FİLMTERAPİ

MARION HEP 13 YAŞINDA… (MARION, 13 ANS POUR TOUJOURS)

Deniz Keziban Çakıcı

adenizk

BU YAZIYI PAYLAŞ

‘Sizinle en iyi anılarım… Kalbim artık atmıyor olsa da…’

Filmi izleyip yorumlamayı sizlere bırakacağım ve gerçeğin yalnızca görebildiğimiz minik bir yanından söz edeceğim bu yazıda… Ergenlik dönemi gençlerin, henüz yerine tümüyle yerleşmemiş beyin lobuyla yani kendisiyle savaşırken, aynı anda dış dünyayla da savaşması her zaman kolay olmayabilir… Ve bazen, ergenlik duygu-durum iniş çıkışı sandığımız kimi durumlar, hiç sanmadığımız başka derin sancıları saklıyor olabilir. Her şeyin nerdeyse kusursuz, sorunsuz işlediği evler için de geçerli bu saptama. Tıpkı Marion’un durumunda olduğu gibi: Marion, hayata veda etmeden bir gün önce, “yorgun” olduğunu söyler ve yatağından çıkmak istemez. Kahvaltıdan sonra odasına çekilir. İş dönüşü annesi onu biraz sararmış bulur ama bu sararmışlığın boyutlarını fark edemez. Sorguladığında aldığı yanıt; “biraz baş dönmesi, biraz karın ve baş ağrısı, biraz kalp sıkıntısından” öteye gitmez. Nora Fraisse kızına, karanlıkta kalmamasını söyler ve aradığında ulaşabilmek için, ev telefonunu kızının yastığının kıyısına koyar. Dokuz ve iki yaşlarında olan diğer iki çocuğunun grup yemeği için dışarı çıkar. Bir saat sonra telefonlara yanıt alamayan anne panikle eve döner ve kızı Marion’u dolaba asılı bulur.

Paris’in Essonne bölgesinde, çok sakin olduğu söylenen bir okulda, arkadaşları tarafından hedef haline getirilen, hem okulda hem sosyal ağlar üzerinde taciz ve şiddete uğrayan, 13 yaşındaki bir kız çocuğu, 13 Şubat 2013’de intihar etti. Marion Fraisse. Bu uzun saçlı esmer çocuk, onu ölüme kadar iten okul içi şiddete ve aslında hiç de sosyal olmayan, tam tersi ölümcül olan o “sosyal” ağlar üzerinden gerçekleştirilen tacize dayanamayıp boynuna doladığı eşarbıyla dolabının demirine kendini astı. Yanına da bir ipe bağladığı cep telefonunu astı… Belli ki, onu artık soluk alamayacak hale getiren o telefonu da kendisiyle birlikte yok etmek istiyordu.

Okulun, 320 numaralı öğrencisi geride iki mektup bıraktı: Biri Jean-Monnet de Briis-sous- Forges Kolejine, diğeri de tüm 4-C Sınıfı ve bu durumu görmezden gelen sistemin diğer kişilerine… : “Tamam, kalbimden geçenleri size demeyi başaramadım… Ama simdi diyorum işte, kalbim artık atmıyor olsa da… Hayatım kayıp gitti ve hiç kimse bir şey fark etmedi… Hayatım kayıp gitti ve kimse bunu anlamadı ” İkinci zarf üzerine: “Sizinle en iyi anılarım” yazmıştı ama zarfın içi boştu…

Ne olmuştu? Kim yapmıştı? Nasıl yapmıştı? Niye yapmıştı? Niçin kimse görmemişti?  Kim ne kadar şey biliyordu? Niçin söylemiyordu? Gerçek neydi? Bu trajik olayın ardından Marion’un annesi ve babası, her biri kendi tarzında yas tutarken, gerçeğin peşine düştüler. Bu trajedinin “iyi anne ve baba” olamamanın çok ötesinde bir toplumsal sorunla bağlantılı olduğu gerçeğine ulaşmak, epeyce uzun ve sancılı bir sürecin sonunda oldu: Okul müdürü, öğretmenler, öğrenciler, minik duyarlılıkların hayat kurtarabileceğini çocuklarına evlerinde öğretemeyen veliler, hiyerarşinin ve otoritenin emrinden çıkma cesaretini gösteremeyenler ve mantığını, insanın her şeyden öncelikli olduğu anlayışı üzerine kuramayan bütün kafalar, bu toplu işlenmiş cinayetten mesuldü elbette.

Marion’un annesi Nora Fraisse yasını, kızına bir kitap uzunluğunda ve bir kalp derinliğinde mektup yazarak tuttu.  “Marion hep 13 yaşında”  kitabı, 21 Ocak 2015’de yayınlandı ve Fransa yazın tarihinin en büyük best-seller’inden biri oldu. Belli ki; gözümüzün önünden akıp giden hayatlar için gösteremediğimiz duyarlılığı, artık akışını durdurmuş bir hayat için gösterebiliyorduk…

France3 televizyonu, başrolünü Julie Gayet’nin oynadığı Marion filmine büyük yatırım yaptı. Gerçeğe en yakın haliyle ortaya iyi bir film çıktı ve 28 Eylül 2016’da gösterime girdi. Jean-Monnet Koleji ve 480 öğrencisini ön-yargılamadan ve sistemin nasıl işlediğini anlamaya çalışarak mutlaka izlenmeli bu film. Belki her birimizin çocuğu benzeri şeyler yaşıyor ya da yaşatıyor başka çocuklara… Her birimizin kendinde sorgulayacağı bir yan bulacağız belki de. Ya da adil ve adaletli olmanın çekirdeğini nasıl atacağız çocukların kalbine, bunu anlayacağız belki de…

Hemen belirtelim; adaletin temposu görsel medyanın ve basının temposu kadar hızlı işlemiyor maalesef hiçbir yerde. Nora ve David Fraisse halâ kızları Marion’un, okulda taciz, şiddet, tehdit, cinayete göz yumma, cinayeti teşvik ve ölüme itilen kişiye insanî yardım etmekten kaçınma davalarını takip ediyorlar. Ama bu arada, Marion’un annesi sayesinde Fransa, Ağustos 2014 yılında; “okul içi şiddet ve cezalanması yasasına” kavuştu. Fransa Milli Eğitim Bakanlığı tüm okullarda etkin okul içi şiddet kursları geliştirdi ve takibine dair önlemler aldı. Bu olaya bağlı olarak tüm Avrupa Birliği ülkelerini kapsayacak geniş bir yasa taslağı üzerine çalışılıyor. Nora Fraisse’in kurduğu; okul içi şiddetle mücadele eden  "Marion Fraisse - La main tendue" derneği,  bu kapsayıcı yasa taslağının da mimarı.

Adaletiniz bol, seyriniz adil olsun…

YORUMLAR [3]

S

Meral Alpsan Okcu06.09.2017 16:42

Her zamanki gibi çok iyi👍👏👏

Yanıtla

S

Yaka Güzgülü04.09.2017 11:51

Kelimelerle dansetmişsin :) sonsuz sevgiler

Yanıtla

S

Murat İkinci30.12.2016 02:05

Kaleminize sağlık 👍👍

Yanıtla