SANATA MEYYALİM VALLA HAYRETTEN

ÖFKEYE TANIK OLUN! (MAD MAX: FURY ROAD)

Hasan Hüseyin Toydemir

@hhtoydemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

BU FİLMDEKİ KADINLARIN EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ GÜÇLÜ VE KARARLI OLMALARI DEĞİL, ÖFKELERİ. FİLMİN BAŞ KAHRAMANI MAX’IN BİLE KOLTUĞUNU SALLAYAN BİR ÖFKE BU.

Seyreyleyin cümbüşü

1980’li yıllara damgasını vuran efsane üçleme Mad Max’in geri dönüşü de “çılgın” oldu. Sadece serinin hayranlarını değil bütün sinemaseverleri heyecanlandıran, fragmanlarıyla vizyonuna aylar kala merak katsayısını tavan yaptıran Mad Max: Fury Road, şu anki tabloya bakılırsa hem seyirci hem de eleştirmen cephesini mutlu etmişe benziyor. İlk üçlemenin son filmi Mad Max: Beyond Thunderdome’dan tam 30 yıl sonra vizyona giren Fury Road, büyük bir çoğunluğa göre serinin en iyisi. Filmin iyiliği kötülüğü kadar konuşulan bir başka mevzu ise feminist duruşu. Filmdeki kadın karakterlerin temsili ve hikayedeki yerleri feministleri oldukça memnun etmiş gözüküyor. Güçlü kadınları ve takibi zor aksiyonuyla Mad Max: Fury Road, tıpkı 1979 yılındaki serinin ilk filmi gibi aksiyon sinemasının kurallarını yeniden yazmaya niyetli.

Öfke nelere kadir

Filmin teknik üstünlüğü ve Miller’ın muhteşem hikaye anlatıcılığını tartışmaya açık bulmadığım için çok değinmek istemiyorum. Daha ziyade filmin “su götüren” taraflarını konuşmak daha doğru olur sanırım... Serinin diğer filmleri gibi Fury Road da salt bir aksiyon değil. Karanlık bir gelecekte kurtuluşu arayan insanlar, serinin bütün filmlerinde olduğu gibi bunda da olay örgüsünün merkezinde. Ölümsüz Joe adında, vücudunun her tarafı yaralarla dolu bir adamın yönetimindeki “su” kabilesinin savaşçılarına yakalanan Max’in buradaki ilk işlevi “savaş oğlanları”na kan torbası olmaktır. Kabilenin güvenilir isimlerinden İmparator Furiosa (Charlize Theron), Ölümsüz Joe’nun haremindeki bütün “damızlık”ları kaçırır. Kazınmış saçları ve korkusuz bakışlarıyla klasik kadın kahramanlardan olmadığını daha filmin başında adeta haykıran Furiosa, ilk gözüktüğü andan itibaren bir lider gibidir. Furiosa’nın aksine kadınsı kıyafetlerle -rolleri gereği de olsa- gösterilen diğer kadınlar ilk iş olarak bellerine bağlanan “bekaret” kelepçelerinden kurtulurlar. Su tankerinin hortumuyla yıkanırlarken filmde kadın ve erkek rollerinin içiçe geçtiğini gösteren bir plan dikkat çeker. Max’in onları gördüğü sahnenin genel plan çekiminde hamile olan kadının hortumu elinde tutuşu, bir erkeğin cinsel organını tutuşunu andırır. Miller filmin başlarına koyduğu bu karşılaşma sahnesinde erkeklik ve kadınlığı temsil eden simgelerin “el” değiştirdiğini anlatır belki de. Hemen ardından Furiosa ve Max’in kapıştığı sahnede silahı ateşleme cesaretini gösterenin Max değil de Furiosa olması, bu savı destekler niteliktedir. Furiosa, isminden de anlaşılacağı üzere filmdeki tüm kadınların öfkesini ve içlerindeki çılgın tarafı temsil etmektedir. Ama bu öfkenin sadece bu film için olmadığı zamanla anlaşılacak bir mevzu.

Anne sütüne su karışırsa

Filmde üç önemli kaynağı; suyu, petrolü ve silahı elinde bulunduran üç grup günümüze uyarlandığında çeşitli anlamlar yüklenebilir. Ama Miller’ın kafasının bu kadar yüzeysel çalışmadığını biliyoruz. Her zaman daha karmaşık işleri seven bu adam, bu kez de kamerasını asıl odak noktasına usul usul kaydırıyor ve su, petrol ve silaha değil; kan, anne sütü ve tohuma yoğunlaşmamızı istiyor. İnsanlığın geleceğini bu sacayak üzerine oturtan Miller, bu yüzden filmin kırılma anında kahramanlarını başladıkları yere geri döndürür. Çünkü umut kaçışta değil kurtuluştadır. Ve kurtuluş için kanın, anne sütünün ve tohumun özgürleşmesi şarttır. Bunların hepsinin hapsedildiği yer ise Ölümsüz Joe’nun kontrolündeki kabiledir. Filmin başında zorla kanı alınan Max, filmin sonunda gönüllü olarak kanını Furiosa’ya verecektir. Furiosa ve ekibi kabileye geri döndüklerinde sütleri sağılan anneler yerlerinden kalkarak çarkları tersine döndürürler. Ve ilk iş olarak tohumun büyümesi için gereken su da tamamen halka sunulur. Böylece umudu geleceğe taşıyacak olan sacayak özgürleştirilir.

Bu ne yaman çelişki

Mad Max: Fury Road’u izlerken, üç temel kaynak olan su, petrol ve merminin hem kıtlığının çekilmesini hem de har vurulup harman savrulmasını anlamakta güçlük çekebilirsiniz. Aslında sistemin işleyişi daha doğrusu işlemeyişi düşünüldüğünde kulağa o kadar da karmaşık gelmiyor bu. Miller’ın apokaliptik dünyasında sistemin hammaddesi insan. İnsanlıktan çıkmış olsalar bile çarkları döndüren onlar. Dolayısıyla bu karanlık gelecek tasvirinde sistemin başka türlü işlemesi beklenemez. Umudun yittiği, yarından sonrasının hayal edilmediği bu “yevmiyelik” dünyada elde olan her şey, güç kimdeyse ondadır. Ve bu efendiler dünyaya ait olan ellerindekileri, dünyanın daha iyi bir yer olması için değil kendi bekaları için kullanacaklardır. Hal böyle olunca dünya üzerindeki temel kaynaklar, hem kıtlığı çekilecek hem de fütursuzca harcanacaktır. Miller bu serideki bütün filmlerde temel hikaye örgüsünü kulağa çok tanıdık gelen bu çelişkiyle besler. Önce bizi umudun olmadığına inandırır. İnsanı bütün sınırlarından arınmış halde gösterir ve geleceğe şimdinin daha basit ve gerçek halini yansıtır. Daha sonra bütün bu karmaşanın kaynağı olan insanı umutsuzlukla umudun içiçe geçeceği bir merkeze oturtur. Ve her defasında, varolmadığına inandırdığı umutla koyar noktayı. Ama umudu çok mühim yerlere gizlemez. Alelade bir yerde olduğunu anlatır. Miller’ın dünyasında delilik, çılgınlık en yüce mertebedir çünkü. Ona göre dünya kafayı yemiştir. Hiç bir harita ve yön mefhumu yoktur. Böyle bir dünyada normal olmak ahmaklıktır ve işe yaramaz. Bu yüzden filmlerinde umut hep delilerin ve çılgınların olduğu yerdedir. Fury Road’un sonunda Furiosa aklını dinleyip kolay olanı seçseydi muhtemelen yok olup gidecekti. Ama “çılgın” Max’in gösterdiği zor ve kanlı olan yolu seçtiği için insanlık adına doğru bir şey yapabildi. Her şeyin birbirine girdiği bu dünyada yine Max’e kulak vermekte fayda var: Çılgın olan kim? Ben mi yoksa geriye kalan herkes mi?

Damarlarındaki asil kan!

Film vizyona girdiği günden beri güçlü kadın karakterleriyle önemli bir gündem oluşturdu. Bunda hem Charlize Theron’un muhteşem bir şekilde hayat verdiği Furiosa karakteri hem de hikayenin sonunda kadınların önderlik edeceği bir medeniyet tasvirinin yapılması etkili olmuş gibi gözüküyor. Aslında serinin diğer filmlerinde de bu filmdeki kadar olmasa da Miller’ın güçlü kadınlarıyla karşılaşmıştık. İlk filmde Max’in karısını motor çetesinden kurtarmaya çalışan yaşlı teyze, ikinci filmde petrol çıkaran gruptaki savaşçı kadınlar ve üçüncü filmde Tina Turner’ın hayat verdiği Bartertown’un lideri Aunty Entity karakterlerinin az çok Miller’ın kadınlara bakışını yansıttığını söyleyebiliriz. Tabi burada Furiosa’nın farkı sadece güçlü ve savaşçı bir kadın olması değil, aynı zamanda hikayeye yön veren kararları ve kimseye ihtiyaç duymadan kendi ayaklarının üzerinde durabilmesi. Filmi feminist bulanların temel aldığı noktalar bunlar muhtemelen. Ama bana sorarsanız filmi feminist çizgiden uzaklaştıran bir kaç önemli kırılma anı var. Yukarıda bahsettiğim gibi Furiosa’nın tam da uzaklara yol alacağı sırada onu yolundan döndürüp “doğru” yolu gösteren Max. Yine aynı şekilde Furiosa kan kaybından ölmek üzereyken ona kanını vererek hayatta kalmasını sağlayan yine Max. Evet, Furiosa çok güçlü bir kadın profili. Cesur, savaşçı ve aksiyon filmlerinde görmeye çok alışık olmadığımız şekilde liderlik vasıfları olan bir karakter. Ama tüm bunlara rağmen Miller bu karakteri çok da yüceltme taraftarı değil. Bunu ister filmin adını taşıdığı için yaptığını düşünün isterseniz başka temellere oturtmaya çalışın isterseniz de görmezden gelin ama Miller bu filmin kahramanının Max olduğunu söylemeye çalışıyor. Max üç filmdir yaptığı gibi insanlara kurtuluşun yolunu gösteriyor ve çekip gidiyor. Geride tek kolu olmayan, güçlü bir kadın lider kalıyor. Ama şunu unutmayın: O liderin damarlarında Max’in kanı dolaşıyor.

Tanık mısınız?

Mel Gibson’la hayat bulan ve efsaneleşen Max karakterine onun kadar yakışan ve yeni bir üçlemenin habercisi olan Tom Hardy’nin karizmasına, 1979 yılındaki ilk Mad Max filminde tanıştığımız ve aksiyon türüne yeni bir boyut katan Miller’ın, yeniden türün imdadına yetişen zeka dolu kamera açılarına, Charlize Theron’un tek bir anını bile boş geçmediği müthiş Furiosa performansına, film boyunca gitar çalarak gönülleri fetheden Sean Hape (iOTA)’in 3D’ye yeni bir anlam kazandırarak beynimize girmesine, gerçekten kimin çılgın olduğu konusunda en az Max kadar karamsar ve kararsız olacağınıza şüphe bırakmayan yeni bir Mad Max dünyasına ve tabi ki Miller’ın sınırsız hayal gücüne, Savaş Oğlanları’nın deyimiyle “tanık olmaya” hazır mısınız? Tanık olun ve parlakla kromun dansını büyük perdede izleme fırsatını kaçırmayın.

 

Notlar:

* George Miller eşi Margaret Sixel’i filmin kurgusunu yapması için ikna ederken: “Eğer filmin kurgusunu bir erkeğe yaptırırsam, sıradan bir aksiyon filminden farkı olmaz” demiş.

* Filmde Tom Hardy’nin giydiği mont, ilk üçlemede Mel Gibson’ın giydiği montun ta kendisi.

* Filmin storyboardu senaryosu yazılmadan önce hazırlanmış.

* Charlize Theron filmdeki rolü için gerçekten saçlarını kazıtmış ve filmden hemen sonra oynadığı “A Million Ways to Die in the West” filminin çekimlerinde peruk takmış.

* Filmin fanlarına göre bu filmdeki Max karakteri serinin ikinci filmdeki Vahşi Çocuk. Max bu filmde tıpkı onun gibi çok az konuşuyor ve homurdanma sesleri çıkarıyor. Ayrıca Tom Hardy’nin canlandırdığı yeni Max’in, ikinci filmde Max’in çocuğa verdiğine benzer bir müzik kutusu da var.

 

 

YORUMLAR [0]