B+HORROR

IŞIK BİZİ ALANA DEK: BİR BLACK METAL PANORAMASI

Burak Bayülgen

@BBayulgen

BU YAZIYI PAYLAŞ

Yakın tarihin en çarpıcı popüler kültür olaylarından birisi de Norveç’te ortaya çıkmıştı. Kökenine baktığımız takdirde oldukça eğlenceli ama tek bir ülkeye mal ettiğimizde oldukça kaotik ve trajedik bir yapısı vardı bu fenomenin çünkü sanılanın aksine bu black metal akımı bir eğlence sektörü yahut karşıt-kültür ilişkisinden çok daha öteye gidiyor ve bir yer altı direnişine dönüşüyordu. Karşıt-kültür olması açısından oldukça bereketli topraklardı Norveç ama bu gençlerin cinayete ve kilise kundaklamasına kadar varan eylemleri, medya tarafından oldukça sarsıcı manşetler şeklinde veriliyor ve bu eylemler toplum huzuruna karşı oldukça büyük bir tehdit olarak algılanmakta ortaya haklılık payı koyuyordu. 

 

GERÇEK NORVEÇ BLACK METAL’İ

Yine de müzik severler suçu ne bu akımın öncülerinden Venom’a yükledi, ne de Bathory’ye… Ancak bu karşıt-kültüre uzak coğrafyalardan da oldukça büyük bir ilgi vardı ve adı literatüre True Norvegian Black Metal olarak geçecekti. Yönetmenler Aaron Aites ve Audrey Ewell bu Gerçek Norveç Black Metal’ini belgelediğinde, dikkat çeken en büyük unsur kuşkusuz ki müziğin teorik yapısından ziyade, getirdiği sansasyonel yöne dikkat çekildiğiydi. Black metal’i sansasyon kelimesiyle özdeşleştiren, ilk dinlendiğinde şok geçirten ve çokça korkutan Venom imajı değildi belki de. Müziğin giderek agresifleştiği, başkaldıran ve yıkıcı bir üslup benimsediği genel yapısı Norveç’te birkaç genç tarafından çok daha farklı bir biçimde temsil edildi. Belgeselin dönemsel olarak 2008’de çekilmiş olması bu açıdan daha verimli sonuçlar ve cevaplar doğuruyordu çünkü bilhassa black metal müzisyenlerinin röportajlarına dayanan belgeselde tüm müzisyenler, geçmişi ve bugünü daha olgun bir panoramadan görebiliyorlardı.

            Black metal belgeselleri oldukça sıklaştı ve estetiği, ideolojisi ve üslubu bilinmesine ve tüm dünyaca ezberlenmesine rağmen halen bir bilinmezlik ve gizemlilik ironisine sahip. Müziğin agresifleştiği andan itibaren eğlence sektörü ve işi eğlence sektörüne bırakmayıp salt bir ideoloji haline getiren çelişki oldukça incelenmeye değer bir kırılma. Until The Light Takes Us, bu kırılma noktasında kilit noktayı oluşturan Mayhem’ın arşiv görüntülerinden faydalandığından ötürü büyük bir vuruş yapmış sayılabilir ama bir noktada halen muğlak ki, o da arşiv görüntülerinden faydalanılan Dead ve Euronymous’un artık hayatta olmamaları ve her ikisinin de ölümünün halen günümüzde sansasyonel bir etki yaratması. Dead ve Euronymous’ın söylemlerini daha olgun bir panoramadan dinleyemeyecek olmamız sadece Until The Light Takes Us açısından değil, tüm black metal belgeselleri açısından büyük bir dezavantaj ve black metal’in bilinen ama halen merak edilen ve incelenmeye devam eden içeriği için halen yoğun bir gündem maddesi.

 

SİYAH EGO

          Geçmişten günümüze kadar uzanan black metal müzisyenleri bu eylemlerin üzerini örtmekten ziyade, bu eylemleri destekleyen söylemlerini halen koruyor ancak bu söylem bir egonun korkunç tarafını popüler bir çizgi halinde sunmaktan öteye gidemiyor. Ben bu egoyu Siyah Ego olarak adlandırıyorum. O halde Until The Light Takes Us’ın yargılamadan ve önyargı barındırmadan belgelediği black metal sahnesi o korkunç ve tehditkar imajı sunmak için kendine oldukça uygun bir platform bulmuş durumda. Cinayetin ve kilise kundaklamanın bile bazı müzisyenler tarafından onurlandırıldığı (örnek: Mayhem’dan Hellhammer’ın Faust’u bir eşcinseli öldürmekten ötürü onurlandırması) durumlarda black metal’in sansasyonel yapısı kadar, Siyah Ego’yla ilintili kibir de ortaya çıkıyordu. Daha olgun bir panoramadan görülen manzaraya rağmen geçmişe yönelik savunma anlık bir “ben” hissinin kaybolmasına engel tanımıyor ve belgesel bu “ben” patlamasına oldukça güzel bir fırsat kolluyordu. Unutmamalıyız ki black metal; özellikle Gerçek Norveç Black Metal’i bu Siyah Ego’nun üzerine kuruludur ve belgesel, önyargıcı olmadığı kadar bu geçmişteki katı eylemlerin de destekçisi değildir ama “ben” merkezci söylemlere fırsat vererek haksız bir şey yapmış da sayılmaz çünkü “ben” merkezci bir söylem olmadan, “ben” merkezinin şekillendirdiği şeytani ideolojiyi de ifade edebilmek, ifade etmesini sağlayabilmek mümkün değildir.

 

-*-

 

Sonlandırırken, “ben” merkezciliğin, Siyah Ego ile karizmatik görünüşün birbiriyle özdeş olmadığını belirtmeliyiz; belgesel de bunu gayet iyi bildiğinden, Siyah Ego, Sam Dunn’ın Metal: A Headbanger’s Journey belgeselinin black metal epizoduna nazaran sansasyonel etkiyi karizma ve imaj üzerinden çözümlemeyi tercih etmiş şekilde görünmüyor.  

 

 

 

 

 

 

 

   

YORUMLAR [0]