MEDYAHOMUNCULUS

SADECE İLAÇLARIN YAN ETKİSİ YOKTUR! (JE, TU, IL, ELLE)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

KAMERA ÇALIŞTIĞI ANDA DÜNYAYA BENZER BİR MEKANİK DÜNYA OLUŞMAYA BAŞLAMIŞTIR. OLDUĞU GİBİ VERİLMESİ RUHTAN YOKSUNDUR…

 

"Kusursuz" kavramı üzerine düşünelim biraz. Güneş doğunca nesneler kendilerini saklamayı bıraktılar mı? Konuya arka kapıdan mı girdim bugün. Sinema nesneler üzerine dikkati çekmeyi biraz da olsa başarır. Tiyatrodaki bir kırlangıç biblosunu göstermek, oyuncuya bağlıdır. Sinema da öyle midir ya? Işık, gölge, renk üçlemi dördüncü duvarda yer alan biz izleyicilere öyle bir hissettirilir ki. Hafızamız, kaydettiğimiz nesne görüntülerinden şaşırmış durumdadır. "Şimdi beni görün" diyen birçok eşyayı alır kaldırırız görünmeyen çekmecemize.

 

Ben, Sen, O (Je, tu, il, Elle-1976) adlı filmde toz şekerin olduğu yırtık kesekağıdı artık her çay içişimizde bizimle birlikte olur. Kadının günlerce tek yemeği şekerdir. Bu film Fransa ve Belçika yapımıdır. Chantal Akerman yönetmiştir. Sessizliğin yakıştığı bu filmin, dış ses konuşmalarıyla hepimizden, yani dördüncü tekil şahıstan alacağı vardır . Free indirect discourse da sayılabilecek serbest dolaylı anlatım ve sessiz görüntülerle karakterin duygulanımı ve bizdenliği birden bire süslenmiş bir hüzne atar hepimizi.

 

Yemeden, içmeden insanla konuşmadan, ten, kalem, kağıt, şeker ve gölgenin buluşmasını her zaman akşammış gibi seyrederiz. Ayrılan kadın, her şeyden kendini arındırmasıyla kalan günlerine başlar. Sandalyesini mi, duvarını mı-maviye mi yeşile mi boyar? Sonra eşyalarını sırayla atar. Yazılarını yayar, halısı kendi geçmişidir. Giyimini de terkeder. Gölgesinin ve nefesinin öznelliğini, zorbaca talep eden, onu sorgulayan bir ikinci tekil yoktur. Kapı cam olsa da kimsenin onu ve tenini görmeyişi, birden bire hiç bilmediği sahnelere kendini koyuşu oldukça tünelimsidir. İnsanın yaşam söylemi ve isteklerinin sadeliğine son sahneler kaos getirir. Bu filmin son sahneleri, şiirsel psikolojik yaklaşıma çamur atan bir çekimdir. Edisyon kritiğe muhtaçtır. Rahatsız eden bir eylemler kumpanyasıdır. Neye acıktığını bilemeyen öznenin, gölgesinden vazgeçişi yerine aynasızlık konar.

 

Gelelim "Onur Yürüyüşü" (Pride) adlı filme…  Bir grup lezbiyen ve eşcinsel aktivistin madencilere desteklerini seyrederiz bu yapımda. Kimliklerin dışavurum şekillerinde aileler, toplum ve ülke geçmişi beraber rol oynar. Gittikçe çoğalan, cinsiyet gözetmeyen bu filmlerin senaryolarının pedagoglar ve psikologlar yardımıyla hazırlanması gerekmez mi? Tekneden atılmak kaygısıyla bu soruyu bile rahatça soramayanlar var. "Dışlamak" kusursuz kavramının altında yer almaz. İnsanın sorunlarını doğaçlama oluşturmazlar, insanlar sebebiyle de çoğalabilir. Lakin sinema, gözlerden oy topladığı alışkanlıkları, çevreye çabuk yayar, bu unutulmamalıdır. Bu filmden de şu cümleyi zarflamıştım. O da şudur: "Savaşacaksan her şeyinle savaşma, birazını kendine ayır"

 

Sadece ilaçların yan etkisi yoktur bu durumda. Düşünmek eylemiyle barışmalıyız. Arnheim'in dediği gibi, yönetmen çektiği filmle bir sanat eseri yaratmakla yükümlüdür. Kamera çalıştığı anda dünyaya benzer bir mekanik dünya oluşmaya başlamıştır. Olduğu gibi verilmesi ruhtan yoksundur… Tüm film malzemelerinin -sinema sanatında görüntülerin işlevselliğine binaen- üzerinde çok düşünülerek kullanılması arzusuyla.

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)