TERSPEKTİF ANALİZ

KÜL ŞEHRİ (HIROSHIMA MON AMOUR)

Aziz Er

BU YAZIYI PAYLAŞ

İnsanın yaşadığı en büyük acı evi gibidir. Ve dışarıda ne zaman canı yansa dönüp ona sığınır.

Alain Resnais’in, Marguerite Duras’a kamerayı unutarak bir senaryo yaz demesiyle başlar “Hiroshima Mon Amour (1959)”un hikayesi. Bu yüzden film yalnızca görüntüleriyle değil, diyaloglarıyla da şiirsel gelir her izleyene...

Vücutları küllerle örtülen bir kadın ve bir erkeğin sevişmesiyle başlar film. Film boyunca ikisinin de ismini öğrenemeyiz. Ancak daha sonra, bu iki kişinin en büyük acılarını yaşadıkları, şehirleri imlediğini anlarız. Kadın Nevers (Emmanuelle Riva) erkek (Elji Okada) ise Hiroşima’dır... Hiroşima ile ilgili bir barış filminde oynamak üzere Fransa’dan gelen kadın oyuncu, evli bir erkekle otel odasına kapanmış birbirlerinin geçmişi üzerine konuşmaktadır. “Sen hiçbir şey görmedin Hiroşima’da, hiç!” der adam kadına... Kadın ise, “Her şeyi gördüm, her şeyi!” diye cevap verir.

Rresnais kamerasını gerçek görüntülere, müze görüntülerine, savaştan kalma fotoğraflara, eriyen demirlere, yanık insan vücutlarına çevirir. Ancak bunların çoğu kadının gördüğü müzelerdendir. Resnais öylesine etkili bir açılış yapmıştır ki, Hiroşima temsil edilebilir mi diye sorar izleyiciye, dolayısıyla bütün savaşlar, soykırımlar... Bu nedenle de bir savaş ya da barış filmi olarak değil iki kişinin yaşadığı kısa bir aşk macerası üzerinden tanımlar Hiroşima’yı.

Şiddet temsil edilemez. Şiddeti temsil etmeye çalışan bütün filmler toplumların gerçek acılarının unutulmasına, yok sayılmasına olanak tanır. “Schindler’in Listesi” mesela, yahudilere gerçek acılarını unutturacak kadar sahtelik içerir. Yaşamayanlara ise yaşanılanlar, sanki o filmde gösterilenlerden ibaretmiş gibi gelecektir hep. Bu nedenle filmin içerisindeki yapım Resnais’in karşısında durduğu tarzda bir sinemadır...

Erkeğin Nevers kelimesinin söylenişine hayran kalışı ve Nevers’i sorgulamasıyla kadının geçmişi açılır. Tıpkı Hiroşima gibi Nevers’in de geçmişinden acı çıkar. Savaş sırasında bir Alman askerine aşık olan kadın, onunla kaçmak üzereyken öldürüldüğünü öğrenmesiyle başlayan süreci onu akıl sağlığından edecek ve yalnızlaştıracaktır. Ancak daha sonra kendisini toplayan kadın Paris’e gider. Hiroşima’yı da Paris’de bulunduğu sırada yaşar.

Kadın, “Ben hep ağlamışımdır Hiroşima’nın alınyazısını düşündükçe, hep…” der. Tam bir uzak ağızla, erkek ise ona Hiroşima’dan seslenerek cevap verir. “ Hayır! Niye ağlamış olasın ki?”... Hiroşima’nın acısı Paris’den ya da dünyanın herhangi başka bir yerinden hissedilebilir mi? Tabii ki hayır... Hikayenin sonunda adam kadına ‘Hiroşima’da kal’ der. Kadın dönmeyi tercih eder. Çünkü insanın yaşadığı en büyük acı evi gibidir. Ve dışarıda ne zaman canı yansa dönüp ona sığınır.   

 

 



 

YORUMLAR [0]