KAYIP BAKIŞLAR

KABUS GÖNÜLLÜLERİ (PROXY)

Serkan Murat Kırıkcı

@bodakedi

BU YAZIYI PAYLAŞ

MUTSUZ İKİ KADININ ACILARINI ORTAKLAŞA ERİTMEK ÜZERE KURDUĞU ARKADAŞLIKTAN YOLA ÇIKAN VE İNSANLARIN BOŞLUKTA NELERE TUTUNDUĞUNU HİKAYELEŞTİREN ’PROXY’, KEŞİFÇİSİNİ BEKLEYEN BİR HAZİNE…

İyice hızlanan dünyada dört duvar yalnızlığa teslim olan her ruh, tutunacak bir dal arar kendisine. Aynı yollardan geçmiş benzerini bulmak ister. Birbirlerine travmalarını anlatacak ve yaşadıkları kabuslar ikisini de birden saracaktır. Gazetelerin üçüncü sayfa haberleri olarak fark gözetmeden klişeleştirdiğimiz olayları yaşayanlar için özel bir durum yoktur hiçbir zaman. Bir ayrıcalıkları yoktur. O yığının, süre gelen döngünün bir parçasıdırlar. Yaşanan olay sonrası gelen tepkiler ve olursa kendilerini ziyaret eden yardım görevlileri de bu durumun altını çizer. Başka biri onun yerini aldığında unutulacaktır. 2013 yapımı “Proxy” o deneyimleri yaşayanlara daha yakından bakıyor ve iki kadının yollarını kesiştirerek diken üstünde bir gerilim yaratıyor.

“Proxy” bizi yeni bir yönetmenle tanıştırıyor. Dördüncü filmi olmasına rağmen adını duymadığımız, filmlerini izlemediğimiz bir isim Zack Parker. 2001’de yazıp yönettiği kısa metrajlı mistik gerilim “Deception” ile başlayan Parker, beş yıl sonra ilk uzun metrajı “Inexchange”i de aynı türde kurmuş. Bir yıl sonra bu kez “Quench” ile gotik bir drama kurmuş ve iyi bir yönetmenin gelişinin habercisi olarak değerlendirilen film New York Uluslararası Bağımsız Film ve Video Festivalinde ödülle de taçlanmış. 2011’de “Scalene” ile türleri harmanlayarak kendi dilini bulmuş ve ilk olgunluk örneğini de vermiş. Hitchcockian gerilimi ile dikkat çeken ve yine ödüllerle taçlanan yönetmen iki yıl sonra “Proxy” ile ustalığa doğru geçiş yaptığını gösteriyor. Senaryoyu Kevin Donner ile kotarmış, kadroyu da Alexia Rasmussen, Alexa Havins, Kristina Klebe ve Joe Swanberg’in başını çektiği isimlerden kurmuş. Dikkat çeken müzikleri de The Newton Brothers imzalı.

Dört karakter üzerinden anlatıyor hikayesini Proxy… İkisi direkt, ikisi dolaylı olarak parçaları tamamlıyorlar. Önce Esther ile tanışıyoruz… Doğumuna iki hafta kalmış bebeğinin ultrasonunda. Umursayan kimsesi olmayan yalnız kadının sperm bankası aracılığıyla beklediği umut ve yeni başlangıç heyecanı, doktor çıkışı uğradığı saldırıyla alt üst oluyor. Bebeğini kaybeden Esther için çözümü de sistem öneriyor. Teselliyi kendisi gibi çocuklarını kaybetmiş kadınlardan oluşan destek grubunda bulması salık veriliyor. Bu sayede Melanie ile tanışıyoruz. O da yalnız, o da çocuğu ve kocasını kaybetmiş. Üstesinden gelememiş ama yakın davranarak rahatlatıyor, umut veriyor. Böylece başlayan arkadaşlık bambaşka sonuçlar doğuruyor…

Spoiler vermeden anlatılmayacak bir konuya sahip “Proxy”. Her dakikası başka bir olaya ve sürprize gebe… Tahmini çok zor bir senaryo ve işleyişle seyircisini bambaşka bir atmosfere sokarak teslim alıyor Parker. Her sahnede ince fırça darbeleriyle hiç acele etmeden yapıyor resmini. Genel izleyici için seyri zor ve temposuz bir film ama sinefiller için tam bir şölen. Hitchcockian gerilimin üzerine David Lynch filmlerinin atmosferi de sinmiş. Göstereceği şeyleri de özenle seçmiş Parker. Yeri geliyor kapalı kapının ardındaki sesi kullanıyor, yeri geliyor küçük detaylarla izleyicisine tamamlayacak bulmaca veriyor. Kilit sahnesinde kan göstermekten çekinmeyip bolca boca ederken, müziği de harika kullanarak yarattığı şiddet estetiği ile iz bırakıyor.

Mutsuz iki kadının acılarını ortaklaşa eritmek üzere kurduğu arkadaşlıktan yola çıkan film, insanların boşlukta nelere tutunduğunun hikayesi… Destek gruplarına, çocuklarını kaybeden ailelerin şaşkınlığına, ruh hallerindeki keskin değişimlere ve bu süreçteki kaybolmalara dair çarpıcı bir hikaye. Bu kabusu herkese gösterme merakının nerelere vardığının eleştirisi aynı zamanda. İyi yazılmış, iyi oynanmış ve yönetilmiş “Proxy”, keşifçisini bekleyen bir hazine…

 

YORUMLAR [0]