TERSPEKTİF ANALİZ

İTİRAZ HAKKINI KULLANACAKLAR İÇİN: THE VERDICT

Evren Kuçlu

@evrenkuclu

BU YAZIYI PAYLAŞ

Sidney Lumet, Amerikan adalet sistemini didiklerken kendisine muhteşem bir kariyer edinmişti. “12 Angry Men (1959)” ile başlayarak alenen daldığı mahkeme salonlarına; yargıcından, mahkûmuna, sanığından avukatına varıncaya kadar, hukuki bir davaya karışabilecek herkesin gözünden bakmıştı neredeyse. Aslında çektiği bu tür filmlerin her biri Amerikan yargı sistemine karşı açılmış açıktan bir dava niteliğindeydi. Usta yönetmen, itirazlarının arkasında durduğunu göstermek için tüm bunlarla yetinmeyip Amerikan kamuoyunun gözüne sokacak kadar çok suç filmi çekmeye devam etti. En büyük başarısı ise, filmlerinde yargı sürecini kendi kafasına göre şekilden şekle sokmaktansa, dışarıdan çıplak gözle seyretmeyi tercih etmesiydi.

1982 yapımı The Verdict / Hüküm, Amerika’da işletilen hukukun üstünlüğü(!) ile ilgili endişelerden vuku bulmuş bir yapım. Yasal yollardan yurttaşlara bulaşan adaletsizliği çarpıcı bir dille sorguluyor Lumet. İzleyiciyi kışkırtmaya değil anlamaya davet ediyor. Öykünün orta yerinde, sorunlu yaşantısı yüzünden mesleki kariyeri yerle bir olmuş bir avukat var. Hayata yeniden bağlanabilmesi için mesleğine ya da 'hukuka' değil, belki de ilk kez adalete ihtiyaç duyuyor. Amerikan sinemasının en karizmatik beş aktörü arasında sayacağımız Paul Newman’ın, kariyeri dibe vurmuş alkolik avukat Frank Galvin’i sımsıkı kucaklayarak canlandırması öykünün gücünü ilk elden iki katına çıkarıyor. Doktorların ihmali yüzünden bitkisel hayata girmiş bir genç kızın davasını, kadim dostu Mickey Morrissey’in yardımıyla alan Frank Galvin, daha davayı açamadan, kendisine hariçten teklif edilen 210 bin dolarlık tazminatı elinin tersiyle iterek hem kariyerini hem de ruhunu temize çekmeye karar veriyor. Ancak bu kararla birlikte dava öncesinde kendi lehine görünen her şey davanın başlamasına yakın bir zamanda aleyhine dönüyor. Hele ki davaya bakan yargıcın Galvin’e karşı beslediği antipati de işin içine karışınca.

Duruşma saati yaklaştıkça işlerin iyice ters gittiğini gören Galvin’in gözü kara bir avukat olsa da nihayetinde bir insan olduğu seyirciye unutturulmuyor. Öyle ki üstünde hissettiği bu baskıya daha fazla karşı koyamayıp geri adım atıyor. Davalı tarafa, kendilerine yakın zamanda teklif edilen 210 bin doları almaya karar verdiklerini iletse de karşı taraf, bölgenin en kurt avukatıyla çoktan anlaşmış oluyor. Aradığı tanıkları bulmakta zorlanan ve davayı oldukça zora sokan Galvin’in en büyük destekçisi kısa zaman önce bir barda tanıştığı Laura oluyor. Tükendiğini hissettiği anda onu harekete geçirecek konuşmayı da bir tek o yapabilmiştir çünkü. Fakat hayatına heyecan veren bu kadının kendisi için bir başka üzüntünün kapısını aralayacağından habersizdir.

Nihayet duruşma günü gelir. Ancak eldeki delillere, mahkemeye getirilemeyen tanıklara, art niyetli yargıca ve tüm hazırlıklarını tamamlamış olan kurt avukat Ed Concannon’ın (James Mason) performansına bakılırsa Galvin’i mesleki anlamda tam bir hezimet beklemektedir. Birkaç güne yayılan duruşmada Galvin, hukuki prosedüre ve formalitelere değil vicdanlara seslenmeyi dener. Büyük çabalarla tanık olmaya ikna ettiği hemşire Kaitlin Costello’nun mahkemeye sunduğu çarpıcı bilgiler de hukuki prosedür gerekçe gösterilerek davadan çıkarılınca geriye bir tek jürinin kalbini fethetmek kalmıştır ne de olsa.  İşte Galvin’in, bu kozunu kullanarak jüriye yaptığı “adalet çağrısı” beyazperdenin mahkeme salonlarında geçen en etkileyici nutuklarından biri olur. Filmin iki saatlik süresi boyunca seyirciyi davasına ikna eden Galvin’e jüri de gönülden inanır. Davanın dışında tutulması gereken delilleri de göz önünde bulunduran jüri, Galvin’in adalet davetine olumlu yanıt verir.

Sidney Lumet 12 Angry Men'de daracık odada, görüp görebileceğimiz en zihin açıcı tartışmalarından birini izletmişti bize. Bir adamı, çoğu boşboğaz jüri üyelerini adaletin yürümesi için ikna etmeye çabalarken izlemiştik. Hem de sonunda adalet yerini buluyordu (daha ne olsun). Şimdi adalete çok ihtiyaç duyup onu bir türlü yanımızda hissedemediğimiz şu günlerde The Verdict, gerçekçi üslubu ve adalet inadıyla bir ümitten fazlası olabilir.

Bunlara ek olarak bilmek gerekir ki, adaleti dava edinmiş usta bir yönetmenin en seçkin filmlerinden biridir The Verdict. 1983’te 5 dalda Oscar adayı gösterilen yapımın diyalogları ve üslubuyla halen daha seyirci üzerinde oldukça kuşatıcı bir etkisi var. İç ve dış mekân seçimi, Paul Newman, Charlotte Rampling ve James Mason gibi ünlülerden kurulu oyuncu kadrosu ve oturaklı hikâyesiyle tüm iltifatları hak ediyor. Lumet sinemasının karakteristik özelliklerini barındıran film, zekice çözümlemeleriyle izleyicisini karşısına değil içerisine alıyor.

YORUMLAR [0]