SANATA MEYYALİM VALLA HAYRETTEN

KARANLIĞIN ADALETİ (DON'T BREATHE)

Hasan Hüseyin Toydemir

@hhtoydemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

FİLMİN KARAKTERLERİNE “NEFESİNİ TUT” DİYEN YÖNETMEN ALVAREZ, İZLEYİCİYE NEFESİNİ TUTACAK BİR AN BİLE BIRAKMIYOR. BÜYÜK BÖLÜMÜ İKİ KATLI BİR EVİN İÇİNDE GEÇEN “NEFESİNİ TUT”, SON ZAMANLARDA GÖREBİLECEĞİNİZ EN İYİ GERİLİM FİLMLERİNDEN.

GERİLİMİN YENİ KRALI

The Evil Dead’in yeniden çevrimiyle adını duyuran Fede Alvarez, korku-gerilim türünün yeni fenomeni olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Bu kez görece daha gerçekçi bir konu seçen yönetmen, kör bir savaş gazisi ve hırsızlık için onun evine giren üç gencin hikayesiyle karşımızda. Büyük çoğunluğu tek mekanda geçen filmde Alvarez, mükemmele yakın bir yönetim sergilemiş. Üç gencin eve kısılıp kalmasıyla seyirciyi de ortama hapseden yönetmen, midenize kramplar girmesine sebep olabilir. Kamera kullanımı, türün olmazsa olmazı ses ve müzikler ve gittikçe ilginç ve korkunç bir karaktere dönüşen kör gazi karakteriyle korku-gerilim türünün hakkını veriyor Alvarez. Kör adamla gençlerin karşılaşmalarının ardından bir an bile duraksamayan film, ismine yakışır biçimde nefes almayı bile unutturuyor.

TEK MEKAN, TEK NEFES

Konu olarak oldukça basit bir girizgahı olan filmin kalitesi yavaş yavaş hissettiriyor kendini. Kulağa sadece güzel bir korku filmi fikri olarak gelen “kör bir adamın evini soyarken yakalanan gençler”in hikayesi kör adamla tanıştıktan sonra şekilleniyor. Alvarez, kamerasını evin içine soktuktan sonra hikayenin katmanlarını baklava tepsisi döşer gibi üsüste koymaya başlıyor. Eve ilk giriş sahnesinde kullandığı uzun plan sekansla bir emlakçı edasıyla mekanını tanıtan, nerde ne varsa izleyiciyi haberdar eden Alvarez, ufak sürprizlerle işi olmadığının da ilk sinyallerini veriyor aslında. ‘Klasik korku filmlerinden ayrılıyorum’ diyor özetle. Daha doğrusu, klasik olanı çok iyi kullanırım demeye çalışıyor. Zaten çok geçmeden de gerilim tavan yapıyor filmde. Kör adamın silahı ele geçirmesi, gelişmiş koku alma duyusuyla evdeki diğer yabancılardan haberdar olmasıyla da değil durma, yavaşlama niyeti dahi olmayan bir ritim yakalıyor. Köpeğin de hakkını vermek gerek tabi...

KÖR ADAMIN DEDİĞİ OLUR

Nefesini Tut’u iyi yapan şey muhteşem bir hikaye örgüsünün, ya da ahım şahım bir senaryosunun olması değil. Zaten Alvarez’in de böyle bir iddiası yok. En azından şu haliyle olmamalı. Alvarez hikayesine yaslamıyor sırtını, ustaca kurduğu “seyirciyi germe” planına yaslıyor. Bu yüzden filmde aksayan parçalar göze batmıyor. Çünkü plan tıkır tıkır işliyor. Tabi plan kadar planın uygulanmasında da büyük bir ustalık söz konusu. Öyle klavyeyle yazması kolay olsa da, seyirciyi bir yere hapsetmek, benim diyen yönetmenin yapacağı iş değil. Neredeyse size düşünme payı dahi bırakmayan bir kurguyla filmi ayakta tutmak da aynı şekilde. Filmin gerilim şemasında katmanların doğru sıralanması bunda büyük pay sahibi. Alvarez’in planına bayağı kafa yorduğu belli. İlk olarak filmin başında seyirci kimin kötü olduğu konusunda kararsız bırakılıyor. Money dışındaki karakterlere nötr olmamız sağlanıyor bir süre. Money öldükten sonra ise ibre kör adama kaysa da hala adamın bir suçu olmadığını, onun evine hangi sebeple olursa olsun hırsızlık için giren gençlerin suçlu olduğunu düşünmeye devam ediyoruz. Ama biz farkında olmadan zihnimizin köşesinde bir uyarı ışığı yanmaya başlıyor. Alvarez’in filmin açılış sahnesinde Buena Vista semalarından ağır ağır yaklaştığı kamerasıyla gösterdiği; kör adamın bir kızı sokak ortasında sürükleme görüntüsü zihnimizde küçük de olsa yerini koruyor. Çok geçmeden filmin doğru dizilmiş katmanları açılmaya devam ediyor ve filmin kötü adamı netleşiyor. Filmin fragmanından alıntıyla: “karanlıklar diyarında kör adamın dediği olur.” Kimsenin göremediği zifiri karanlıkta zaten görmeyen bir adamın avantajından bahsediyor elbette. Ama bu sözün altında fazlasının da olduğunu anlamak için fragmandan fazlasını izlemek gerekiyor haliyle. Koskoca mahallede tek başına oturan, köpeği dışında hiç kimsesi olmayan bu savaş gazisi, gerçekten karanlıkta yaşamaktadır. Kızını trafik kazasında kaybetmesinin ardından inancını da kaybeden (öncesinde var mı bilmiyoruz tabi) bu adam kendi karanlık dünyasında karanlık bir adalet sistemi kurmuştur. Bu en bariz olarak bodrumuna hapsettiği kıza yaptıklarından bahsederken tecavüzcü olmadığını savunurken ortaya çıkar. Belli bir toplumsal düzene biat etmektedir ama olayda yaptığı fiziki bir değişiklikle işlediği suçtan kendini aklayabilmektedir. Daha derli toplu bir ifadeyle kendi adaletini kendi sağlamaktadır.

HER YER KARANLIK

Filmden tatmin olmayanlar muhtemelen karakterlerin hikayelerinin çok basit ve aceleci olduğunu söyleyeceklerdir. Bu açıdan bakınca katılmamak elde değil. Kızkardeşini sahili olan bir yere götürmek gibi masum ve saf bir amaç uğruna hırsızlık yapan genç bir kızın bütün parsayı toplaması ne kadar adil değil mi? diye sorarlar adama. Tabii burada filmi boş yere göklere çıkarmadığımız gibi yerlere de sermeyelim. Yukarıda da söylediğim gibi Alvarez’in zaten mükemmel bir hikaye anlatma iddiası da yok. İstediği şey tam da eleştirilen şey: Basitlik. Kendini hikayenin virajlarında yormaktansa o kısımları kestirmeden geçip, eldeki basit hikayesini ballandıra ballandıra anlatmayı tercih ediyor. İzleyiciyi yakalamak için duygusal travmalar yaratmaktansa adrenalin pompalıyor. Kör bir adamla aynı evde kapalı kalmanın korkusunu yaşatmak istiyor, üstelik de deplasmanda. Yani o evin karanlığı sadece eve giren hırsızlara, yabancılara (bize) karanlık. Kör bir adamın, kızının ölümünün ardından kendi adaletini ararken hapsolduğu bir çukur. Hem de bütün günahkarları kendisine çeken bir çukur. Arabasıyla masum bir çocuğu öldüren genç kız ve amaçları ne olursa olsun hırsızlık yapan üç genç. Hepsine yetecek kadar karanlık var o evde. Alvarez’in baklava tepsisinin katmanları açıldıkça şerbetin tadını almaya başlıyoruz. Bu hikayenin neden bu kadar basit olduğunu daha iyi anlıyoruz. Çünkü bu insanların –pek çoğumuz gibi- hayatları çok basit bir denkleme dayanıyor. Kimisi sadece para için, kimisi aşık olduğu kız için, kimisi intikam için kimisi ise huzurlu bir hayat için o evde. Ve Alvarez’in adaleti bu karanlığın içinde huzuru seçiyor. Ne kadar adil olduğunun tartışmasına girmiyor. Belki de Rocky’nin küçük kız kardeşinin hatrınadır. Bilmiyoruz. Ne kadar adil onu da bilmiyoruz. Ama biz zaten Alvarez’in ne kadar adil olduğunu tartışmıyoruz. Nefes al, nefes ver, nefes al, nefes ver... Tamam devam edebiliriz.

YORUMLAR [0]