FİLMTERAPİ

İSKAMBİLDEN EV (HOUSE OF CARDS)

Deniz Keziban Çakıcı

adenizk

BU YAZIYI PAYLAŞ

 

 

“Gerçeğin gücünün azaltılmasının, gerçeğe aldırmamak ile gerçeği kabul etmek arasında bir geçiş aşaması olduğunu” söyler Sandor Ferenchzi. Bu ülkede derin erki elinde tutanlar da, çoktandır kendi çocuklarının kanından nemalanan bir toplum olduğumuz gerçeğini azaltmanın bin bir yolunu bularak hayatlarına devam ediyor: Nereden atıldığı hiç bilinmeyen kurşunlarla evlerine cesetleri gönderilen çocuklarla dolu günlerimiz. Evine gitmek için dolmuşa binen, ama asla evine ulaşamayan çocukların tecavüz ve katli ile dolu ekranlarımız. Çocuklarının önünde öldürülen annelerle dolu sokaklarımız… Ve önümüzde önemli dönemeçler var: Barışın gelip gelmeyeceğine, akan kanın topraklarımızı sulamayı sürdürüp sürdürmeyeceğine dair… Bağda, bahçede, balkonda, evimizin içinde hayatın tam da orta yerinde sürüyor savaş. Sadece cephede değil…

 

Minicik çocukları piknik alanından söküp götüren bu iç savaş gerçekliğinden, dağlarında korkusuzca kekik toplanan, çimenlerinde sakınmadan pikniğe çıkılan iç barışı sağlanmış Türkiye’ye artık geçiş olsun. Bu ülkenin sokaklarından kadın cesetleri toplanmasın. Yerimizde saymaktan, iskambilden şatolar yapmaktan ve yapılmasından bunaldık. Beyhude kaybedilen bunca zaman artık son olsun, diyoruz. Biliyoruz ki en zor konu bile, herhangi bir gelişim aşamasındaki herkese, her çocuğa ve bu ülke insanına entelektüel dürüstlükle etkin bir şekilde öğretilebilir. Yeter ki kendi çocuklarımızın kanından nemalanmayalım. Yeter ki bundan kurtulmayı gerçekten isteyelim. Değişim isteğinin gücünü azaltmaya çalışmayalım.

 

Bu ay yakından bakacağımız film de; bir çocuğun içine düştüğü ölüm kavramını, bundan çıkmasını, bunu gerçekçi bir şekilde derece derece anlamasını ve çocuğunu kurtarmayı gerçekten isteyen ve başaran bir annenin öyküsünü aktarıyor.

 

Çocukların iki yaş öncesinde, nesnelerin sürekliliği yok. Bu nedenle de bir şeyin yokluğunu değil eksikliğini hissederler. Ölüm gibi kaçınılmaz ve dönüşümü olmayan bir konuda bize en iyi yapabilecekleri tanım, uzun bir yolculuk tanımı olur. O bitmeyen yolculuk deneyiminden itibaren, kaybettiği nesne ya da kişiyle ilgili eksik yaşantı, aynı zamanda bir tür korunma yöntemi olan, o eksikliği imgeye-hayale dönüştürme yetisini de güçlendirir onlarda. Bu bilinçli bir süreç değil tıpkı, kendine bakım veren en yakınların ortadan kaybolması anında duyduğu ayrılık anksiyetesi gibi bilinç dışı işleyen bir süreçtir.

 

Çocuklar üç-beş yaş dönemlerinde hareketsizliğin ölüme tekabül eden bir şey olduğunu bilir ama bunun dönüşü olacağını sanır. Ölümü geçici bir durum olarak algılar, ölümle ilgili soyut düşünceleri anlayamazlar. ‘Kardeşim öldü biliyorum ama benimle top da mı oynamayacak? Pikniğe de hiç gelmeyecek mi’ türü beklenti dolu soruları, soyut düşünmeyi henüz öğrenmediklerindendir. Çocukların kendi cinsiyetinden olan ebeveyne benzeme, özdeşlik kurma çabası içinde oldukları bu dönemde bir kayıp yaşamaları, özdeşleşme ve kendileri olma çatışmasına dair de sıkıntılar doğurabilir.

 

Beş-dokuz yaş arasında çocuk, ölümün gerçek olduğunu kavrar. Fakat kendi başına gelebileceğini düşünmez. Ancak on yaşından sonra ölümün evrensel bir olgu olduğunu kendi başına da gelebileceğini kavramaya başlar. Ölümü gerçekten anlamaya ve kabullenmeye başladıkları yaş, on-on üç arasıdır. Ölüm olgusunu kavrarlar, kabul ederler ancak verdikleri yas tepkileri yetişkinlerinkinden farklıdır. Çiçeğinin solmasına tepki veren bir genç, babasının ölmüş olmasına hiçbir tepki vermeyebilir. Çünkü çiçeğinin ölümüyle baş edebilir. Ama babasının ölümüyle baş etmek ve yüzleşmek çok daha ağır, çok daha tehdit edicidir.

 

Bir ailenin, ölümle başa çıkma ve yas süreçlerini anlatan İskambilden Ev filminin orijinal adı: House of Cards. Türü dram ve 1993 ABD yapımı. Yönetmen Michael Lessac. Oyuncular: Kathleen Turner, Tommy Lee Jones, Asha Menina, Shiloh Strong, Esther Rolle.

 

Arkeolog olan babası, Güney Amerika’da Maya topraklarındaki kazı alanında kaza geçirerek ölen küçük kız, abisi ve annesiyle birlikte Amerika’ya geri döner. Maya topraklarının uygarlığa uzanan en eski ve büyüleyici ortamında büyümüş, ana dilinin yanı sıra İspanyolca ve Maya diyalekti de konuşan küçük Sally, yaşadığı ölüm şoku ve bu şokun hemen ardından, alıştığı çevreden ayrılmanın verdiği rahatsızlık nedeniyle de gittikçe içine kapanır. Ölümle gelen bir kopuş ve varlığını oluşturan çevreden bütünüyle kopuş. İki büyük ve dönüşümsüz kaybı kısa aralıklarla yaşar. Sally’nin içine kapanmasının nedenleri hakkında ipucu vermek adına, küçük kızın bir Maya yerlisiyle yaptığı içsel konuşmalar verilir filmde. Yerli, Sally’e, o eski uygarlığın öğretilerinden birini fısıldar. Mümkün olduğunca sessiz olmasını, acısını sessizce içinde yaşamasını ve babasının artık ayda yaşamakta olduğunu söyler. Annesi ve abisi, Sally’nin konuşmayı tamamen kestiğini, çok sonra anlarlar. Bu tür durumlarda çoğu kez olduğu gibi Sally de susar ama söylemek istediklerini oyun yoluyla, resim yoluyla ifade eder. Hayatta, geriye kalanlardan dikkatli bir göz; oyun yoluyla yap-bozun parçalarını yerine oturtarak temel güven duygusunun tekrar kazanılabildiğini ve yaşamların tekrar düzenlenebildiğini görecektir. Özellikle de çocuklarda travmatik yaşantıları ayrıştırabilmenin, yeniden yaşamsal parçaları birleştirebilmenin çok önemli yollarından birinin oyun ve resim olduğunu da.

 

Küçük kızın annesi Ruth Matthews (Kathleeen Turner) dikkatli, güçlü ve sevgi dolu bir anneyi canlandırır. Kızının sosyal etkileşim bozukluğu, dilsizliği, imgesel oyun oynama, tırmanma yetisindeki artışı önce geçici şok semptomlar olarak algılar. Sonra çocuğuyla arasındaki kopuşu kavrar. Göz teması eksikliği, yüz ifadesinin olmaması, sosyal yönelimli gülümseme yoksunluğu ve çocuğun anne, ağabey ve dış dünyanın seslerine tepkisizliği, mesafeli ve içine kapanık ilgisizliği, tekrar eden ve çocuğunun kendi kendini uyaran otizme varan davranışları, başka arayışlara iter anneyi.

 

Bir çocuk terapistine (Tommy Lee Jones) başvurur. Terapist, kendi vücudunu da kullanarak olağanüstü sanatsal yetenekler sergilemeye başlayan küçük kızı bilinen geleneksel yöntemlerle tedavi etmeye çalışır. Top atarak, tırmanarak ve iskambilden evler yaparak bir yere tırmanmaya, yetişmeye çalışan kızına terapist aracılığıyla da ulaşamayacağını anlayan Ruth, bambaşka bir yol dener. Kendi içgüdülerini dinler. Ve Sally’nin, babasının yaşadığına inandığı aya ulaşmaya çalıştığını anlar. Evinin bahçesinde, tıpkı kızının iskambilden yaptığına benzeyen bir kule inşa etmeye başlar. Onun ulaşmaya çalıştığı yerde, ona ulaşmayı dener. Yorgunluktan bitkin düşüp uyuyan Ruth, rüyasında Sally’yi görür ve konuşmaya başlarlar. İnsan algısının dışında, bir başka planda geçen bu konuşma sonunda, babasıyla vedalaşmayı başaran küçük kız, annesine ve normal dünyaya geri döner.

 

Büyük kayıp ve kopuş durumlarında zihinsel yaşamın bir yanının ya da tamamının askıya alınması olarak tanımlayabileceğimiz bu durum, bir tek çocuklara özgü değil elbette. Zamanın akışının, bilinçte geçici olarak devreden çıkarılması, bir tür içsel parçalara ayrılma hali. Ego, insanın hem özne boyutunu tanımlayan irade, bilinç ve vicdanı, hem de onun nesne boyutunu tanımlayan dürtülerini, iç isteklerini, tutkularını, içsel enerji kaynaklarını içine alan çok boyutlu bir kompleks. Egonun değişik duygusal modalitelerinin kırılarak iki ayrı bölüm olarak parçalanması egoyu değil, nesneleri hedef alır. Yani kişi, aynı anda görme duyusunu bir nesnenin seyrine, işitme duyusunu başka bir nesneden gelen sese, dokunma duyusunu da üçüncü bir nesneye yöneltebilir. Bu durumda nesne ile ilgili bir öğrenmenin gerçekleşebilmesi için duyu entegrasyonunu sağlamak imkânsızdır. Parçalara ayırma mekanizması nedeniyle o kişi birbirine bağlanmaksızın yanyana gelen saf duyulardan oluşmuş bir dünyada yaşar. Filmde Sally’nin de yaşadığı gibi. Bu mekanizma sonucu otistik düşünce şeklinde normalden çok farklı olarak bir bilgiyi algılama, kodlama ve saklama söz konusudur. Ayrıca aldığı bilgiyi ilişkilendirememe ve durumlar arasında zamansal sıralamanın kaybolması, bu durumdaki kişilerin öğrenmesinde de yansımalarını bulur. Öğrenme ve algılama ile ilgili yaşanan problemlerden dolayı, olaylar ve durumlar birbirinden kopuk olur; olaylar bir film gibi değil de, daha çok bağlantısız tek tek fotoğraf kareleri gibi görülür. Burada da en önemli eksiklik; bilgi ve durumları toparlayacak, kendine dair refleksiyonları gerçekleştirmesini sağlayacak bir psikolojik bütünlüğün olmamasıdır. Eksilen şeye saplanılmış ve kalınmıştır. Yani çocuk durumları algılar ama bununla kendi ilişkisini ya da olayın ilişkisini tümüyle kuramaz. Bu gerçekleşmediği için anlamlar hep bölük pörçük kalır. Filmde annenin yaptığı iş, psikolojik bütünlüğü sağlamaktır. Çocuğun bilinçsizce verdiği tüm verilerin, bilgilerin anlamlandırılmasını sağlar anne. Ve çocuğunu, içine düştüğü ölüm kopuşundan çekip alabileceği psikolojik bütünlüğü kazandırır ona.

 

Gerçeğin gücünü azaltmadan çoğalsın hayatlarınız. Barış içinde ve yanınızda kalsın çocuklarınız.

YORUMLAR [0]