TERSPEKTİF ANALİZ

KANUN NAMINA TESLİM OLMAYANLARIN DİZİSİ (BREAKING BAD 2008-2013)

Evren Kuçlu

@evrenkuclu

BU YAZIYI PAYLAŞ

BEŞ SEZON BOYUNCA FORM GRAFİĞİNİ SÜREKLİ YÜKSELTEN BREAKING BAD, 1 YIL ÖNCE SONA ERDİ. PEK ÇOK HAKLI ÖDÜLÜN SAHİBİ DİZİYİ HALA İZLEMEDİYSENİZ, BU RANDEVUYU DAHA FAZLA ERTELEMEYİN.

 

Amerikan sinema tarihini kabataslak bilenlerin görgüsünü hesaba katan Breaking Bad, dizi sektörünün endüstriyel açıdan sinemayla kulvar farkını neredeyse yok ettiği bir etap geçiliyorken iyilik ve kötülüğe getirdiği anlaşılır ve insani yorumlarla adını tüm dünyaya duyurdu. Hollywood’un bazı aksiyon formalitelerini sağlam bir öykünün içerisine akıtarak 'karton' tepkiler yerine neredeyse sanatsal bir dram formu oluşturmayı başarması; 500 bine yakın izleyicinin onayıyla sonuçlanan 9,6 imdb puanı ve çeşitli platformlarda aldığı birçok ödülle onurlandırılmasını sağladı. Hatta birçok internet portalı ve bu satırların yazarı tarafından kainatın en güzel dizisi kabul edildi.

 

144 bölümlük televizyon kültü The X Files’ın (1993-2002) önemli bir kısmının yapımcılığını ve yönetmenliğini yapan Vince Gilligan’ın neredeyse her şeyini üstlendiği bu benzersiz öykü henüz son bölümleri izleyiciyle buluşmamışken bir efsaneye dönüşmüştü. Dizinin setine dönüşen New Mexico yakınlarındaki Albuquerque şehri ziyaretçi akınına uğramış, Candy Lady adlı şekerleme dükkânının sahibi dizide sürekli bahsi geçen “Mavi meth” isimli uyuşturucuya benzeyen şekerlemeler üreterek ekonomik açıdan talihini değiştirmeyi başarmıştı. Dizi ayrıca yapımcısı Gilligan ve tüm oyuncuların bu güne dek giriştikleri en karlı proje oldu. Dahası, önceleri yönetmenlik, aktörlük ve film seslendirmeleriyle ‘tanınmayan’ dizinin başrol oyuncusu Bryan Cranston'ın yüzü dünyanın en ünlü profillerinden biri haline geldi.

 

Mad Men, Hell On Wheels, Walking Dead gibi son dönemin üst klasman dizilerinin boy gösterdiği AMC'de Ocak 2008’de ilk bölümü yayınlanan Breaking Bad 50. yaş gününü devirmesinin ardından henüz 24 saat geçmemişken akciğer kanseri teşhisi konan lise kimya öğretmeni Walter White’ın kendi sonunun ailesi için sağlam bir geleceğe kapı açması umuduyla aldığı risk ve inisiyatifleri içeriyor. White; ikinci çocuklarına hamile güzel eşi Skyler (Anna Gunn) ve Serabral Palsi hastalığından mustarip oğlu Walter White Jr.’a (Walter White Jr. rolünü canlandıran RJ Mitte gerçekte de Serabral Palsi’den mustarip biri.) daha iyi koşullar sağlamak için neredeyse kusursuz kimya bilgisini uyuşturucu sektörüne transfer etmeye başlar. Kanunen ağır bir suç işliyor olmasına rağmen ilk başlarda psikolojik açıdan daha işlevsel davranarak görece pasif kişiliğini gitgide rafa kaldırır. Doktorlar hayatta kalacağı sürenin kabataslak bir takvimini çıkarınca,kahramanımız alacağı riski seçmekte zorlanmaz.  Narkotiğin gözbebeği olan bacanağı Hank Schrader'ın (Dean Norris) iyi niyetle kendisine açacağı koridoru kötüye kullanarak uyuşturucu dünyasının parasına ve itibarına göz dikmeye başlar. 

 

Uyuşturucu dünyasının patronluğuna giden yolda piyasanın jargonunu lisedeki başarısız öğrencisi Jesse Pinkman (Aaron Paul) rehberliğinde öğrenir. Jesse, metafetamin (kristal meth) adlı uyuşturucunun pazarına hâkim bir kurye olduğu için yeri geldikçe maymuncuk olarak bazı kapıları açacak, zaman geçtikçe de pozisyonuna itiraz edip daha çok para ve itibar isteyecektir. Tabii bu esnada dizideki en işlevsiz! karakterden, Mr. White'a kadar herkes öyküyle birlikte canlılık kazandığı için, dizi boyunca White ve Jesse'nin performansına saplanıp kalmamız gibi bir risk içermiyor dizi. Çünkü Walter White uyuşturucu âleminin Aynştayn'ı olarak Heisenberg kod adıyla kariyer yaparken bu hikâyeyi Hollywood'un klişeleştirdiği klasik bir yükseliş öyküsünden sıyırmak için öyküde dramatik açıdan ne gerekiyorsa yapılmış. Ayrıca bir karakterin kıstırıldığı delikten nasıl çıkacağı, o esnada yaşayıp bir kısmını da atlattığı psikolojik travmaların neredeyse tamamı bir bütün içerisinde kayıt altına alınmış. 

 

Her şey o kadar gerçekçi ki, yer yer Heisenberg'i neredeyse bir alter ego haline getirsek de nihayet kendi halinde bir aile babasının, her şeyi tehdit altında bir kanun kaçağına evrildiğini tam olarak kavradığımızda gözümüz korkuyor; sempati yerine empati kapıları açılıyor.

Akciğerini saran tümörlerden daha hızlı davranarak bir an önce ailesine ömürleri boyunca yetecek kadar nakit bırakmaya çalışan White, başta ısrarcı eşi Skyler (bir boğa burcu kadını olma ihtimali yüksek) olmak üzere yakınlarının ısrarıyla kansere de savaş açacaktır. Ancak ne hastalığı ne de içerisine bulaştığı meth dünyasındaki hareketlilik tahminleri doğrultusunda ilerler. Bir çeşit iyimserlikle başlayıp sonrasında neredeyse dizideki tüm karakterlerin içerisine sürüklendiği çok boyutlu, mükemmel bir drama dönüşür. Dram demişken; Breaking Bad izleyiciden gözyaşı kopartan bir yapım değil. Böyle bir misyonu da yok zaten. Ancak bunu istediğinde alabildiğini ve gerekirse daha fazlasını da yapabileceğini ispatlamak zor değil. Beş sezon boyunca form grafiğini sürekli yükselterek takipçilerinin bol bol selamını alan dizi Hollywood'un aksiyon açısından keskin virajlarını senaryosundaki ince zekâ sayesinde yumuşak bir şekilde geçiyor. 

 

Hikâyeyi sağlam ayaklar üzerine oturtma çabasından olsa gerek ilk sezonun birçok bölümü klasik aksiyon ve drama seyircisi için ‘ağırkanlı’ sayılabilecek bir eşikte seyretmişti. Ancak daha ilk bölümden itibaren hem karakterlerin hem öykünün potansiyeli göz önüne alınırsa, vaat ettiği sarsıcı eğlencenin şüphe götürür tarafı yok.

 

Dizinin izleyiciyi kendisine en çok çeken yanlarından birisi de öyküye sonradan takviye edilen karakterlerin çıtayı sürekli yukarı çekiyor olmasıydı. Hatta bu rötuşun bir semeresi olarak görebileceğimiz 4. sezon finali, "God Father 4" olarak yayınlansaydı onu hiç itiraz etmeden Francis Ford Coppola'nın muhteşem serisinin yanında ağırlayacak birçok sinefil bulunabilir. 

 

Dizinin sinemaseverler tarafından çok sevilmesinde öykü ve oyunculukların sıradışı olmasının yanı sıra mekân ve müzik seçiminin de payı büyüktü. Dizide Amerika’nın şehre değil toprağa bakan 'western' görüntüsünü kullanarak izleyiciyi kolayca hipnotize eden Vince Gilligan; Double Concerto in D minor, Largo Flute (Bettine Clemen,) Etienne de Silhoutte (Black Feather), Deixa Pra La (Bronx River Parkway) Scoobidoo Love (Paul Rothman) gibi öykünün tonunu tutturan şahane müziklerle konsepte dair her sorunu halletmiş.

 

5 sezon ve toplamda 62 bölüm süren Breaking Bad oyuncu seçimi ve performansları açısından oldukça ses getirdi. Başrollerini Bryan Cranston ve Aaron Paul’ün paylaştığı yapımda Cranston, Emmy tarihinde drama dalında üç kez üst üste En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanan ikinci oyuncu oldu. Paul ise iki kez En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülüne layık görüldü. Dizinin başrol oyuncuları bir yana, dizide konuk oyunculara varıncaya dek neredeyse herkes sergiledikleri performanslarla arkalarında büyük bir hayran kitlesi bıraktılar.

 

Breaking Bad vakit öldüren dizilerle hiçbir kan bağı bulunmayan racona ters bir iş. Özgün üslubunu bir an bile terk etmeyerek sadece hedef kitlesine kulak asan birinci sınıf bir yapım. Dizi sona ereli yaklaşık bir yıl oldu. Dolayısıyla fazla uzaklaşmış olamaz. Arayı çok açmadan bu randevuyu ayarlamanız tavsiye edilir.

 

 

YORUMLAR [0]