OYUN VE BÜYÜ

PAGANİZME GİRİŞ II

Hamit Uğur

droidyan

BU YAZIYI PAYLAŞ

En çok sanat ürünü ithal ettiğimiz ve ürünlerini en çok tükettiğimiz batı toplumlarının üretimlerindeki kodların çoğunu bilmeden tüketiyoruz. Genellikle estetik öğeleri ya da hikayenin evrensel yönleriyle ilgilenirken, araya sıkıştırılmış kültürel öğeleri de zihnimize ithal ettiğimizin çoğu zaman farkına varmıyoruz. Madem ki sanat da bir tüketim aracı, o zaman hiç değilse bilinçli tüketiciler olalım da zihnimize ne aldığımızı bilelim. Son dönemlerin en popüler kültürel sosu paganizmi incelemeye devam edelim, nedir bu paganizmin alamet-i farikası?

Paganizmin önlenemez yükselişi, sanatın her alanında bizi kuşatmasıyla kendini gösteriyor. Björk’ün şarkılarında, Radiohead’in kliplerinde, Hollywood üretimi filmlerde, new age romanlarda, Rubens resimlerinde, klasik dönem heykellerinde başımızı nereye çevirsek bir pagan koduyla karşı karşıyayız. Neden?

Öncelikle paganizmi biraz daha açalım. Paganizmden bahsederken kökeni neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir inançtan bahsettiğimizi aklımızda tutalım. Paganizm temelde tek tanrılı bir inançtır. Tanrının doğada tezahürlerinin olduğuna inanılır. Bu tezahürler taşlar, hayvanlar, ağaçlar gibi ilkel tarım toplumlarının yaşam alanlarını kapsayan nesnelerdir. Keçi, kuzgun, tavşan misali hayvan sembolleri olabildiği gibi ay ve onun döngüsel çizgisinin önemi,  “hayat ağacı” kültü birer pagan sembolleri haline gelmiştir. Sembolizm, pagan inancında çok önemlidir. Bu semboller paganizmde daha sonra birer puta dönüşmüştür. İlk dönem paganizmi asla putperest değildir. Putperestliğin ortaya çıkması, yani paganizmin putperest kollarının oluşumu, devlet ve ruhban sınıfının ortaya çıkmasıyla gerçekleşir.

Avcı toplayıcı toplumdan tarım toplumuna geçişle zorunlu hale gelen devlet oluşumu, hükümdarın liderliğini devam ettirebilmesi için tanrısal bir gücün uydurulmasını gerekli kıldı. Çünkü hükümdarın yönetme yetkisi tanrı tarafından verilmişse, kendisine karşı çıkılması neredeyse imkansız hale geliyordu. İnsanlık tarihi kadar eski olan bu din sömürüsünün doğal olarak bir ruhban sınıfına ihtiyacı vardı. Tanrının yeryüzündeki işlerini yürüten hükümdarın rahipleri, ruhban sınıfını oluşturdu. Böylece insan ve tanrı arasındaki doğrusal ilişki kırılıp, araya aracıların/şefaatçilerin yerleşmesiyle insanlar, daha önce sembol olan öğeleri küçük tanrılar haline dönüştürmeye başladılar. İşte putperestlik böyle ortaya çıktı. 

Paganizm, Hrisiyanlığa kadar güçlü bir şekilde Avrupa’da varlığını sürdürdü. Hatta Yunan ve Roma inançlarının Hristiyanlığın üzerinde çok büyük etkileri oldu.  Hatta Hristiyanlığın kiliseleşmesi/kurumsallaşmasının temel sebebi Roma paganizminin ruhban sistemidir.  Daha önce paganizmin virütik bir yapısı olduğundan bahsetmiştik. Hristiyanlığa sızan paganizm kiliseyi doğurmuş;  Kilise, Roma pagan sistemi kopyalamış ve kendisine adapte etmiştir.  Örneğin Mısır tanrıçası İsis’in oğlu Horus’u emzirmesi, Bakire Meryem’in bebek İsa’yı emzirmesini anlatan resimlere; Mitra’nın Osiris’in Adonis’in ve Dionysos’un doğum günü olan 25 Aralık’ın İsa’nın doğum günü kabul edilmesine, güneşin övüldüğü gün olan Sunday’in (Güneş günü / Pazar) İsa’nın övüldüğü gün olmasına kadar bir çok yansıma kendisini göstermiştir. Hatta Roma Katolik Kilisesi örgüt yapısı, temelde pagan Roma Devleti’nin idari yapısıdır.

Pagan bir toplumun içinde yeşeren Hristiyanlık, zamanla mücadele ettiği dinin yapısını taklit eder hale gelmiştir. Paganizm, Hristiyanlığın, dolayısıyla Avrupa ve Amerika’nın bilinçaltıdır. Sanat eserlerinde paganizmin etkilerini görmemiz bu sebeple kaçınılmazdır.

Halk hikayelerinde ve korkunç masallarda yer alan demonlar/cinler, cadılar çoğunlukla paganizm temellidir. Çünkü paganizm metafizik yönü kuvvetli bir inançtır. Put haline gelmiş semboller aslında birer küçük tanrıcık / orman cini / peridir. Paganizmde “iyi” olarak kabul edilen semboller, Hristiyanlık inancının güçlenmesiyle “kötü”ye dönüşmüş, şeytanileşmiştir.

Bugünse paganizmin ürkütcü yönünden çok, iyi yönlerini gösterme eğilimi kendini göstermekte ve giderek güçlenmektedir. Daha önceleri Samantha isimli bir tv dizisi olarak karşımıza çıkan “Tatlı Cadı”lar, American Horror Story-Coven’la karizmatikleşmiş, Angelina Jolie’nin canlandırdığı Maleficent filmiyle “iyi”leştirilmiştir. True Detective, Thor, Game of Thrones, Wicker Man, Beatiful Creatures, Lord of the Rings, Merlin, Vikings, Hobbit pagan öğeleri içinde barındıran en bilindik yapımlar. Burning Man festivali aslında pagan ayini temelli bir organizasyon. Edebiyatta, kişisel gelişim (NLP) programlarında paganizm öğeleri fokur fokur kaynıyor. Evrene enerji verelim, taşların mucizesine inanalım, sevgi pıtırcığı olalım diye insanlar zaman ve paralarını harcıyor. Peki ne var bu paganizmde ki bu kadar rağbet görüyor?

Paganizm, cehennemi olmayan, şeytan inancı olmayan, “kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına da yapma” gibi basit bir kurala sahip, insanın kendisini geliştirmesine, nefsin mertebelerini aşma/insiasyon/tekamül sistemi olan,  mistik yönü kuvvetli, metafiziğe kapı açan, insanın doğayla, evrenle bir bütün ve barış içinde yaşamasını savunan bir inanç sistemi. Bu yönüyle, çökmüş ve güçsüzleşmiş kiliseye olan güvenini kaybetmiş batılılar için, bir nevi “öze dönüş” yolu. Modern hayatın içinde huzuru bir türlü bulamayan, “Hem dünya nimetlerinden kopmayayım, hem canımın istediğini yapayım hem de hesap vermeyeyim ama bir dinim de olsun” diye düşünenler için bulunmaz bir nimet.

Budizm ve tasavvuf gibi diğer Asya pagan öğretileri de hemen hemen aynı şeylerden bahsediyor aslında ama öne çıkarılan daha çok Nordik Avrupa paganizmi oluyor. Neden? Aslında cevap gayet açık: Avrupa kökenli Beyaz Anglosakson’ların sarı ırka ait bir öğretiye prim vereceklerini düşünmek iyimserlik olur da ondan. Kendi köklerine yönelmeleri daha mantıklı. Ancak başka sebepler de var. Bir diğer sebep, paganizmin insanlara sağladığı özgürlük alanından yararlanmak. İşte burada devreye Theo economy giriyor. “Din ekonomisi” diyebileceğimiz bu alan, dinin ekonomiyle olan ilişkisini araştırıyor. Bunun içine; din sömürüsüyle giren tarikatların şirketleşmesi, vatikanın sahip olduğu holdingler, kosher yada helal gıda sertifikasının yarattığı pazar gibi din-ekonomi bağlantılı bir çok şey dahil olabiliyor. 

Günümüz postmodern ve tüketim odaklı ekonomi çarkının devam edebilmesi için dinlerin insanlardaki tüketim arzusuna ket vurmaması gerekiyor. “Bir lokma bir hırka” diyen paçoz anlayışlar ve “Ferrarisini Satan Bilge”nin öğretisi bu anlamda sınıfta kalıyor. Kilise, kendi ekonomi tröstünü oluştumak istediği için bir rakip. Kur’an ve hele ki içinde barındırdığı, faizsiz bir ekonomi sistemi olan “Zekat Ekonomisi” ise asla gün yüzüne çıkmaması gereken bir tehlike. Geriye tabi ki yapıp ettiklerinin hesabının sorulmadığı, sadece “iyi insan” olmanın yettiği ama  “iyi”nin bir ölçüsünü de tanımlamayan cadımız ciğerimiz, paganizm kalıyor. Hem paganizm, kadına verdiği “ana tanrıça” rolüyle modaya da uygun.

Tanrılar, cinler, cadılar, olağanüstü güçler, sihir… Bunların hepsi müthiş bir görsel evren yaratmaya, insanları büyülemeye müsait, görkemli Hollywood ürünleri çıkarmaya yetecek malzemeyi zaten veriyor. Halkın kültürel kodlarının da müsait olmasıyla bu tip ürünler gişelerde hasılat rekorları kırıyor ve kendi içinde bir arz-talep dengesi yaratıyor.  

Sembolizmanın en önemli amacı, kişileri algı dışındaki sembollere alıştırmadır. Bir sanat eseri asla üretildiği coğrafyanın, eser sahibinin kültür kodlarından, sembollerinden bağımsız okunmamalı. Aksi halde hazırlıksız ve filtresiz olarak aşina olduğumuz, ancak anlamlandıramadığımız semboller, bizde olmasa bile en geç bir sonraki nesilde anlamlı bir hale gelecektir. Eğer o sembolün aslında ne anlama geldiğini öğrenmez ve öğretmezseniz, o sembolü üretenin anlamını yutmaya mahkum olursunuz.

Paganizm, çeşitli yollarla formatladığı zihinle, kendi yaşam alanını kurarak, çok faklı bir insan tipi yaratılmasına imkan sağlıyor. Bu yeni tip insan, sadece sömürülen değil, sömürülmeye gönüllü ve bunu destekleyen bir karakter barındırıyor. Biz bu insan tipini, Bakara Suresi 61. Ayet sayesinde çok iyi biliyoruz: Yine bir çeşit pagan toplum olan Mısır’da,  Hz. Musa’nın, Firavun’un elinden kurtardığı müslümanlardan bazıları, özgürleşmeyi anlayamamış ve köle düzeninde sahip oldukları nimetleri geri istemişlerdi. İnsanoğlu, ilkel/primat doğası gereği sürekli en kolay olanı istemeye meyilli. Onlar da, eskiden sahip oldukları dinin verdiği sorumsuz ve rahat alanı tercih etmişler ve kendilerine yepyeni bir bilinç sunan Hz. Musa’nın açtığı algı kapısına girmek istememişler, primat seviyesinde yaşamaya devam etmek istemişlerdi.

Şunu artık bilmeliyiz ki; yeni sömürge düzeni, insanların/halkların elindeki değerli madenleri ele geçirmeyi, paralarını çalmayı, petrollerini pipetle içmeyi çoktan aşmıştır. Artık bir basamak sonrasına sıra gelmiştir. Bakara Suresi’ndeki gibi formatlanmış zihin inşa etmek:

 Yine bir zaman da demiştiniz ki: "Ey Musa! Biz tek çeşit yiyecekten bıktık: Rabbine yalvar da, bize yeryüzünün değişik ürünlerinden; sebzesinden, acurundan, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından versin! (Musa) şöyle cevaplamıştı: Hayırlı olanı, daha değersiz ve aşağı olanla mı değişmek istiyorsunuz? Öyleyse dönün Mısır'a, istediklerinizin tümü orada sizi bekliyor! İşte böylece onlara alçaklık ve yoksulluk mührü vuruldu ve Allah'ın gazabına uğradılar. İşte bu, onların Allah'ın mesajını inkar etmeleri ve Peygamberlerini haksız yere öldürmeleri yüzünden oldu. Bütün bunların asıl nedeni ise, isyankarlıkları ve taşkınlık yapmalarıydı. (Bakara 61)

 

 

 

YORUMLAR [0]