SİNEPOEM

MEDYA, AYAKLANAN GÖLGE KRALLIĞI (CHRISTINE)

Esma Belgin Özdemir

@ebelginozdemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

Christine Chubbuck, TV'de –canlı yayında- intihar eden ilk kişi. Elbette az çok Christine Chubbuck'ın hikayesinin nasıl sona erdiğini bilir herkes… Bu şekilde sona ermesinin nedenleri ise if kapsamında seyirci ile buluşan "Christine" filminin içinde saklı.

1974'te televizyonda, üstelik canlı yayında intihar eden 29 yaşındaki bir haber muhabirinin hikayesi ‘Christine.’ Christine Chubbuck'ın psikolojik çöküşü ve 1970'li yıllara ait bir haber odasında başlayıp sonlanan sert ölüm yürüyüşünün izlerini seyrediyoruz bu kez. Bir dönem draması olan ‘Christine’de Yönetmen Campos, Christine’in yavaş yavaş kendi ruhuna batmasını sağlamak için göz kamaştırıcı bir manipülasyona izin veriyor: yoğun ses tasarımı, tepkilerin ritmi, duygusal şarkı sözleri… Filmin ilk sahnesinde Christine'i bir monitörde görüyoruz. O yılın en önemli adamı olan ve yakında eski cumhurbaşkanı olacak Richard M. Nixon ile röportaj yapıyor gibi davranması, soğuk bir giriş olarak karşılıyor seyircisini.

 

SKICI DEĞİL, CANLI OL!

Christine, annesi Peg (J. Smith-Cameron) ile Florida'da dağınık ve klostrofobik bir dairede yaşıyor. Anne, Christine'in ruh hali dalgalanmaları, yoğunluğu ve saplantılı çalışma alışkanlıklarıyla yakından ilgileniyor görünüyor. Sarasota televizyon istasyonunda muhabirlik yapan Christine, önemli hikayelerin peşinde ve bunu ekranlarda yapmak istiyor. Ancak bu hayalinin kapısında beklerken; arazi raporları hazırlıyor ve "Suncoast Digest" adlı bir şov için imar gibi ciddi konular ile uğraşıyor. Ancak daha çok tavuk ve çilek hakkında en yeni haberler içeren yumuşak ve sinsi insan hikayelerine evrilmek zorunda çünkü patronu Mike (Tracy Letts) böyle istiyor!

Chubbuck'ın zihni, kendisi için alternatif imkânlarla ilerlese bile, hayata ayak uydurmayı inatla reddediyor. Annesi ile birlikte yaşayan, bakire, sorunlu Christine’i oynamak, Rebecca Hall için zor olmuştur eminim ama üstesinden gelmiş. Meslektaşıyla birlikte akşam yemeğinde marulunu acımasızca bıçaklaması; neşesiz bakışı hep ayaklanmayı bastırması gibi zuhur ediyor. Gazeteciliğe olan direnci, çalıştığı başarısız televizyon istasyonunun idarecisiyle çatışması, sonunu bildiğimiz hikayenin nabzını azaltmıyor üstelik.

 

KİMSİN SEN CHRISTINE?
Christine, meslektaşı George (Michael C. Hall) için iyileştirebileceği bir insan ama kadın değil! Çünkü Christine, oynamayı bilmeyen ve etkilemek istediği insanlarla flört edemeyen, solgun yüzlü, kadın gibi yürümeyi bile beceremeyen bir muhabir. Farkında olmadığı yada reddettiği bir gerçek daha var; ‘ekranlarda manken seviciliği’ ve ‘ataerkil sistem’… Büyük siyasi veya kültürel taleplerde bulunmayan Christine’in zihinsel sağlığı ve yaşamı betimlenirken, bunların nasıl olup da bir insanı, tetiği çektiği noktaya getirdiğini anlamak, sağlıklı(!) seyirci için zor olacak, kabul edelim.

1976'da Paddy Chayefsky, ‘Network’ü yazdı; yakın zamanda ise çöp-medya kültürünün hırslı örneği 2014 yapımı ‘Nightcrawler’ perdenin büyüleyeni oldu. ‘Christine’ ise o günlerden bugüne uzanan, güncelliğini asla yitirmeyecek sert bir biyografi örneği… Medya kapılarının eşik tahtası (tetiği içine çeken) hala bu ruh halindeki insanlarla dolu. Liyakat gözetmeksizin hareket eden 4. kuvvet, ehil bireylerle birlikte seyircisini de öldürüyor; her sabah, her öğle ve her akşam… ‘Christine’; sonu gelmeyen medya gölgesinin, şeytan minaresinden duyulan uğultusunu yine, yeniden bilmek için iyi bir seyirlik.

YORUMLAR [0]