SİNEPOEM

KAYIPLARA AĞIT… (GÖLGESİZLER)

Esma Belgin Özdemir

@ebelginozdemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

Sanki bir rüyaydı anlatılan… Düşle gerçeğin yoğun harmanı… Anadolu’nun bir köyünde aniden, nedensiz kaybolan bir adam. Kayboluş bir kader gibi elini çekmiyor köyün üstünden, sıra köyün güzeli Güvercin’e geliyor. Sorunu devlete sunup çözüm arayan köyün muhtarı da, (aslında her şeyi) aniden buharlaşıyor. Fakat dönüş başlıyor ansızın; önce kaybolan Cıngıl Nuri sonra Güvercin dönüyor yarım akılla. Ve köyün kokusu değişiyor, ritmi bozuluyor. Kısa bir zaman aralığında olup biten önemsiz gibi görünen bir dolu sır, gel-git çemberinde köşe kapmaca oynuyor. Gerçekle-düşün, tarihle-şimdinin, varoluşla-hiçliğin, başıyla-sonun arasında uzanan bir öykü Gölgesizler…

Kayıp köy mü, kayıpların köyü mü denmeli bilinmez. Hayat gidenleri, gidip dönmeyenleri, aniden dönenleri içine sığdıracak kadar büyük… Hasan Ali Toptaş ta böyle düşünmüş olmalı bu anlaşılmazlığı kurgularken. Ve tarihten bir hikayeyle bugüne itelediği ‘iletişimsizliği’, ‘kopukluğu’, ‘hüznü’, ‘hiçliği’ ve her daim sürüdüğümüz ‘gölgeleri’, yanıtını bizlere bırakarak sorgulatıyor…

Kimi uzakları özler, kimi uzaklara sürülür… Başka dünyalar, başka hayatlar hep çağırır insanı. Kader; kanla düşün evliliği sonrası oluşan o hayatı, ana rahminden kopardığı o ânı ilk ayrılık olarak seçiyor sanki. Ve gitmeler sürüyor… Daha önce de kayıpların olduğu bir köy, fakat bu kez sorgulama başlıyor. Yıllar öncesinden Aynalı Fatma ve Asker Hamdi’nin akıbetleri tam da şimdi önem kazanıyor köylüler için. Şöyle diyor köyün bekçisi Hacer’e: “İnsanlar burnumuzun dibinde doğuyor, burnumuzun dibinde yaşıyor, sonra birdenbire yoklara karışıyor da biz fark edemiyoruz. Bütün bunları fark edemediğimize göre yoksa biz de mi yokuz?” Sanırım sorunun yanıtını yazar evetliyor kitabında. Yokluk, bir anlamda hiçlik duygusu insana her şeyi yaptırabilir mi acaba?

Filmin kahramanları kah kentte kah köyde, değişmeyen duygu ise hiçlik, kimliksizlik… Sorularla ortadan kaybolan ve yanıtsız köyüne dönen Cıngıl Nuri soruyor: “Yaşadıklarımın hepsi bir oyundu. Demek insan ne yapsa bir oyunun içinde... Demek ben köyde de oyun oynamıştım.” Bu, kentli yazar için de değişmiyor. “İşe geç kalma telaşına kapılmış yüzler geçti yanımdan aceleyle, ayak sesleri geçti paldır küldür, ellerinde sıcak ekmeklerle uykulu çocuklar ve kadınlar geçti ama orada öylece dikildiğim halde hiçbiri yüzüme bakıp günaydın bile demedi. Yoktum sanki gözlerinde”

Hasan Ali Toptaş’ın zor romanı, zor bir seyirlik. Üslubuyla ve imgeleriyle ezip acıtan bir roman, varoluşu sorgulayan acıtıcı bir seyirliğe dönüşüyor. Romanın film uyarlamasında kurguyu, köydeki ve kentteki berber dükkanları, müşteriler ve çırak bağlıyor birbirine.

Almanya’da ‘Doğu’nun Kafkası’ diye anılan Hasan Ali Toptaş’ın 1994 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandığı kitabı ‘Gölgesizler’in sinema uyarlaması; 9, Ara ve Anlat İstanbul, Nar’dan tanıdığımız ünlü yönetmen Ümit Ünal'ın yönetmenliğinde beyazperdeye taşındı. Hakan Karahan’ın çeşitli edebiyat eserlerinin film haklarını satın alarak 2007 yılında kurduğu Narsist Film’in ilk prodüksiyonu olan “Gölgesizler”, prodüktöründen yönetmenine, oyuncularından müziğine, yazarından teknik kadrosuna kadar konusunda önde gelen etkin kişilerin izini taşıyor.

Kırklareli ve İstanbul’da çekilen filmde; Selçuk Yöntem, Taner Birsel, Ertan Saban, Arsen Gürzap gibi usta isimlerin yanı sıra 22 oyuncu rol alıyor. Bu filmde klasik bir başrol oyuncusu bulmak zor zira ana karakterler bir anda kaybolabiliyor. O dönem sessizliğini ‘Ben Kimim’le bozan Candan Erçetin’in müziklerini üstlendiği filmde Erçetin’i 6-7 saniye görmekte mümkün. Elbette bir eseri 4 buçuk dakikaya indirip özetleyen, anlamlı sözlerin sahibi Erçetin’in hakkını teslim etmek gerek. Ve tabi Gölgesizlerin mimarı usta kalem Hasan Ali Toptaş’ın pencereden süzülen bakışı, filmin iç içe geçmişliği ve derinliğine saygı duruşu gibiydi.

Yalanların, sırların, kimi zaman rivayetlerin boşluklar içinde kendine yer açıp zihni allak bullak edebildiğini bu filmde, gerçeküstü anlatımın hakimiyetinde bir kez daha us’umuza düşürebiliriz sanırım.

***

ÜMİT ÜNAL: BAZILARI ‘GÖLGESİZLER’İN ‘G’SİNDEN BİLE ANLAMAYACAK!

Hakan Karahan’ın “Gölgesizler”in yapım sürecinde girmiş olduğu yönetmen arayışı sonunda karar kıldığı ve “biçilmiş kaftan” olarak nitelendirdiği Ümit Ünal, hem senaryosunun yazımını, hem de çekimini üstlendiği eserin gerçeküstü anlatımını beyazperdeye kendi yorumuyla aktardı. Ünal’a filme ilişkin merak ettiğimiz konuları sormuştuk yıllar önce...

*Gölgesizler edebi yönü çok güçlü bir yapıt… Tabir-i caizse zamansız, mekansız, rüyasal bir anlatımı var. Her yönetmenin elinde farklı şekillenebilecek bir eser. Belleğinizde oluşturduğunuz hikayeyi beyazperdeye aktardığınızda ortaya çıkan hikaye size ne hissettirdi?

Kitabı filme uyarlarken ister istemez bazı kısımlarını değiştirmek, bazı bölümleri çıkartmak ve kendimden bazı şeyler eklemek zorunda kaldım. Sonuçta ortaya çıkan senaryo bu kitaptan çıkabilecek yorumların sadece biri oldu, benim yorumum oldu. Ben filmi bu haliyle beğeniyorum. Çektiğim filmler içinde kamera kullanımı, mekan kullanımı, özel efekt kullanımı, oyuncu yönetimi açısından bence şimdilik en olgun film.

*Kitap okuyucuya sorular yöneltiyor, sorgulatıyor. Peki ya film?

Kitabın yönelttiği sorular cevapsız değil. Hepsi biraz düşünürseniz kitabın içinde, satır aralarında saklı. Aynı şey film için de geçerli, filmde bir parça daha az belirsiz, daha altı çizili denebilir. (Ama görünmez mürekkeple)

*Klasik başrol oyuncusu yok bu filmde.  Oyuncu seçimindeki kıstasınız neydi?

Çok zor, çok katmanlı roller var filmde. Bu yüzden küçük roller için bile çok iyi oyuncular gerekiyordu. Temel kıstas “iyi” oyuncu olmalarıydı. Bir de klasik manada başrol olmadığı için bir ekip ruhuyla hareket edebilecek isimler seçtik.

*Filmde yoğun bir otorite sorgulaması var...

Ben romanda zaten var olan politik alt metni, iyice öne çıkardım ve okunur hale getirdim. Roman her yerde geçebilecek bir roman ama ben filmin bir Türkiye modeli olarak görülebilmesini, Türkiye’nin son dönemlerine ilişkin bir alegori olarak okunmasını isterim. Filmin sloganı “Suçlunun güçlü olduğu yerde, masumlar değersizdir.” Bu söz aslında birçok şeyi özetliyor.

*Sizce seyirci gerçeküstü anlatım, varoluş, kimliksizlik gibi konularda biraz çekimser mi?

Gölgesizler’de kolayca açıklanamayacak şeyler oluyor, evet. Muhtarın birçok muhtar olarak köyün farklı yerlerinde aynı anda bulunduğu sahneler örneğin. Ya da berberin hem İstanbul’da hem de köyde aynı anda bulunması… Bunların hepsinin senaryoda manası var, seyirci biraz düşünerek bu sahnelerin anlamını bulabilir. Ama son dönem seyircimizin iyice zihni tembelliğe itildiği de bir gerçek. Her toplum, layık olduğu yönetimi ve sinemayı kendisi yaratır. Recep İvedik’i komik bulabilen ve kötü niyetli tacirleri zengin eden 5 milyon seyircinin Gölgesizler’in G’sinden bile anlamayacağı kesin. Anlatılan hikaye tam da onların hikayesi olmasına rağmen...

YORUMLAR [0]