OYUN VE BÜYÜ

NYMPHOMANIAC VE GÜNEŞ BATARKEN DOĞAN AYETLER

Hamit Uğur

droidyan

BU YAZIYI PAYLAŞ

Kur'an'a göre Firavun, kendi düzenini korumak için kodamanlara, din adamlarına ve sihirbazlara ihtiyaç duyardı. Firavun akıllı adamdı çünkü gerçekten de doğru kullanırsanız koca bir imparatorluğu bu üçüyle rahatlıkla yürütebilirsiniz. Tıpkı sinema endüstrisi gibi..

Kodaman (yapımcı), din adamları (senarist / yönetmen) ve sihirbazlardan (müzisyenler, efekt uzmanları vs). oluşan bir yapıyla seyircinin inançları, duyguları ve algıları üzerinde istediğiniz manipülasyonu yapabilir ve endüstriyi ayakta tutabilirsiniz.

Başarılı bir yönetmen, iyi bir manipülasyoncudur. Duygu mimarıdır. Size hangi tarafta olmanız gerektiğini, olayları/durumları nasıl yorumlamanız gerektiğini, nerede, ne zaman, nasıl duygulanmanız gerektiğini hatta hangi duyguya yönelmeniz gerektiğini söyler/yönlendirir. Ortalama bir sinema seyircisi de zaten tüm bu yönlendirmeye açık ve istekli bir şekilde salonda yerini alır. Bu karşılıklı yazısız bir akittir.

Her neyse.. Bu yazıda manipülatif ve kışkırtıcı sinemanın ustalarından birinin bazı oyunlarına  göz atalım istiyorum. O, bugünkü vasat kullanımıyla “algı yönetimi”ne kendi üzerinden, kendi ismiyle başlıyor. Okulda arkadaşlarının “von” lakabını takıp dalga geçmelerine belki biraz tepeden bakıp, iki isminin arasına “von” ünvanı ekleyen Lars Trier'den bahsediyoruz.

Az sonra ülkemizde gösterime gireceği sırada anlamsız bir sansüre maruz kalan “Nymphomaniac” filmini örnek alarak konuya gireceğiz ama.. Öncelikle orijinal adını bırakıp, filmi “İtiraf: Aşkı unut” şeklinde piyasaya sunarak, esere 70'lerin erotik filmi “Kartal Pendik, Gittik Geldik” mualemesi yapan sucuk tüccarı zekasını bir alkışlayalım isterim.

Joe isimli bir kızımızın 50'li yaşlarına kadar geçen maceralarını, hayat algısını, seks bağımlılığını Brechtyen zaman sıçramaları ve epizotlarla anlatan filmi bir roman olabilecek kadar güçlü bulduğumu belirtmeliyim. Lars Trier'in iki isminin arasına “von” getiren zekası ve bilgi birikimi; gözyaşlarıyla,  öykülerle halkı uyutan bir vaiz enerjisiyle seyircisini, sadece olumlamak için kafa sallayan ve huşu içinde iftar açan kişilere dönüştürüyor.  Bu konuda dünya sinemasının en başarılı yönetmenlerinden biri olduğunu biz kabul etsek de kendisi öyle demiyor. (Cannes film festivalinde  “dünyanın en iyi yönetmeni” olduğunu söylemişti.)

Nymphomaniac, filmini izlerken biliyoruz ki Joe büyüyecek ve nemfomanyak olacak. Peki nedir Nemfomanyak? Aşırı cinsel arzu taşıyan, doyumsuzluğunu hastalık derecesine ulaştıran bu sebeple sosyal ve psiklojik olarak zedelenmelere maruz kalan kadın. Bu bir hastalık ve tedavi edilmesi gerekiyor.  Joe daha küçükken ve hasta olmadan önce herkes gibi cinsiyetini keşfetmeye başlıyor. Bunu mekanik ve kinetik enerjiye olan sevgisiyle başlatıyor, banyoda kız arkadaşıyla su kurbağası hareketini taklit ederek cinsel hazla ilk temasını gerçekleştiriyor. Trier'in, Joe'nun spor salonunda bir halata tırmanması sahnesini yazarken Al-i İmran Suresinin 103. ayetini aklına getirdiğini sanmıyorum ama benim aklıma getirdi. “Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın.”  Film de burada başlıyor bana göre.. Bizim bu filmi algılamamız da öyle..

Sokakta perişan bir halde kendisini bulup eve getiren Seligman'ın yatağında bir psikolog seansındaymış gibi uzanırken şöyle diyordu Joe: “Belki de benimle başka insanlar arasındaki fark, benim gün batımından hep daha fazlasını isteyişim olmuştur. Güneş ufka uzandığında daha göz kamaştırıcı renkler görmeyi isterdim. Hatta belki bu benim tek günahım.”  Filmin sonuna yaklaştığımızda Joe'nun “belki de tek günahım” dediği şeyin aslında hayatını girdaba sürükleyen algının ta kendisi olduğunu anlıyoruz. Bir merakın, arzulaşması, arzunun bedenselleşmesi ve bedenin putlaşmasının kaynağı.  Joe'yu bir nemfomanyağa ve sonunda bir katile dönüştüren özünde çok masum bir istek, merak.

Bir kilise odası gibi sade ve bir psikolog odası hissini verecek şekilde döşenmiş, mizansene ve öyküye hizmet eden oda dekoru kurmak, Trier'in zaman sıçramaları, epizotik anlatımı ve aynı karakteri farklı ve birbirine benzemeyen oyuncuların canlandırması (yabancılaştıma) için, seyirciyi katarsis hissini vermeden öyküde tutmaya yönelik tasarladığı bir alan.  Bu alanda bilimden ve dinden bahsetmek için gerekli enerji var.  Bu ortamda Katolik kilisesinin günah çıkarma ritüelinde söylenen “benim büyük günahım” anlamındaki “mea maxima culpa”ya karşılık, “Mea maxima vulva” “benim büyük vulvam” olarak bedenin putlaşma ayinine kapı açılabilir.  Mekan ve atmosfer önemli bir araçtır.

Ana karaketerin dikkat çekici bir özelliğe sahip olması öyküyü çekici kılar. Bir nemfomanın karşısına aseksüel birinin getirilmesi, çatışma ve yorumlama için kurnazcadır. (Türk erkeği, Yunan kızını seviyor zekasından hallice.) Seligman karakteri, Amerikalı psikolog, self-help kitapları yazarı Martin Seligman'a gönderme yapan, aseksüel, entelektüel  “objektif olumlayıcı”dır. Seligman, Joe'nun durumunu matematik, sanat, mitoloji, psikoloji müzik bilgilerini kullanarak yorumlayabilir. (Senaryoda süsleme sanatları) Biz de bu manipülasyon sürecinde Seligman'ın çizdiği rotada devam ederiz.  Joe “Benim tek günahım güneşin batışı falan filan” derken Seligman, “Neden dinin en anlayışsız kavramı olan günahtan bahsediyoruz? Dinin ötesine geçelim.” der. E demesi de gerekir ki filmin peygamberi Trier derdini anlatabilsin. Mesela Babil'in ünlü fahişesi ile İmparator Cladius'un karısı olan nemfoman Messalina'nın göksel varlıklar gibi Joe'yu ziyaret etmesi mucizesi gerçek olsun. Tam da Joe doğada ilk orgazmı tadarken ve yükselirken. (Rum Ortodoks Kilisesi'ne gönderme.)

Joe, arzuyu putlaştırmış, hayatının merkezine almıştır. Biliriz ki bu apaçık bir şirktir ve her şirk gibi bu da mantıksal ve ahlaksal bir tabana oturmak zorundadır. Toplumun iki yüzlü olduğunu söyler Joe, doğru olanı söyleyip yanlış olan yüceltilirken, yanlış olanı söyleyip doğru olanı düşünenleri toplumun alçattığını belirtir. Ama Joe öyle midir? İnsanın temel güdülerinden kaçmaz, her zaman bir şey ne ise onu apaçık söylemesiyle gurur duyar. O dürüsttür ve bir nemfomanyaksa nemfomanyaktır, “seks bağımlısı” değil.  İşte burası can alıcı nokta:

Filmin sonunda pek de dindar olmayan Yahudi Seligman'ın da uçkuru çözdüğünü görürüz. O entelektüel, saygılı, sevgi yumağı, dost Seligman niyeti bozmuştur. Bu da Trier'in Yahudi diasporasından intikamı olsa gerek. Melancholia'da  “Hitler'i anlıyorum”  dediği için topa tutulmuş, özür dilemek zorunda kalmıştı.

Neden Seligman “Zaten bin kişiye vermişsin” gibi öküzce bir biçimde Joe'ya saldırır? Çünkü Joe haklıdır. İnsanlar iki yüzlüdür. Zavallı Joe sevdiği adamı kaybetti, yuvası dağıldı, güvendiği insanlar onu sırtından vurdu, çocuğu koruyucu aileye teslim edildi o da çareyi, gerçek ve somut iyi olanı kendine sunan bedeninde bulacağını sandı. Hatta acıdan haz çıkarıp bedenini tahrip edercesine..   Lars'ı “von” Trier yapan da budur. Biz de Joe'ya hak veririz. Joe'nun şirkini görmezden geliriz. (İyi manipülasyon buna denir.) Dalgaları Aşmak filmini hatırlayın, kötürüm kocasını hayatta tutmak için onun cinsel fantezilerini gerçekleştiren bir kadına toplum kötü gözle bakıyordu. Biz de “Hayır o kötü değil, aşk ve bir insanın hayatı için bu fedakarlığı yaptı” diyorduk. Hatta filmin sonunda kadın kahramanımız göksel çanlarla azize mertebesine çıkıyordu. Bunlar gerçekten çok zekice hazırlanmış hileli denklemlerdir.  Hikaye anlatarak ağlayan din adamlarının tek bir ayetten bahsetmemesi gibi.

Uma Thurman'ın kendisini terk eden kocasını üç oğluyla beraber Joe'nun evine kadar takip ettiği sahneyi hatırlayın. Mrs. H, (Uma Thurman) çocuklarını alır, Joe ve Mr. H'in seviştikleri yatağa oturtur. “Bu mekanı iyi hatırlayın, özellikle de yatağı, sonra terapiye gittiğinizde işe yarar.” diyerek müthiş bir ajitasyon yapar. Filmin en komik sahnesidir. Perran Kutman ve Şener Şen'in meşhur baskın sahnesi gibidir. Hani kadın, kocasını sekreteriyle uygunsuz biçimde basar, küçük oğluna “Tükür ulan babanın suratına!” der ya.. İki sahne de aynıdır aslında. Çok trajik bir durumun mizaha dönmesi. Taşralı aldatılan kadın, şapşal koca, çocuklar ve ruhsuz metres. Seyirci Mrs. H için üzülemez bile. Aptal bir kadındır sonuçta. Halbuki ortada bir aile dramı vardır. Yönetmen, durumu  bu şekilde kavramanızı istemez. O yüzden kadın karakter aptalcasına ajitasyon yapar, dikkat dağıtır. Joe'nun bir başka sevgilisinin de sahneye girmesiyle iş bulvar komedisine döner.

Kocasına “Bütün boşluklarımı doldurmanı istiyorum.” der Joe. Bu, güneş batarken başka renkleri istemektir işte. Cehennemi bir doyumsuzluktur. Kaf Suresi 30. ayette cehennemin “Daha yok mu?” demesi gibidir. Nefsi doymak bilmez, bedenini yaradılış kapasitesinden üstün şeyleri yapmaya zorlar, Yunus Suresi 44. ayeti aklımıza getirir bu “Doğrusu Allah, insanlara zerrece zulmetmez. Fakat insanlar kendilerine zulmederler.” 

Bu yazıyı “Bakın  Allah'a inanmadı nemfomanyak oldu” şeklinde anlayanlara “10 şapşirik point!” vererek şu sözü hatırlayalım: “Bana incil'in herhangi bir sayfasını verin, size bir film yapayım!” Şimdi size bir ayetle Nymphomaniac filmini özetleyelim ve bu sözün ne kadar yerinde olduğuna bakalım:

“Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilah'a tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa 'ağır bir ceza ile' karşılaşır.” Lars von Trier Furkan Suresi 68. ayeti bilmez ama bilmeden de olsa tam da bu ayetin filmini çekmiştir.

Bir filmi nasıl okumalıyız? Elbette ki eserin yaratıcısını anlamaya çalışmak önemli ama onun her dediğini almak zorunda değiliz. Eser sahibi bir peygamber tavrıyla kendi öğretisini bize sunar, bunun için çeşitli “hilelere” başvurur, bu onu sanatçı yapar ve böyle de olmalıdır. Biz de kendi vizyonumuzdan eserle çatışırız, çatışmak zorundayız. Aksi halde sanatın saymakla bitmez faydalarından yararlanamayız. Eser bizi geliştirir biz de onu geliştiririz.  Sansür gibi aptalca uygulamalar, insan zekasını aşağıladıkça sanat daha provakatif bir şekilde var olacaktır, olmalıdır da.

Bize göre  Joe  yanlış ipe tutundu. Filmin başında gençken tırmandığı ip, hikayenin sonunda mazoşist duygularını tatmin eden bir fetiş nesnesine dönüştü. Hayatını mahvetti ve cinayet gibi ağır bir trajediyle son buldu.  Trier bile kendi kutsamasında bu sondan kaçamadı. Kaçamazdı. Çünkü biz şunu biliyoruz. “Kalpler yalnızca Allah'ı anmakla huzur bulur.” Rad Suresi 28. ayet.

YORUMLAR [0]