B+HORROR

JEKYLL AND MR. HYDE

Burak Bayülgen

@BBayulgen

BU YAZIYI PAYLAŞ

Çoğu kişi tarafından ABD’nin ilk büyük korku filmi olarak nitelendirilen Dr. Jekyll and Mr. Hyde (John S. Robertson, 1920) edebi eserin en verimli uyarlamalarından birisi olarak tarihe geçerken, bir bilim adamının merakının ve insanlığa faydalı olmasının da ötesinde, eril olmak isteyen ama olamayan bir bilimin arzu nesnesi olan dişil hazzın peşine düşmesi üzerine çıkan kaos üzerinedir. Bu yazıda Dr. Jekyll’ın ego ve super-egosunun Mr. Hyde’a dönüşen alter-egoyla birlikte dönüşümsel olarak yaratılan travmasına değineceğiz. 

 

-*-

 

Dr. Jekyll’ın Mr. Hyde’a dönüşümünü taçlandıran bir fenomen var ki o da John Barrymore’un performansıdır. Performansın üstünü açacağı yegane şey, dönüşümün kaçınılmaz olarak egodan yola çıkan saplantısıdır. Bu saplantı, eril olmak isteyen bilimin dişil hazzı nesneleştiremeyen bakışıdır Ego, performans sayesinde dışavurulabilecek; hatta alter-egoyu da kaçınılmaz olarak bir bilimsel meraktan çok öteye sürükleyecektir.

Barrymore’un ekspresyonist oyunculuğu bir bilimsel takıntıdan da öte travmayı gözler önüne serer: Bu travma arzularının peşinden koşmak isteyen ve bir hezeyana kapılan Mr. Hyde ve super-egonun eril olmak isteyen ama olamayan bir bilimden başka bir şey sunmadığı ve artık arzularının nesneleştiremeyen, Mr. Hyde’ın erilliğine dönüşüp ölmek isteyen Dr. Jekyll’dır. 

Eril olmak isteyen ama olamayan bilimin gerçekliği, dişil haz olan hayatın; içkinin, kadının ve eğlencenin içinde kendine nesne arayışları sürdürür ve bu arayışı layıkıyla Mr. Hyde yerine getirir. Artık Mr. Hyde adeta bir hezeyanın içindedir ve bu hezeyan; bir başka metaforik tabirle rüya, bir bilim insanının (Dr. Jekyll) sorguladığı ve meraklandığı tüm olguların üzerini açar ve içinden çıkılamayacak bir ölüm arzusu doğurur. Bu arzunun sebebi fanteziye rüyalarda da erişilememesi, eğer erişilirse o fantezinin fantezi olmaktan çıkışıdır. Tamamen super-egonun içinden fışkıran Dr. Jekyll’ın bilimsel merakı, farklı noktalarda mekansal olarak bulunmak isterken kendi ölüm arzusunu da beraberinde getirir. Burada bilim eril bir benlik kuramamıştır ve benlik, alter-egosunu dişil zevk üzerinde erişilemeyen bir arayışa ancak ve ancak Mr. Hyde sayesinde yönlendirecektir.   

Hezeyan ve metaforik rüya, dışavurumun en önemli ögelerinden birisidir ancak sadece arzunun ve fantezinin ne olduğu üzerine bir ipucu verebilir bizlere. Fanteziye erişildiğine dair –ki Mr. Hyde’ın erişip erişemediği de sorgulanıyor burada- bir verimiz yoktur. Hezeyan sınırlarına varan alter-egonun davranışları, (kadın, içki ve sınırsız haz peşinde koşma) özellikle Mr. Hyde’ın uyanmaktan korkmasına sebep olmaktadır. Dr. Jekyll’ın ölüm arzusunun aksine, Mr. Hyde rüyada ve hezeyanda fantezisinin peşinden ilelebet; erişemeyeceğini bilse bile koşmak istemektedir. Uyanma arzusu ile ölüm arzusu arasında bir fark vardır: Dr. Jekyll’ın egosu, uyanma arzusunu nesneleştiremediği dişil hazdan uzaklaştırır; uyandığı taktirde travması tatminkar olmadığı için süregelecek ancak Mr. Hyde’a dönüşüp ölümle sonlandığında dişil haz daimi olarak travmadan soyutlanacaktır. Mr. Hyde bu hezeyana ve metaforik rüyaya devam etmek istemektedir. Dr. Jekyll’ın kaosu burada yatmaktadır.

            John Barrymore’un performansında Dr. Jekyll’ın bedeni, alter-egonun hükmü altındadır ve super-egonun merakı ve mekansal olarak farklı noktalarda bulunabilme isteği, travmanın içinde hüküm sürer. Mr. Hyde’ın dönüşümsel olarak egoya indirgenebilecek bir özelliği kalmamıştır artık ve Dr.Jekyll’ın nesneleştiremediği hazzı alter-egoya yansıtılmıştır. Bu vesileyle Dr. Jekyll için ekspresyonist bir performans daha da fazla gereklidir: Özellikle kendini Mr. Hyde’dan soyutlamak; yani hezeyandan, metaforik rüyadan kurtulmak ve ölmek istediği anlarda…

            Şayet fanteziye rüyalarda bile erişilemiyorsa, Dr. Jekyll’ın bu rüyadan neden uyanmak yerine ölmek istediğini daha net kavrayabiliriz. Çünkü Mr. Hyde sayesinde hezeyanda fanteziyi arayan, ulaşmak için çabalayan bir alter-ego, merak duyan ama hazzı nesneleştiremeyen bir super-egoya yeniden döndüğünde elde kalan tek gerçeklik, arzusunu, fantezisini tanıyamayan ve hiçbir zaman tanıyamayacağı eril olamayan bir bilimden başka bir şey değildir. Dr. Jekyll and Mr. Hyde miti de buradan beslenmektedir. Esas olarak merakın yattığı bir super-ego, alter-egonun hükmü altında hazza kavuşmaya çabaladığında tamamen bambaşka bir benlik ve geri dönüşümü hiç de tatminkar olmayan bir kaos yaratmaktadır.     

 

-*-

 

            Mr. Hyde için arzu nesnesi ulaşılamasa bile, peşinden koşmaya değerdir. Dr. Jekyll için ise bu süreç artık oldukça sancılıdır. Onun bir arzu nesnesi yoktur. Mr. Hyde’a dönüşümündeki peşinden koştuğu arzular, yeniden Dr. Jekyll’a döndüğünde travmayı içinden çıkılamaz hale getirir çünkü dönüşüm kaçınılmazdır ve geriye arzusunu tanımlayamamaktan ve nesneleştirememekten bitap düşmüş eril olamamış bir bilime sahip Dr. Jekyll’dan başkasını bırakmaz. Dr. Jekyll merak eden, ama her hangi bir hazzı betimleyemeyen bir etkendir. O halde buradan itibaren Dr. Jekyll’ın tek büyük arzusu, hezeyandan uyanmak yerine, Mr. Hyde’ın konumunda ölmektir. Böylelikle dönüşüm bir kez daha realitede gerçekleşmeyecek ve dişil arzunun peşinden ilelebet kendi benliği olarak değil (çünkü kendi benliği net değildir) Mr. Hyde’ın şevkiyle koşacaktır. Artık dönüşümsel bir travma, bir möbius şeridi kalmayacak, alter-egonun dişil arzu üzerindeki kararlı yürüyüşü sürüp gidecektir.  

YORUMLAR [0]