MEDYAHOMUNCULUS

RUHUYLA OYNAYAN AKTÖRLER, ZİNCİRİ KIRAN KİTLELERİ BÜYÜTÜRLER (LISTEN TO ME MARLON)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

“Bütün dünya bir sahnedir ve bütün erkekler ve kadınlar sadece birer oyuncu...

Girerler ve çıkarlar. Bir kişi bir çok rolü birden oynar, bu oyun insanın yedi çağıdır...”

William Shakespeare

Evrende gözleri alınmış birer insan gibi, elimize tutuşturulmuş simülakr (görüntü) ile nereye koşacağımızı bilmeden, görüngenin sunduğu imkan kadar yaşıyoruz. Ölümlülerin Simülasyon Evreni’nde 1980’lerden bu yana J.Baudreillard, bu yeni dünya düzensizliğinde insanların gerçekliği kaybedişleri üzerine çok şeyler demiştir. Oyunu daha geç fark etsin diye insana referandum, rekabet, rayting, başarı gibi konular sunulur. Birbiri ardından görüntünün sürekli akışı arasında, duyularının çalışma stili değişir. Bacağı kopmuş bir çocuk için yardım kampanyası reklamının ardından, tüy dökücü kremin reklamı güle-oynaya verilir. Kişisel yazgı üzerine çekilmiş melodramik filmler simülasyonu tam olarak sağlanamayabilir. İkinci dereceden simülakrları anlayabilmek için, birinci dereceden de konuya yakın olmak lazım.

Bedenler zincirli olduğunu nerden bilsin? Gösterilen şeylerin avutma görevi içinde, alkışlamak için doğduğunu zanneden duyucular ve görücüler, günden güne nüfusunu arttırıyor. Louis- Ferdinand Celine’nin “Değer taşıyan tek hikaye, bedelini ödediğinizdir” diyen yazarın hayatı zorluk sürecinden geçmiştir. Peki izleyenler hikaye içinde “kendi hayal hikayelerini” sadece sinema bileti kadar ödeyerek edinebilirler mi?

Marlon Brando’nun kendi hayatını kendi sesiyle anlatan 2015 yapımı “Listen to Me Marlon” filmini Steven Riley yönetmiştir. Bir oyuncunun yüzünün dijitalleşmesini yaşadığı acıyla kendini perdeleyişini üzüntü duyarak izleriz. “Hayat, yürüyen bir gölge. Zavallı bir oyuncudur sahnede kibirlenip rahatsızlık veren” sözleri insanın içine çocuğu gibi yerleşir. 1954 “Rıhtımlar Üzerinde” filmiyle oskar ödülünü alan Brando, aslında kendi geçmişine uygun mimik ve yüz gösterileri yapmakta hiç de zorlanmıyordu. Filmde geçen şu sözler bir çok konuya başlık isimler sunabilirdi: “Sizden başarı ile alınan akıl sağlığını ve gerçeklik duygusunu korumak zor.” “Sorunlu, yalnız ve anılarla dolu bir adam. Kafası karışık, kederli ve karışık biri.” Sıradan bir şekilde sosyal biri olmanın ötesinde yaralı biri. Mekanik bir oyuncak gibi. Belki kötü muamele gördüğünü düşündü. Belki bu muameleye kızgın.” “Aklının geçmişe doğru gitmesine izin ver” diyerek, “neler yaşadı bu beden” sorgusu her eve lazım bir kapıdır. Newyork’a geldiğinde çorapları ve aklı delik olan Omaha’daki yolu yürüyen, trene rayların sesini dinlemek için binen bu adam, insanların yüzlerine bakar ve onlara ait şeylerin tümüne merak salardı. Broadway’in 42. caddesinde  yer alan Optimo tütüncüsüne uğrar, üç saniyelik izlemelerle insanların gizledikleri şeyleri tahmin etmeye çalışırdı. İyi biliyordu ki, yüzler çoğu kez ispiyoncu değildir. Kendisinin bilgi eksikliğini farkedip üzüldüğü sıralarda oyuncu olmasını tesadüfe bağlayan bir örgüsü vardır.

            “New School'a gittim. Bu, öğrenmek için sıra dışı bir kurum. New School, Hitler'den kaçan Yahudiler için bir takas kurumu idi. Çok saygıdeğer kişilerdi. Akademinin üst sınıfıydılar. Hayatınız üzerindeki kontrolünüz bu ders ile başlar. Stella Adler adındaki bir kadın ile çalıştım.” Çocukken çok utangaç olan Brando, bu çok iyi olan oyuncu öğretmenin yanında “oyunun kelimelerle değil, oynayanın ruhuyla oynayabileceğini” çok geçmeden öğrenecektir. “Geçmişi olmayan hiçbir şeyi şu ana taşımayın” diyen Adler, kendisine rehber olmuştur. Filmin 10. dakikasında “Rol yapmak, hayatta kalmaktır” diyerek, insanın bilinçaltına sinemanın nasıl da sızdığını bize izah etmiş olur. Tabi insanın ailesinin kendi gelecek oluşumuna ne kadar şekil verdiğini de unutmamak gerek. Kazın üzerine Noel Baba kıyafeti giydiren, resimler yapan, müzik inceliği olan, sanatçı bir ruha sahip annesini hep özlemiş, hep içinden ismini tekrar etmiştir. Absürtlük duygusunu annesinden öğrenen Brando şöyle der “Sinemada önemli olan, hatalarını savunmak değil. Önemli olan, onları aşmak.”

Bu sözü, sinema oyuncuları için ne kadar da önemlidir. “Arzu Tramvayı” filmindeki oyunculuğundan çok zevk almış olan Marlon, “Oynamam gereken bir sahnede öfkeli olmam gerekiyorsa, içinizde önceden yüklü bir tetikleme mekanizması olmalı. Bir şeye karşı duyduğunuz küçümseme duygusu olmalı. Babamın annemi dövdüğünü anımsarım” diyerek, aslında gerçek olmayan bir gösteride, yaşadığı hislerin gerçekten olduğunu bize ispat etmiştir. 14 yaşında bar dövüşçüsü babadan gördüğü sertliği filmlerine taşıyacak olan Marlon, kendi oyunculuğuyla insanların ruhlarına girdiğini biliyordu. Özgürlük çığlıklarının aslında zincirlerinin sesi olduğunu bu belgeselde bize anlatırken, oyuncu olmasaydı iyi bir dolandırıcı olabileceğini söyler. Ama hocasının “gerçeği canlandır” uyarısı, role bedenler giydirmiştir.

“Shakespeare şöyle demiş: "Birinin yüzüne bakarak aklından geçeni okumak ne mümkün? Böyle bir sanat olmalı. Kamera sana yaklaşınca yüzün sahne olur.” Bu belgesel, simulakra isabet eden her insanın izlemesini istediğim uyarılarla doludur. Bir çok oyuncu her farklı filmde aynı rolü oynamaktan öteye geçememişlerdir. İzleyiciye ‘kendiniz olmaktan korkmamalısınız’ direncini vererek, başkasının kopyaları olursanız dünyanın yaşanmaz ve sıkıcı bir yer olacağını neredeyse bağırarak ekrandan söyler. “The Man” adlı filmde felçli birisinin ruh halini anlayabilmek için, üç hafta hastanede felçli olanları izlemiş ve onlar gibi hareketler yapmaya çalışmıştır. İnsanların rutinlerinden hiç bıkmadıklarını, duyusal olarak hissederek onların ruhlarına sızmayı edindiğini bize ifade eder. Ama insanın durumunu şu sözle nasıl da haykırır. “Ah akıl, zalim hayvanlara kaptırmışsın kendini”. Hayatın, rollerin, kadınların arasından bir çocukla yaşamını imleyen Marlon’un bebeğinin adı: Christian Devi’dir. Sanki kendi küçüklüğünü bu bebekte izler ve babasının bu soyuna dokunmamasını ister. Ceza korkusu, insan nefreti arasında varolamaya çalışan Brando, ”günlerimi National Geographic'in Tahiti sayısı ile geçirdim. Yüzlerindeki ifadeler beni kendimden geçirdi. Yüzleri işlenmemişti. Yapay ifadeleri yoktu. Zariflerdi” diyerek Tahiti’de yaşamak ve “Denizde İsyan” adlı filmi çekmek için oraya gider. Kelimeleri yenen günbatımıyla karşılaşınca, Tahitiler’i izlemenin dalgaları izlemek gibi olduğuna karar verip, düşüncelerini anlayamadığı için onlardan büyük bir keyif alırdı.  

Marlon’un şu ifadesi bütün yönetmenlere duyurulur: “Hayatını yönetmene teslim edersin. Yönetmen seni rezil edebilir.” İnsan kendini şehre ve çevresine her zaman bırakan bir zavallıdır da. Başkasını ezenlerden, adalet kavramını hiçe sayanlardan hep nefret eden Brando, ödüllerin bir kısmını almayarak, herkesin gözü önünde eşitlik savunucusu olmuştur. Kendisinin de dediği gibi “kararını vermiş bir kişiyle karşılaşamazsınız”. Şu güçlü sözlerle devam eder: “Harika filmler çekmedim. Harika film diye bir şey yok. Körler krallığında, gözü olmayan adam kraldır. Sanatçı yoktur. Biz iş adamı, tüccarız.” Siyahiler için değil, insanlar için direnen bir oyuncunun, şu sözleri histerik bir tablonun renkleri diyebiliriz. “Düşünce,  insanların ve kaderin gözünden aforozlular gibi yapayalnız ağlarım. İrkilir sağır gökler, çığlıklarım yüzünden. Bahtıma lanet okur yüreğimi dağlarım. Bazı sabahlar uyandığında dönüp şöyle hissedersin: "Hay aksi! Ne hayat bu!", anlayamıyorum. Niye böyle oldu?” Taş levhalara kazınacak cümlelere devam ederken şu taşıt söze bineriz:

“Kendi analistin olmalısın. İçimize bakmazsak, dışarıyı net bir şekilde görmeyi başaramayız.“Oyunculuk, bir şeyler uydurmaktır. Ama olsun. Hayat bir provadır. Hayat, doğaçlamadır.”

Tabutuna özel bir mikrofon koydurup, uyanınca insanları ‘öyle yapmayın’ diye uyarmak isteyen Marlon Brando aslında, kendisini ve düşüncelerini ölüme bırakan herkese de ‘böyle yapın, daha iyi olacaktır’ demiştir. Bazen oyuna gelmenin içinde, kaybolan aklı geri çağırma oyunu yaparız. Roller arasında ‘hayatta kalma’ oyunculuğunu çaktırmadan sergileriz. Maskeler kendi aralarında söyleştiğinde ne olur bilinmez ama gerçekten iyi oyuncu olanlar içimize kamerayı sokarlar ve ruhumuzda sürekli dolaşan konuklar olarak kalırlar.

 

 

 

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)