TAVAN ARASI SAKİNİ

KENDİNE DÖNÜŞEMEMENİN YIKICILIĞI… (ZELIG/DÖNÜŞÜM/KORKUNUN BÜTÜN SESLERİ)

Nesrin Yavaş

@sinirlisakine

BU YAZIYI PAYLAŞ

Neye niyet kime kısmet? Sinemaseverliğin ve fikir karalamanın en güzel yanı niyetinden gayrı keşiflere maruz kalmak olsa gerek. Woody Allen’ın Zelig’ini pek severim, pek fazla mockumentary (kurmaca belgesel) izlemişliğim olmasa da Zelig’i alanının en acayip eseri olduğunu söylemekten sıkıntı duymam.  Bir rivayete göre görüntülerin 1920’lerden kalma görünmesi için W. Allen ve ekibi filmleri buruşturmak, üzerinde zıplamak suretiyle hırpalamışlar, yaratıcı zekâya sahip olmak kadar hayran olmak da hoştur.  Hikâye, içinde ve yanında bulunduğu ortama/kişilere göre fiziksel ve zihinsel değişim gösteren - ya da yeteneği olan mı desem - Leonard Zelig’in ilginç hikâyesi. Yanı sıra, Zelig’in ürkütücü, şaşırtıcı, inanılmaz hikâyesi ile beraber 1920'li yıllara, alkol yasağının yaşandığı Jazz Age Amerikası’na da tanıklık ederiz. Bu bağlamda (alakası yok der misiniz bilmem) bana pek sevdiğim 1939 yapımı Raoul Walsh filmi The Roaring Twenties’i de anımsatır. Zelig’in hikâyesi çerçevesinde değil tabi, merkezde yer alan hikâyenin yanında Jazz Age Amerikası sunumu ile… Ne demiştik, neye niyet kime kısmet? Zelig’i kaleme almadan önce hem filmi tekrar izlemeye hem de film üzerine araştırmalara kalkışınca ilginç bir bakış açısı ile karşılaştım. Woody Allen’ın, Leonard Zelig karakterini yaratırken, Harlan Ellison’ın kısa hikâyesi Korkunun Bütün Sesleri’ndeki ana karakter Richard Becker’ından ilham aldığı önermesi… Korkunun Bütün Sesleri bir bilimkurgu hikâye (Korkunun Bütün Sesleri - Bilimkurgu Öyküleri, Metis Yayıncılık, 1993)  ama Zelig gibi güldüren bir hikâyenin de aslında bir korku ya da bilim kurgu hikâyesine dönüşmesi hiç de imkânsız değil. Bu arada dönüşmesi derken, Zelig’e niyet çıktığım yolda Gregor Samsa’nın dönüşümünü de anımsayınca rotamı dönüşüm hikâyelerine çevirmeye karar verdim. Leonard Zelig, Gregor Samsa ve Richard Becker’ın dönüşüm hikâyeleri…

Öteki olmaktan ya da herkes olmaktan veya hiç kimse olamamaktan bunaldığınızda, korktuğunuzda, bıktığınızda, bulanıklaştığınızda neye dönüşmek istersiniz? Yazarınız gerçekten neye dönüşmek isteyebileceğiniz merak ediyor, bu hususta duygularınızı paylaşsanız ne güzel olur…

Woody Allen, Gregor Samsa ya da Richard Becker’dan ilham aldı mı bilemiyorum ama 3 hikâyenin de ana karakterlerinin içine düştükleri fiziksel ve zihinsel hal fazlasıyla ürkütücü onu biliyorum. İnsan, ona dayatılan herkes olma halinden ne kadar bunalabilir de bu karanlık zihinsel halin sonunda bir sabah kendini böceğe dönüşmüş olarak bulabilir, kendini herkesin tiksindiği, kaçtığı bir hiç kimseye dönüştürebilir? Zelig, Allen’ın iç dünyasına ne kadar ışık tutuyorsa Samsa’da Kafka’ya ışık tutuyor olmalı. Leonard Zelig ve Gregor Samsa arasındaki ortaklık, iyileşmeleri ile ölümlerinin bir kadının sevgi ve ilgisi ile bağlantılı olmasında sanırım (Bu hal Şarlo için de geçerliydi, Şarlo için de hayat ancak bir kadının sevgisi olduğunda güvenliydi, ne hoş.) Zelig, Dr. Fletcher'ın ilgi ve sevgisiyle iyileşirken Samsa kız kardeşinin gitgide uzaklaşması, ilgisizleşmesiyle, sonunda da nefreti ile kendini ölüme sürükler. Evinin bütün yükünü taşıyan, herkesin yaşamını sürdürmesini sağlayan Samsa, bu yükten yorulup böceğe dönüşmüş olsa bile kız kardeşinin ilgisinden mutlu ve hala onu konservatuara gönderme derdindedir. Belki de durduk yere böceğe dönüşürken bütün istediği sadece bir süre dinlenmek ve birinin ne olursa olsun ona olan sevgisinin bitmediği görmekti, çıkarcı olmadığına inandığı bir tek kız kardeşi vardı sanki. Fakat bir böcek bir hanede ne işe yarar? Hiçbir katkısı olmadığı gibi bir de ailesine yük olmaya başlamışsa daha fazla ne kadar sevilebilir? Gregor Samsa bir sabah kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak uyanır. Sistemin çarklarında ezilmekten, babasının borçlarına yetişmekten, ailesini geçindirmek mecburiyetinden, sıradan ve herkes tarafından kullanılan insan olmaktan usanıp, herkesin nefreti ettiği, kaçtığı, kimseye hizmet etmediği, ona hizmet edildiği, pis şeyler yiyebildiği, duvarlarda gezinebildiği, sesinin duyulmadığı ama sesleri duyabildiği bir hayata gözlerini açar, yepyeni bir hayata doğar.  Gregor Samsa hapsedildiği kimliğinden kendini azat ederek, seçmediği (belki de bilinçaltında seçtiği) başka bir kimliğe doğarak aslında öteki oluverir. Belki böceğe dönüşmesindeki sebep, insan yaşamında da kendini bir böcek gibi hissediyor olmasıdır. Gregor öldüğünde mutlu muydu bilmiyoruz ama hayatımız işe yaramadığında, öteki olduğumuzda sevilmemeye başlayacağımızı biliyoruz! Kafka’nın güçlü dili ile Gregor Samsa’nın dönüşmeden önceki trajik hayatını hissederken dönüşümden sonra bir böceğin dramına da tanıklık ediyoruz. Hepimiz hamam böceklerinden nefret eder, tiksiniriz. Sadece yaşam biçimleri, hayatı algılayışları bizimkinden farklı diye! Pis olduklarından tiksiniriz mesela ama meğerse onlar da bizim temizliğimizden tiksinirmiş. Bu arada Kafka, Gregor’un hamam böceğine dönüştüğünü belirtmemişti dediğiniz duyar gibiyim, evet Kafka sadece kocaman bir böceğe dönüştüğünü söyledi ama okurken zihninde hamam böceğinden başka bir böceği tasvir eden var mı aramızda?

Bu üç hikâyenin birbiri ile kimliksel bağlantısını ilginç buluyorum. Zelig, öteki olmaktan kaçmak için, kendini güvende hissetmek, biraz sevilmek için herkes olmayı arzu ederken, Gregor Samsa herkes olmamak, kendini güvende hissetmek, biraz sevilmek için öteki olmayı seçecektir.  Ya Richard Becker? R. Becker’ın hikâyesi en ürkütücü olanı olsa gerek… Richard Becker, Gregor Samsa ve Leonard Zelig’ten farklı olarak takdir gören, alkış alan, herkes tarafından sevilen çok başarılı bir tiyatro oyuncusu. Method oyuncusu, üstlendiği her rolde başarılı, öyle ki rolünü yaşayan adam olarak anılıyor. Ancak bu hal Backer’ın herkes ve hiç kimse olmak arasında kalmasına sebep olacaktır, ne kadar korkunç! Oynadığı her rolü hayatına yansıtan Becker, gerçek kimliği ile rol kimlikleri arasında kaybolmuştur. Bu kayboluş akıl hastanesine kapatılmasına sebep olur. Hikâyenin buradan sonrası Zelig ve Dr. Fletcher arasındaki doktor hasta ilişkisi özeninde. Fletcher, Zelig’in iyileşmesinde ne kadar hassas ve özenli ise Dr. Tedrow da Becker’a aynı hassasiyeti gösterir. Ancak ne yazık ki Fletcher’ın başarısını gösteremez zira Backer “biraz ışık verin bana” haykırışları arasında fiziksel ve zihinsel dönüşüm ve dönüşümsüzlük arasında, aslında hiçbir şeye dönüşmeden, yüzünün tüm ifadeleri hatta gözleri, ağzı, burnu da silinmek suretiyle yok olacak, kimlik karmaşası içerisinde, hiç kimse olmanın da ötesine geçip bütünüyle hiçleşecektir. Belki de tedaviye, hiçbir şeye dönüşmek istemediği için cevap vermemiştir.

Öteki olmaktan ya da herkes olmaktan veya hiç kimse olamamaktan bunaldığınızda, korktuğunuzda, bıktığınızda, bulanıklaştığınızda neye dönüşmek istersiniz? Neye dönüşmek istersiniz? Yazarınız hala paylaşımlarınızı heyecanla bekliyor…

Dönüşüme maruz kalan üç karakterin en eğlencelisi Leonard Zelig olabilir ancak Woody Allen, kişiselleştirdiği filmi ile öteki olma korkusunu, bir insanın içinde olduğu topluma ya da ortama hızlı adaptasyonunu ne kadar eğlenceli işlemiş olursa olsun, bu hal gerçekte bir o kadar Gregor’un hikâyesi kadar dramatik ve Richard’ın hikâyesi kadar korkutucu.  Düşünsenize, güvende olmak için olmadığınız bir kimliğe hapsolmak zorundasınız, güvende olmak için siz olmayan biri olmak zorundasınız, güvende olmak için hiç benimsemediğiniz bir kimliği benimsemek mecburiyetindesiniz, benimsemediğiniz bir kimliği benimsemiş gibi yapmak mecburiyetindesiniz!

Zelig’in Newsreel, yani sinema yeni icat olduğunda salonlarda gösterimi yapılan, ana haber bülteni misali gündemin sunulduğu gösterimlere benzeyen tadı bir yana (The Roaring Twenties ile benzeştirmemin de vesilesidir bu aynı zamanda) Chaplin’e kısacık da olsa yer vermesini manidar buluyorum. Allen, ait olduğu zümreyi hicvederken, Yahudilikle “suçlanan” (bir insanı Yahudi olmakla “suçlamak”, bir insanın bir kimlikle suçlanması bu üç dönüşüm hikâyesinden daha korkunç olmalı) Chaplin’in Büyük Diktatör filmine, Zelig’i Hitler’in arkasına konumlandırarak atıfta bulunması, anması oldukça incelikli. Yanı sıra Leonard Zelig’in çok sayıda evliliği ile ilgili sahne üzerinden,  Chaplin’in evliliklerinin/özelinin aleyhinde kullanılmasına, evliliklerinin sanatından çok konu edilmesine, ön yargının yıkıcılığına olan göndermelerini de etkileyici buluyorum.

Woody Allen yaratıcı zekâsı ile sinema sanatının efsanevi isimleri arasında yer alırken, Kafka’nın Dönüşüm’ünden, Ellison’ın Korkunun Bütün Sesleri’nden esinlendi mi bilmiyorum ama esinlendiyse de bu sanat alanı içinde kişisel olarak en etkilendiğim hal ile esinlenmiş demek istiyorum. Sanatçının ilham aldığı eseri ya da eserleri bütünüyle kendi bakış açısı ile izleyeni ya da okuyanı rahatsız etmeden, kopyacılık yapmadan, kendi sanat yeteneği ile harmanlayarak, ilhamından bağımsız yepyeni biri eser yaratması…

Zelig, gerek kurmaca belgesel alanında gerekse sinema filmi olarak sanat alanı içerisinde fazlasıyla farklı, aykırı, unutulmaz, iz bırakan eserlerden… Eğlenceli seyirler.

YORUMLAR [0]