. Gözümden bazı perdeler kalkarken yenileri de inmiş olabilir. Biraz da bu yüzden, şu uyarı -belki de ihtar- elzem: Siz Trumbo'yu izlerken kendi önyargılarınızı kullanabilirsiniz ancak filmin entelektüel açıdan ciddi ve içten bir sorgulama beklediğini, bu nedenle yedeğinizde bazı bilgilerin bulunması şartı beklediğini düşünüyorum. En azından Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi tarafından hazırlanan, içlerinde Albert Einstein, Orson Welles, Arthur Miller gibi isimlerin olduğu dev 'kara liste'lere ve o listedekilerin başına gelenlere bir göz atmanız gerekiyor. İkinci Dünya Savaşı'nda kullandıkları korkunç kimyasal silahların ardından iyi bir dünya! heveslisi gözüken diktatör demokratların ve lanet olası federallerin Amerika'sını Amerikan Rüyası'ndan ayırt edebiliyor olmanız da diğer bir şart.  Son şart da şu olsun.  Roma in Holiday (1953), The Brave One (1956) Spartacus (1960) gibi önemli filmlerin radikal senaristi Dalton Trumbo'nun siyasi etiketine takılmadan ('takılsanız' da fena olmaz) ölçülü anarşizmini ve pratik komünizmini anlamaya çalışalım.

Bir film eleştirisi için ağır kaçabilecek yön oklarını koyduğumuza göre kalan kısımlara rahatlıkla eğilebilirim. Eğilmek demişken, film üzerine, dergimizin daha önceki sayılarından birisinde Ceyda Saliha Şener tarafından kaleme alınmış bir yazı yayınlandığını hatırlatayım. Dahası bundan sonraki sayılarda da Trumbo'yu izlemiş, izleyecek diğer arkadaşlarımızın da yazmadan durabileceğini garanti edemeyiz.

Bu sempatinin, hatta fanatik ilginin çok geçerli sebepleri var. Bir kere oldukça zihin açıcı bir öykü var karşımızda. Öte yandan bir entelektüelin duruşuyla ilgili en azından kuş bakışı bir açı sağlıyor izleyiciye. Ayrıca Hollywood'un sadece bir eğlence sektörü olarak yutturulmasının düşünce dünyamızı ve hayallerimizi budaması tehlikesine karşı daha bizi uyanık tutabilecek bir bakışı var. Tabii daha kişisel sebepler de bulunabilir. Örneğin Breaking Bad finalindeki hüzünlü vedasını henüz hazmedemediğimiz Bryan Cranston'ın beş sezon boyunca vazgeçmediği "my family" imasını terk etmek zorunda kalmadan Dalton Trumbo'ya dönüşmüş olması harika bir sürpriz. Öyle ki Trumbo'nun Amerikan kamuoyu ve hükümetin gizli kanallarından yediği baskıyı görünce bir kaç saatliğine Walter White'a dönüşsün istemedim değil. Sanki iki dakikalığına bile Walter White olsa CIA ve FBI'ın canına okur gibi geliyordu bana. Öte yandan tam da bu tip karşılaştırmalarla filmi izleyenler olduysa şiddetin çıkmaz sokağını Trumbo'un ısrarlı hoşgörüsü sayesinde görebilmişlerdir. Bu açıdan bakıldığında Dalton Trumbo klasik bir dava adamı değil. Komünist olduğu halde lükslerini önemsiyor. Yapımcısına "İkimiz de kazanacağımız kadar kazanıyoruz, onlar (set işçilerini kastediyor) niye kazanmasın" teklifinde bulunuyor mesela. İtirazlarından ve duruşundan kendisini devrimci çizgiye mazoşist derecede kaptırmamış olduğunu çıkarabiliyorsunuz. Sivil itaatsizliğe ilgisi olduğu da açık.  Fakir edebiyatına açık kapı bırakmıyor. Ne de olsa zincirlerinden başka kaybedecek bir sürü şeyi var. Biraz da bu yüzden kapitalizmin korkunç silahına elindeki kürekle vurmaya kalkışmıyor. O silahları sahiplerine doğrultmak da nihai amacı değil. Sektöre nefretle bakmıyor. Giriştiği, enikonu bir sendikal hareket. Kalemin bir silaha nasıl dönüştüğünü çıplak gözle izleme imkanı veriyor seyirciye. Hollywood patronlarının Amerikan politikasının neresinde durduğunu, sinemanın ezici politik gücünü ve bu gücün farklı amaçlarla nasıl kullanılabileceğini ekranı karartmadan, tane tane anlatıyor. Daha da önemlisi, baskı ne kadar artarsa artsın, en iyi bildiği şeyi yapıyor; yazıyor.

Filmin Dalton Trumbo'nun hayatına ve savaşına ne denli sadık kaldığını tam olarak kestiremeyiz. Ancak Trumbo'daki Dalton'un ailesiyle kurduğu ilişkinin filmin en önemli artılarından biri olduğunu söylemeliyim. Umarım böyle bir aile, filmdeki haliyle gerçekten var olmuştur. En azından filmi izlerken bir entelektüelin, o da olmadı bir babanın sorumluluğunun nerde başlayıp nerede bitmeyeceğini anlamak için sürekli sağ duyulu karısı Cleo Trumbo'ya kulak veriyoruz.  Her devrimci erkeğin arkasında ondan daha devrimci bir kadın olduğuna filmi izlerken ben ikna oldum.  Açıkçası Cleo'ya baktıkça "işte hayırlı kısmet budur" dedim. Bir erkeğin egosuyla giriştiği savaşın kaderini tayin edecek güçlü bir kadın var Trumbo'da. Küvette birbiri ardına muhteşem senaryolar yazan kocasını orada boğulmaktan kurtaran kişi kesinlikle Cleo. Bir evlilik söz konusu olduğunda "yapıcı olmak"tan anladığımız  tutumları ardı ardına sergiliyor. Tabii bir de Breaking Bad'de yıllarca Skyler'a maruz kalmış  Bryan Cranston'ı emin ellerde görme fırsatı sunuyor bizlere.

El attığı her senaryoyu hem yapımcı hem seyirci için muhteşem bir armağana çeviren Dalton Trumbo'nun müstear isimlerle Oscar'a giden yolculuğu hazin ve heyecan verici.  Çocuk oyunculardan tutun Louie dizisinin doğal harikası Louis C. K'ya kadar ölçülü performansların sergilendiği Trumbo'yu ülkece berbat bir zehri damardan aldığımız şu zor zamanlarda bir çeşit ideal yurttaşlık bilgisi olarak okuyabiliriz.  Trumbo'yu özellikle katı muhalefet ve katıksız şiddeti bir üslup olarak kullanma ehliyeti olanlara şiddetle (tüh, şiddet dedim) tavsiye ediyorum.

YORUMLAR [0]