MEDYAHOMUNCULUS

LANETLİ HAYALİN TEKAMÜLÜ (THE WIND RISES)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

(Kaze Tachinu) Rüzgar Yükseliyor adlı film Miyazaki’nin son eseri. Olmak istediği kişiliğin, imgesel dönüşümüyle, saklanmış arzularını bu filmde bize göstermekten çekinmez. Belki de pilot olmak istemişti. Oysa daha büyüğüne ulaşmıştı. İnsanların hayal gücüne tesir edebilmek, bazı şeylerin iktidarını da ele geçirebilmekti.

Daha önce çektiği ‘Nausicaa of the Valley of the Wind’ (Rüzgarlı Vadi) filminin başlığında rüzgar kelimesini kullanmış olması, bu adamın yeryüzünde belki de çok mutlu olmadığını, yaşadığı ve yaşanan gerçekleri saklayamayacağını da izleyicisine belirtir. Miyazaki anime ve manga çizeri olarak mı anılmalı sadece? Görgülü ve disiplinlidir. Yağmur ordusu, sığınağıdır belki de. Ricalarını ülkesi yapmıyor olabilirdir. 20.yy insanı olarak 21.yy’ın çelimsizliği onu yoruyordur. Yetmişli yaşlarında insanın büyük bir sabırla storyboard çizmesi ve işini bitirdikten sonra gökyüzüne bakması, kedileriyle hayata disiplin yayması oldukça sevimli bir haldir. Evini toparlamayı, çöpünü atmayı kimseye bırakmaz. Kendi hayatının sahibi olmak istiyorsan kendi perdelerini başkası kapatmamalıdır. Nükleer olanın insanlara ne kadar kötülükler getirdiğini bilir ve insanın tekliflerinin sorgulanması gerektiğini de düşünür. Yaptığı çizimlerin kitap olması fikriyle gelen yapımcıları pek güzel bir biçimde geri gönderir. Kin ve nefret duygularını hiç sevmeyen, dürüstlüğü elden bırakmayan güçlü kız karakterlerle, yakışıklı çalışkan çocuklarla, yanlış yerle bir edilecek ve göğe yükselinecektir. Ama bütün bunları en sağlam arkadaşı Suzuki ile yapacaktır. Böylesi de gerektir. İlk beş dakikasında filmin “küçük sınıflara kötü davranmayın” ile anlarız toplumcu-barışçı olduğunu. Bambu toplamak isteyen küçük bir kıza eşlik eden abinin hayallerinde “Caproni isimli ünlü bir İtalyan uçak tasarımcısı” yer almaktadır. Derinden gelen hayallerle “Uçaklar ne bir savaş aracı ne de bir tür ticaret eşyasıdır!” fikrini yayar çizgisiyle. Miyazaki insanın layık olduğu şeyleri iyi anlamıştır.

Kayo’nun abisi tren yolculuğunda karşılaştıkları bir kız ve dadısına yardım eder. Bir aşk hikayesinin bu şekilde başlaması pek de doğru değildir. Çünkü hep bir muhtaçlık ve minnet duyguları arasında gidip gelen duygular insanların başlarına ne çok şeyler örmüştür. Metalden uçak yapanlar sanayide ilerlemiş, daha doğrusu insanı öldürmekte de bir güç elde etmiştir. Ne yazıktır ki, insan ele geçirmekte mahir bir “sömürücü”dür.

Kurakawa-san’ın yanında o güzel gördüğü eğrilikleri baştan meydana getirmek için çalışır. Ustası serttir. Ama yetenekli mühendisi farketmiştir.

“Kanattaki gerginliği alabilmek için yapraklı yay kullanacağız. Tel otomatik olarak uzayıp kısalmak suretiyle... Destek boyunca gövdedeki bir çapaya kadar uzanıyor. Tamam da bunun için bütün kanadı baştan tasarlamamız gerekir!”

Almanlara karşı bir koca akıl olan Jiro, Sibirya çöreklerini bile etrafındaki masum insanlarla paylaşmaya çalışan dürüst bir insandır. Ne güzeldir. Ayrıca şuna inanır “İşinde iyi olabilmek için evinde bir eşin olması şarttır.” Neden şarttır? İş için eş lazımsa çalıştığı yerde onu bekleyen bir eşi olması mı gerektir? İşinin ağırlığı pek çoksa nasıl eşiyle ilgilenecektir?

G-38 uçağını bombardıman uçağına dönüştürmekle meşgul olanlar vardır. Kanat kısımlarına artık yolcular oturamayacaktır. Miyazaki uçak tasarımını ne çok sevmiştir. Savaşı sevmeyip, uçağı daha doğrusu bir nesnenin formunu çok beğenmek, içinden çıkılmaz bir dikotomi midir? Her insanın düştüğü asimetriye nasıl huzur adı verilebilir? Erdemi seviyoruz ama arzuyu da. Sarmaşıkta nazlanan bir ondan bir bundan besin isteyen “kızılamayan” bebekleriz.

 Yönetmen olunca, kendinden parçaları tüm filmlerine yayarsın. Dolaylı yoldan anlatımın en bariz örneğidir; filme kendini koyup, kendi yaşını uzatmak.  Böylece şehrin suyuna sızarsın, darılsan da olanlara.

“Piramitlerin olduğu bir dünya mı

yoksa olmadığı bir dünya mı isterdin?

Piramit mi?

Göklerde uçma hayali

aslında lanetli bir hayaldir.

Kıyım ve yıkımın aracı olmaları

uçakların kaderinde var.

Biliyorum.

Ben yine de piramitlerin olduğu

bir dünyayı seçerdim.

Senin tercihin ne?

Ben yalnızca

güzel uçaklar yapmak istiyorum.”

Lanetli hayalleri olmayanlar, bulundukları halkayı tekamüle götüremiyorlar mı nedir? Japon çocuğun uçak yapma hayali birden anime ile halka ulaşmıştır. Tüm insanların uykularını ele geçirebilmek ne büyük bir iktidardır. Ne demişti Maurice Blanchot :

” Varlığımı, olmadığı o baş döndürücü uçurumda keşfediyorum, yoklukta.” Baş döndürücü uçurumun adamı Miyazaki. Godard’ın ifade ettiği “kameranın bir ahlakı vardır” cümlesine tanık olmak ister ve aynen onun dediği gibi dünyada olup biten her şeyden kendisini sorumlu tutar. Ama Miyazaki’nin ve Godard’ın da bildiği gibi artık iletişim yokluğa karışmış, onun yerini iletişim araçları almıştı. Araçsallaştırma nükleer silah gibiydi.

Filmde geçen cümleyi neden yazmıştır Miyazaki? Çünkü kendisi de bu filmden sonra emekli olmayı düşünüyordur. “Sanatçının yaratıcılık süresi on yıldır” derken, aslında kendini tekrar eden insanların meydanı boş bırakmaları gerektiğini de anlatır. "Rüzgarı kim görmüş? Ne sen ne ben! Fakat yapraklar titredikçe yerlerinde bilirsin rüzgarın oradan geçtiğini." Rüzgar uçursun bu kanatları... ...sana dönsünler. Yamacı iner inmez dağda olanları unutan yaz aşkına kapılmış birisi değildi Jiro. Sihirli dağda iyileşmeye çalışan sevdiği ile ne kadar da mutluydu. Esas rüzgar, onu ona taşımıştı. Yazgının tohumuydu birliktelikleri.

“Şapkamı yakaladığın o günden beri sana aşığım. Rüzgarın seni bana getirdiği o günden beri ben de sana aşığım. Benimle evlenir misin?”

Japonya'nın Aşil'i sayılan Jiro kimliğinde, Miyazaki’nin arzuları, elde edemedikleri de gizlenmiş olabilir. Belgeselinde; nasıl evlendiniz? Öyle olmak zorunda mıydı? Gibi sorulara “evlendik işte” diyerek cevap vermesi hayatının bir kısmına sözünün pek de geçemediğini anlatıyor. Miyazaki sorumluluklarını yerine getirmenin de meçhul fırtınaları engellediğini düşünüyor olmalı.

Teneke ördek yavrusunu metal bir kuğuya dönüştürmek zorunda olan Jiro bir haberle sarsılır: "Nahoko akciğer kanaması geçirdi." “Kanat yükü metrekareye 120 kilo olacak.”

İşi ve eşi arasında rüzgar dengeli esmeliydi. Uskumru kemiklerini iyileştirmeye çalışırken, Jiro’nun kardeşi, Nahoko’yu görmeye gelir. Artık veremli gelin Uçak mühendisinin yanından ayrılmayacaktır. Saadet içinde ölmek bu olsa gerek. Gideceğimizi bildiğimiz halde hala istediğimiz kişilerin yanında değilsek, rüzgar kimin içinde? “Kalbin mi yoksa egon mu konuşuyor şu anda?” Jiro sonunda uskumru balığının kemiğine benzer uçağını tasarlar.

“Donanma, Japonya'nın bu ilk ileri seviye bombardıman uçağı karşısında havalara uçuyor.

Yüksek taşıma kapasitesiyle 3000 kilometre uçması lazım. Sırf beygir gücüyle olacak iş değil yani. Kiminle savaşacaklar acaba? Çin, Rusya, İngiltere, Hollanda, Amerika. Sona davet resmen. Bizler silah satıcısı değiliz. İyi uçaklar yapmaya çalışıyoruz yalnızca!

Kıymet bilen eşin sözü bir kadın için “ömür” gibidir. Jiro, Nahoko’ya bakarak şöyle der: “Yanımda olmasaydın başaramazdım.” Sermaye olan dili kullanamayan erkeklere bu da örnek olsun. Caproni ile rüya krallığında karşılaşan Jiro, 240 knotluk uçağını yapmış ama eşi ölüme daha da yaklaşmıştır. Hayat  tam bir tahterevalliye benzer. Birini yükseltirken diğerini alçaltmış olursun. Nahoko bir mektupla hastaneye gitmek üzere yola çıkar. Kendisinin hep güzel hatırlanmasını istiyordur.

“Uçaklar harika olduğu kadar lanetli bir hayalin ürünü. Hepsi de koca koca gökyüzünün kendilerini yutmasını bekler.” Gökyüzünde olma hayalleriyle koca bir hayatta küçük bir uçağın dik duruşu bu anlatılan. Miyazaki çizgileriyle uçuyor, küçük ve büyük yaşlar arasında. Türkiye’de seyrettiğimiz bir filmle Miyazaki’nin Japonya’da kurmuş olduğu hayalin içinde buluyoruz kendimizi. Sinema zaman ve mekanı aşıyor yine. Düşünmek aslında bir nevi sağlık kontrolüdür. Sanatçı aklını hayaline katıp, düşünsel çabalarını hep havalandırmak peşinde olmalı. İyi rüzgarlar...

 

 

 

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)