MEDYAHOMUNCULUS

MÜLKİYET İLE ONUR KAVRAMINI EVLENDİRENE YAZIKLAR OLSUN! (MARINA)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

Kara dünyanın masum çocukları için hayat ne kadar da zordur. Yaşamak bu kadar külfetli olmamalı!

 (Türkiye de yerin altından vuruldu! Unutmadık… Soma/2014)

 

Günlerden ‘eti yenmiş kemik gibi’ bahsediyor sanatçılar. Kötü haberler yayılıyor sokaklarda. Emeğin hiçe sayıldığı, yalanın boy gösterdiği bir sırıtmada ölüyor serçeler. Bir bakışa ne kadar para vermeliyiz ey erdem sahipleri? Her şeyi nakit alıyormuşsunuz. Türkiye yerin altından da vuruldu. Eğlence kamplarında, kredi kartını kafası dağınıkken lavaboda düşürenler anlamaz tabi bu durumdan. Ya da kimseye güvenmeyen kuşkulu dostsuzlar, ölüm hikayelerine bayılırlar. Yıllar önce İtalya ve Belçika da aynı şeyden denendiler. Ülkeler birbirine mi benziyordu? Nedendi farklı dilde aynı görüntüler?

“Güney İtalya 1948-Annenin yeterli kömürü olduğundan daima emin ol. Böylelikle tutumlu oluyor, hepsi geçen kış içindi. Artık evin reisi sensin. Ben bir süreliğine ayrılıyorum.” 2013 Belçika, İtalya ortak yapımı olan “Marina” adlı film bize mühim meseleler aktaracak. Bu filmin yönetmeni Stijn Coninx’tur. Filmin iç acıtan konusu şöyledir: Kuzey ülkeleri çok zengin diye Belçika'ya gitmeye karar veren baba, ‘iş zor ama işe verilen para çok büyük’ diye kömür madenlerinde çalışmaya karar verir. Aile kavramına geleneksel görgüler ve vicdanıyla bağlanan toplumlarda, insanlar çocuklarına kendilerine verilen emanet gözüyle bakarlar. Ebeveyn ve içinden en çok da baba,  kurttan, tilkiden yumuşacık evladını korumalıdır. Bir eylemde bir çok dilek araya girer. Baba bireysel arzusu olan kendi demir atölyesini kurmak için de bedel ödemeyi, ailesinden ayrılmayı göze alır. Önceden bağımsız değildir. Büyükbabanın yanında çalışıyordur. Ah yine mecburiyetler yüzünden kopan aileler ve zavallı Belçikalı kadınlar.

“Bana bir hediye getirecek misin baba? Bir akordiyon” Sürekli bir şeyler almak zorunda mıdır baba, anne? Yani sevebilmek için para mı çıkarman gerekiyor? Aslında dolaylı yoldan seviyorum demenin adı değil mi bu? Eşya ile ifade gücü nasıl bir imgesel anlatımdır. “Sana istediğin tüm şeyleri almak istiyorum” garip bir vaad değil mi? Aile bireyleri şartlanmış olmuyor mu her şeyin alınması gerektiğine? Bir beklentiye giriyor kızlar, erkekler. Ya alacak gücü yoksa, kötü-gaddar-güçsüz-bencil sıfatını hakediyor mu babalar-anneler? Zorluklar arasında müzik yeteneğiyle doğmuş olan Rocco, bazen ilgilendiği müziğe annesine yardım ettiği için, vakit ayıramaz. “Ama müzik bir disiplin işidir.” “Babam dünyanın en zengin

ülkesinde çalışıyor. Üç yıl içinde bana bir demirci dükkanı alacak.” Bu umutlarla yıllar, ardı arkasına geçer. Ne demir dükkanı açılmış, ne de Roco’ya akordiyon alınmıştır. Tabi filmde anne oldukça yalnız ve zorluklarla başbaşa kalmıştır. Sevgisi, insanların hor gördüğü işlerde çalışmasına mani değildir. Çünkü yavrularını sevindirmek ister. İşçilerin çamaşırlarını yıkar ve gizlice Rocco’nun akordiyon alması için biriktirir. Bu sırada anne ve baba demirden dövülmüş bir makine gibidir adeta. Kimseler sormaz nasılsın, hasta mısın? Baba bir gün geri döner. Üç sene istediklerini yapmak için yetmemiştir. Çünkü insan bu dünyada en ucuz şeydir. Ailesini de Belçika’ya götürmeye karar verir. “Ama benim yerim senin yanındır” cümlesiyle karısına diyecek laf bırakmamıştır. Gurbet ve göç hikayelerinin altını kaldırırsanız, nice erken doğumlar ya da özürlü doğan bebekler görürsünüz. Burada bebek imgesiyle “umut” kavramını düşününüz. Bir türlü evdeki hesap, dünya taktiğine uymayacaktır. Rocco vatanını- arkadaşlarını geride bırakmış, Belçika’da yeni bir okula kaydolmuştur. İtalyalı olmakla dışlanmak çok kolay olmuştur. İnsan fakir olanı aşağılamaya çok hırslıdır. Mülkiyetle onur kavramını evlendirene yazıklar olsundur. Dili gelişmemiş bu çocuk bakkalın kızına aşık olur. Oysa babası mühendis olan rakip erkekler vardır.

 

İNSAN, FAKİR OLANI AŞAĞILAMAYA ÇOK HIRSLIDIR

Savaş sırasında; Rus mahkumlar, Almanlar madenlerin altında çalışmıştı. Şimdi de şu söylenti Rocco’nun aklını bulandırıyordu. “Tüm İtalyan madencilerin çocukları madenlerin altında çalışmak zorunda kalacak.” Babası şerefli ve kalender bir adam olması hasebiyle, çocuğunun kendisi gibi zorluklar çekmesini istemez. Müzikle birincil olarak uğraşmasına da içten içe kızar. Esas meslekten saymıyor mudur? Beden işinde çalışan ve uyumaya zor zaman  bulan işçiler belki de müziği ve sanatın diğer dallarını elbette uçuk buluyordu. Belki de haklıydı. Oğlunu da madenci yapmayacaktı. Kıyamazdı. “Cesedimi çiğneyerek bir madene gideceksin.” Bu filmde baba sevecendir ama tüm kadınları gıcık edecek bir hareket yapmıştır. Oğlunu bir gün okula göndermez ve annesi eve erkek alıyor mu diye kontrol ettirir. Ah bu erkeklerin şüpheciliğinin erdemsizliği! Baba da üç sene dışarıdadır ama kimse ona kuşkuyla bakmaz. Acaba nedendir? Ama yine de kötü düşünemezsiniz seyrederken, çünkü ev çok kötüdür ama yaşam alanı haline getirmek için kulübenin dışına bahçe yapmaya çalışır. İyi aile babasıdır. Hemen görevli tarafından bir yetim gibi azarlanır. Artık İtalya’da değildir evet. Bunu bir kez daha anlamıştır. “Hepimiz bir gün eve döneceğiz. Zengin ve saygın olacağız. Tamam mı? Tüm çalışmam bu yüzden. Gece ve gündüz düşündüğüm bu. Bu benim hayalim. Sen de böyle bir hayale sahip olmalısın.” Babalar hep kadınları yüzünden mi zengin ve saygın olmak isterler? Erkekleri, sanki dünya nimetlerini temin eden, kadınların kölesi gibi göstermek de neyin nesi! Oysa her şeyi, hiç bir zorluk yokmuş gibi tebessüm ve tahammülle idare eden kadınları nasıl unutursunuz? İzleyici adaletli tavır bekliyor elbette.

“Şimdilik basları unut. Çok kafa karıştırıcı. Melodiye sağ elinle başla.” Rocco ruhunun değdiği şeylerde dolaşmaya devam eder. Şu haber onun için bir fırsattır: Yetenek Yarışması: Kim Yeni Dean Martin Olacak?” Tony Bruno bakalım Rocco’yu farkedebilecek midir? Ama akordiyonu “Straddler” olsaydı daha iyi olacaktır. Onun fiyatı da 10,000 frank civarıdır. Her insanın derdi hakikaten ayrı. “Alev üstüne kadar gelirse, tünellerde gaz var demektir. Yüzey alev alabilir. Alev üstüne kadar gelirse, çık oradan.” Kara dünyanın masum çocukları için hayat ne kadar da zordur. Yaşamak bu kadar külfetli olmamalı! “Günlerce bu kara delikte. Bu ısı ve toz içerisinde 1,100 metre yerin altında.” Mayıs ayında bu filmi seçmemin nedeni, buna benzer bir faciayı bizim de yaşamış olmamızdan kaynaklandı. Soma’yı nasıl unutabiliriz ki. 13 Mayıs 2014’te 301 kişi vefat etti. Kara delik kendi insanlarımızı aldı. Evladı için uğraşan onca baba şimdi kayboldu.

Rocco babasının diplerde canhıraş çalışmasını görünce, gerçeğe biraz daha sadık düşünceleri oluşmaya başlar. O da bujileri kopmuş vespaları tamir ederek, ailesine yük olmamayı yavaşça öğreniyordur. Bakkalın sahibi ise kızını sevmesine izin vermeyecektir. Hatta babasının işvereni olduğu için, onu aşağılayarak konuşur. Böyle devam ederse babasını işten çıkaracağını söyler. İnsan her zaman kendi gelenekleri, adetleri ve dili aynı olanla mı evlenmek zorundadır? Tarentella dansı yapan Rocco’ya plak getiren kız arkadaşını da bazen anlayamazsınız. Çünkü zengin olan erkeklere de yüz veriyor görünmektedir. Rocco 10 bin biriktirince bu sefer daha iyi, inci kakmalı bir akordiyonla karşılaşır. “Bunun maliyeti 24,900 frank.” Daha iyiler hep olacaktır. Babası madenci, annesi çamaşırcıdır. Yarışmayı kazanmıştır. “Alkışlarınız Rocco Granada'ya.”

Musibetler insanı rahat bırakmaz, kömür madeninde bir kaza olur. 8 Ağustos 1956, Belçika madencilik tarihinin en karanlık günü. “Güvenlik koşulları tam sağlanasıya göçler durduruldu” dense de kurumlar her zaman bencildir. İnsan, şirketler için önemsiz bir varlıktır. Yalan belge ile kanunda kendilerine uygun bir madde mutlaka bulurlar ve para vermekten sıyırırlar. 821 insan ölse bile ne önemi vardır. Bu sırada siz de Rocco’ya kızacak gibi olursunuz. Müzik sanki acının elinden tutmamak gibi gelecektir. Ama öyle değildir. Rocco insan öldürmemiştir. Haksız yere kızmaya hiç gerek yoktur. Rocco’nun babası çok şükür yaşıyordur. Lakin artık iş kazasına uğramış bir çalışmayandır. Oğlunun Vincent amcası gibi barlarda çalmasını istememektedir. Ama işler göründüğü gibi değildir. Rocco para kazanabilmek için iş bulmuştur.

İşte karşınızda Rocco Granada. Ve babaya itiraflar: “Şu an sayende buradayım. Bu senin sayende. Teşekkür ederim, Baba. Her şey için teşekkür ederim. Hepsi boşuna değildi. Seni çok seviyorum. Sana duyduğum saygıdan dolayı büyük bir anlaşma yaptım. Teşekkür ederim, Baba.” Baba bu durumdan çok etkilenmiş, göğsünü gere gere radyoyu dışarı koymuş, sesini de sonuna kadar açmıştır…

 

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)