SİNEPOEM

OLAN VE YOK OLAN (THIRD PERSON)

Esma Belgin Özdemir

@ebelginozdemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

Bir yazar için ne kadar da cazip bir konudur koordinatsız insanlar. Okuması kışkırtıcı, seyirliği görkemli.

 

Aklı fazlaca gam yapmış bir yazar. ‘Beni izle’ diyor hep bir iç ses. Ardına takılıp gitmekten başka şansı yok, ne de olsa yaş ilerledikçe insan başarısızlıklarıyla uzlaşmayı öğreniyor.

Kimse kutsal acısından tümüyle vazgeçemez değil mi?

 

Yazmanın yaygaracı bir yanı var… Çarpışma’nın (Crash) oscarlı yönetmeni Paul Haggis, yine birbiri içine eklemlenen çok katmanlı öyküleri bu kez Üçüncü Kişi (Third Person) adı altında perdeye yansıttı. 2014’te vizyona giren film -nedendir bilinmez- ülkemizde gösterim şansı bulamadı henüz.

 

Üç kent; Paris, New York, Roma… Michael (Liam Neeson), Julia (Mila Kunis) ve Sean’ın (Adrian Brody) aşk ve kayıpları ekseninde, birbirine dokunan üç hikayeye tanık oluyoruz. Evlilik, çocuk ve aşk kavramlarını hayatlarına yedirmiş kahramanlarımız, günün birinde hiç beklemedikleri bir talihsizlikle karşılaşıyor. Ve düşünceler zeytin dalı dağıtmıyor artık.

 

Ünlü yazarımızın ( Liam Neeson) anlatacak çok şeyi var. Ama bu yazmak için yeterli değil elbette. Yazmak için ‘neden’e ihtiyaç vardır. Michael, geçmişine sıkı sıkı sarılan, geçmişini içine çeken bir adam. En etkileyici yanı ise; gidenlere ardından kaybolacakmış gibi bakması… Birileri ‘izle beni’ derken, o aslında ‘bırakın peşimi’ iç sesiyle yazıyor, yüzleşiyor, gerçeğe bürünüyor.

 

Film boyunca trajik suçlara rastlıyoruz. Kimseyi suçlamıyorsunuz. Yargıç olma ihtimaliniz de çekip alınıyor elinizden. Yönetmen Paul Haggis çok becerikli bir yazar, soru işaretsiz yapamayan türünü çok iyi tanıyor. Kalemini, kamerasını, iç görüsünü çok iyi yansıtıyor perdeye. Öyle ki, bizim gündelik yaşamımızda pek de kullanmadığımız ‘üzgünüm‘ ifadesi çok gerçek, çok canlı, olması gerektiği yerde. Bu yüzden hayatları uzun bir özür dileme seansı gibi her birinin.

 

Olivia Wild; çok çekici, Mila Kunis; şaşırtıcı derecede iyi, Moran Atias; vaatkar. Filmin kadınları; gözlerini kaçırmayan, aldığından daha çoğunu verecek kadınlardan. Sevmeyi bilen erkeğin kokusunu çok uzaktan alacak kadar keskin burunları var. Dürüstlük aşık olduktan sonra yitirilen bir erdem mi diye soruyoruz örneğin. Bedenin dostu şehvete tanık oluyoruz sonra, ruhun esaretinden sıyrılmak için. Ezcümle; dramatik bir biçimde iç içe geçmiş hikayeler var Third Person’da.

 

Üçüncü kişileri izlerken hepsinin dilinden senkron bir biçimde Leonard Cohen dizeleri döküldü bana kalırsa:

 

Heyhat, ne böylesine derin bir aşka gidebiliyorum

Ne de korunmak istediğim bir sevginin yanında uyuyabiliyorum.

Ama bir kadına dokunmayı özlüyorum, çünkü ten sıcak ve tatlı

Soğuk iskeletler geçiyor her gece ayaklarımın dibinden…

 

Afişinin bile seyircisi ile konuştuğu filmin size anlatacak çok şeyi var.

YORUMLAR [0]