SANATA MEYYALİM VALLA HAYRETTEN

OTUR BAŞTAN YAZ BENİ (LE TOUT NOUVEAU TESTAMENT)

Hasan Hüseyin Toydemir

@hhtoydemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

ERİL VE KEYFİ BİR DÜNYA. ŞEREFSİZİN ÖNDE GİDENİ BİR TANRI. İNSANLARSA BİLDİĞİNİZ GİBİ; KURTARILMAYI BEKLİYOR. ÇOK MU SERT OLDU. KIZMAYIN. YENİ AHİT SİZİ KIZDIRMAYACAK, GÜLDÜRECEK. HEM DE AĞLANACAK HALİNİZE...

 

TANRIYLA ŞAKALAŞMAK

 

1996 yapımı Sekizinci Gün (Le Huitième Jour) ve ondan tam 13 yıl sonra çektiği Bay Hiçkimse (Mr. Nobody) filmleriyle tanınan Belçikalı yönetmen ve yazar Jaco Van Dormael, son filmi Yeni Ahit’te adından da anlaşılacağı üzere Tanrı’ya bulaşıyor. O’nu Belçika’nın başkenti Brüksel’de köhne bir apartman dairesine hapseden Dormael, bununla da yetinmiyor ve karakter olarak tek bir olumlu yönü dahi olmayan bir “pislik” olarak resmediyor. Ailesine zulmeden, yarattığı insanlarla canının istediği gibi oynayan, pis, düzensiz, şiddete eğilimli bir ‘birey’dir Dormael’in Tanrı’sı. Hal böyle olunca da rahmetli oğlu İsa’nın (filmde aile fertleri ondan JC -Jesus Christ’in kısaltması- diye bahsediyor) yarım bıraktığı işi tamamlamak kız kardeşi Ea’ya düşüyor: Yepyeni bir ahit yazmak!

 

TAZE KAN ŞART

 

Anlaşılacağı üzere filmimizin kötü adamı Tanrı. Hikayemizin kahramanı ise şimdiye dek hikayesi hiç anlatılmayan, var olup olmadığı dahi bilinmeyen Ea. Daha başlangıçtan sıradışı bir film olduğunu belli eden Yeni Ahit, girizgahındaki munzur mizahını neredeyse hiç kaybetmiyor. Her şey Ea’nın babasına isyan ederek evden kaçmasıyla başlar. Ama kaçmadan önce babasının bütün planlarını altüst eden bir şey yapar Ea. Babasının bilgisayarından bütün insanlara ölecekleri tarihi kısa mesaj olarak atar. Böylece hem babasının elindeki en büyük “kozu” almış olur hem de dünyada bir kaos ortamı yaratır. Kapısı ve penceresi olmayan bu evden, rahmetli abisinin küçük heykelinden aldığı tüyoyla çamaşır makinesi yoluyla kaçan Ea, bir bebeğin anne karnındaki yolculuğuna benzer bir tecrübenin ardından şehirdeki bir çamaşırhanenin içine düşer. Babasının, “insanların hayatlarını nasıl daha kötü hale getiririm?” düşüncesiyle yazdığı dünya kurallarıyla daha ilk adımında tanışan Ea yağmura yakalanır. Ve daha sonra dünyadaki her aç insanın yaptığı gibi çöpleri karıştırır. Ve ilk tanıştığı evsizi de yepyeni ahitini yazdıracağı katipi ilan eder. Ölecekleri tarihi bilmenin getirdiği kaos ortamı, Ea’nın işini kolaylaştırır biraz da. Bu anlamda filmin, Tanrı’nın insanlar üzerindeki en büyük etkisinin ölümün bilinmezliği üzerine kurulu olduğu fikrini yinelediğini söyleyebiliriz. Ve aslında insanların öleceğini bilmenin korkusuyla ya da ölmeyeceğini bilmenin rahatlığıyla yaptıklarını gösterir. Ama tabi asıl meselesi bu değildir filmin, bunu sadece bir komedi ya da dram unsuru olarak kullanır Dormael. Öte yandan ilerleyen yeni ahiti yazma çalışmaları filmin asıl iskeletini oluşturmaya devam eder; Küçük bir kız, dünyanın işleyen düzenini küçük adımlarıyla ve kadrosuna kattığı yeni transferleriyle (havarileri) değiştirmeye başlamıştır.

 

YAZILANLAR GELİR BAŞA

 

Ea yepyeni ahitini yazmaya çalışırken, babası da peşinden aynı yolu izleyerek (çamaşır makinesi) dünyaya gelir. Onun doğumu biraz sancılı olur(!). Diğer bir deyişle sıradan bir insan gibi doğar ve onların arasına karışmak zorunda kalır. Kendi yazdığı dünya “kanunları”yla cebelleşir. Gereken uyku miktarının her zaman “10 dakika daha” olması, ne zaman küvete girseniz telefon çalması, yere düşen ekmeğin her zaman reçelli tarafının yere denk gelmesi, sıra beklerken diğer kuyruğun daima daha hızlı ilerlemesi ve bu gıcıklıkların hiçbir zaman teker teker olmaması gibi insanların başına musallat ettiği kanunlarla yüzleşmek zorunda kalacaktır. Üstelik bir Tanrı olarak değil, sıradan bir insan olarak. Öyle ki, yönetmen Dormael, Tanrı’ya ölüm korkusunu bile yaşatacaktır. En azından 113 dakika boyunca Tanrı’nın kendisi olduğunu ve bu filmde o ne yazarsa o olacağını hatırlatır. Ve sırf O öyle istedi diye öyle olan şeylerin yerine, sırf herhangi bir insan böyle istedi diye böyle olan bir dünya resmi çizer. Bu tarz cümlelerin kulağınıza “ağır” geldiğinin farkındayım. Ama Dormael’in söylemeye ya da yapmaya çalıştığı şeyi anlamak ya da ondan keyif almak için 113 dakikalığına emniyet kemerlerinizi gevşetmenizde fayda olacağını düşünüyorum.

 

İNSANLARI DİNLİYORUM GÖZLERİM FALTAŞI

 

Filmin dinle bir sorunu olduğunu söylemek yanlış olur. Öyle olmuş olsa dünyayı kurtarmak için Tanrı’nın kızını seçip kurtuluşu da bir Tanrıça yaratmakta göstermezdi. Filmin sorunu daha çok Tanrı’yla. Keyfine göre yarattığı insanlarla istediği gibi oynayan, canı isteyince onları öldüren bir karakter olarak tanıtılan Tanrı’nın, tek taraflı kontrol mekanizmalı gücüdür asıl sorun. Özetle, iktidarın kötüye kullanılmasıdır Dormael’i rahatsız eden. Yarattığı insanları dinleme nezaketini dahi göstermeyen Tanrı için onlar birer oyuncaktan farksızdır. Bu anlamda Ea’nın havarilerini seçerken 12 değil de annesinin uğurlu sayısı (bir beyzbol maçındaki oyuncu sayısından hareketle) 18 havariye ulaşma çabası da Tanrı’nın kurallarıyla oynamaktır aslında. Aynı şekilde Ea’nın havarileri toplama şekli de babasının kötücül ve itici tutumlarının aksine insancıldır. Onlarla konuşur, dertleşir, içlerini dökmelerini sağlar ve en önemlisi onlara özel olduklarını hissettirir. Ea’nın dediğine göre her insanın kendine özgü bir müziği vardır. Onların göğüslerine kafasını yaslayıp müziklerini dinleyen Ea bir anlamda onlara içlerindeki güzelliği gösterir. Onlara engeller çıkarmak ve kusurlarıyla dalga geçmek yerine onlara nasıl mutlu olacaklarını anlatır, yol gösterir. Bu anlamda Ea’nın bir “elçi” ya da “peygamber” gibi resmedildiğini de söyleyebiliriz. Okuma yazması olmayan Ea, mucizeleriyle de ideal bir karakterdir bu görev için. Yeni Ahit’i, dertleştiği bu altı insanın ağzından rastgele dökülen cümlelerle yaz(dır)ması da Tanrı’nın kanunlarının tersine çevrildiğinin bir başka örneği olarak görülebilir. Tek bir kişinin keyfine göre yazdığı kanunlar değil, farklı ekonomik gruplardan, mesleklerden ve yaş gruplarından insanların, ne zaman öleceklerini bilerek, içlerinden geldiği gibi söylediği şeylerdir yeni dünyanın düzenini oluşturacak olan. Ve bu düzende; Dünya kurtarılması gereken bir yer değil, yaşanması gereken bir yerdir. Bu yüzden geleceğe yatırım yapmak değil, şimdiyi yaşamaktır insanı ve dünyayı daha güzel kılan.

 

BİR DANTEL ÖRTÜN DÜNYAYA

 

Dormael’in bu filmi çekerken bir derdi var mıydı bilmiyorum. Ama varsa da dinlerle ya da inançlarla bir sorunu olduğunu sanmıyorum. Olabilir de. İsteyen de öyle okuyabilir filmi. Her ikisini de anlayabilirim. Ama bence bu film bir “düzen” eleştirisi ise eğer, bunun temelinde din ya da Tanrı’dan daha fazlası olduğunu düşünüyorum. Dünya üzerindeki insanları en fazla sayıda ve en hızlı şekilde bir araya getiren ya da ayıran faktörün din olduğunu hepimiz kabul ederiz heralde. Dormael de mizahını tam da bu sebepten ötürü böyle bir zemine oturtuyor. Çünkü yaptığı şeye kahkalarla gülenlerden daha çok eleştirenler hatta onu en kibar tabiriyle “hadsiz” bulanlar olacağını biliyor. Bunu da istiyor zaten. Çünkü bu durum tam da onun bahsettiği söylemi doğruluyor. Hiç görmedikleri bir varlıktan korkan ve ona sığınan insanlara, yalvardıkları kişinin Ea’nın tabiriyle “g.tün teki” olduğunu söylüyor. Bunun karşılığı olarak bu insanların aşırı reaksiyon vermeleri de tam da Dormael’in dediği gibi; böyle bir dünya düzeninde insanlığın kurtulma şansının olmadığını gösteriyor. Filmin finalinde, Ea’nın elçiliğiyle anne karakterinin yeni dünyanın Tanrı(ça)sı olması da buna bir göndermedir aslında. Düzen değişmiyorsa en azından “düzen” değişsin diyen Dormael’in söylemi feminist olmasının yanı sıra teslimiyetçidir de. Bunu hem insanlığa veya yine Tanrı’ya bir eleştiri olarak okuyabileceğimiz gibi Dormael’in kolaya kaçtığını da söyleyebiliriz. Kadının yönettiği bir dünya düzeniyle bitirdiği filminde “mühim” değişiklikler yapmak yerine gökyüzünün rengini pembe yapıp dünyanın her tarafını çiçek desenleriyle dolduran bir Tanrıça profili çizmesi biraz da rahatsız edici aslında. Yönetmen Dormael, eleştirisine devam ederek “eril dünya düzeninin kadını getirdiği hal bu işte” diyor ve evlerine hapsedilen ev kadınlarının dünyadan beklentilerinin ve hayata bakışlarının ne hale getirildiğini bu şekilde göstermeye çalışıyorsa ne ala. Ama böyle bir tercihin filmin genel mizah havasına daha uygun olduğu için yapılma ihtimali de insanın kafasını kurcalamıyor değil. Hangi amaçla olursa olsun eşine az rastlanır bir film Yeni Ahit. İster dini bir gönderme olarak okuyun ister iktidarı elinde tutan ve keyfi olarak kullanlara yapılmış bir gönderme olarak. Ne de olsa mizahın kestiği parmak acımaz. Hazır ağlanacak halimize gülmeye alışmışken, Dormael’in hatırına dünyaya bir de dantellerin ardından bakıverin ne olacak...           

 

 

 

YORUMLAR [0]